Yazan: Halil Özen
Benim gözümde Gürsel Tekin ve Kemal Kılıçdaroğlu, ülkemizini en kritik yıllarında AKP karşısında muhalefeti güçlendirmek yerine, kendi koltuklarını ve çevrelerini koruyan bir siyaset anlayışının taşıyıcıları oldular. Onların “güvenilir” gibi görünerek, partiyi içeriden kemiren bu tarzları, ülkenin bugünlere gelmesinin kapısını araladı.
Özel Analiz Dosyası (Bölüm 8): İhraç Edildiler
Çünkü ortada bir dava vardı; demokrasi ve cumhuriyet mücadelesi. Fakat onlar bu davayı kendi kişisel çıkarlarının gölgesinde bıraktılar. Bütün seçim ve örgütlenme başarısızlıklarına rağmen değişimden yana tavır almadılar. Oysa başka seçenek yoktu. Ya ülke tam anlamıyla AKP’nin şimdi telaffuz ettiği, Araplaştırma sürecinin esiri olarak laikliği de iyice hedef alacaktı. Ya da daha fazla bu soyguna dayanamayıp ekonomik olarak iflas edecekti. Nitekim bu iki varsayım da şimdi karşı karşıya kaldığımız gerçekler haline geldi. CHP’li o dönemki siyasetçilerin kolaylaştırıcı tavırları sayesinde…
Tuzla’daki tanıklık: Çıkar çetelerinin partileşmesi
Benim tanık olduğum CHP Tuzla İlçe örgütü, halkın mücadelesini omuzlamak yerine kişisel ticari çıkarların pazarlık masasına dönüşmüştü. İlçe başkanları, belediye meclis üyeleri AKP’li meclis üyesi tersane sahipleriyle ve AKP’li Belediye Başkanları ile yapılan işbirlikteliğiyle yol alıyordu. Tersanelerde gerçekleşen ölümlü kazalar hiç dikkatlerini çekmiyordu. İşçilerin canı hiçe sayılıyor; patronların insafına bırakılıyordu.
AKP’li meclis üyesi tersane sahiplerinin arazileri bir anda CHP’li taşeronları ilçe başkanı ve onun şürekası meclis üyeleri sayesinde 0.50 emsal konuttan; 1.75 ticaret alanına oy birliği ile dönüşüyordu. Yine oybirliği ile AKP’li Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın hastanesi aynı yöntemlerle ticari alana alınıyordu. Böyle onlarca karar veriliyordu.
CHP, işçilerden değil, AKP’li tersanecilerden yanındaydı.
Onlardan aldıkları taşeron işlerle çöplenmeye devam ediyor; suskunluğunu sürdürüyordu. Bu işbirliği uzun yıllar böyle sürdü. AKP’de, düzenini böylelikle itiraz olmayan bir ortamda rahatça kurdu. Bu düzenin kurulmasına yol verenlerin başında da İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, Berhan Şimşek vardı. Ve Genel Başkan Kılıçdaroğlu da gözünü kapatarak Tuzla’daki ekibi İlçe Başkanı ve meclis üyesi Hasan Uzunyayla ve daha sonraları Cemil Ekşi üzerinden bu düzenin sürdürülmesine onay veriyordu. Ne oluyor orda diye sormuyordu; bütün yazılı sözlü şikayetlerimize, karşılıklı yazışmalarımıza rağmen.
Tuzla, 2014 yerel seçimlerinde bir mahalle çalışması sırasında Gürsel Tekin adayı Cemil Ekşi için çalışıyor.
Siyasetten servete
Gürsel Tekin kendi anlatımına göre İstanbul’a çulsuz geldi, bugün servet tartışmalarıyla anılıyor. Kendi üzerine mal kaydı yapmadı belki ama eş-dost, yakınları ve oğulları üzerinden servet biriktirdiğine dair toplumsal algı çok güçlü. Kafe-restoran, benzin istasyonlarının görünmez sahibi olduğu iddia ediliyor. ( Zaten o kadar uyanık olmasa kimse siyasette bunca yıl tutunup; bir de partinin sahibi anlayışıyla ortaya çıkamazdı. Karşımızda ekonomik zorluklar nedeniyle üniversite okuyamamış, istanbul’a göç etmiş; garsonluk ve çay ocağında çalışmış; siyasetle birden bire yolu aydınlanmış ve 30 senede ‘yürü ya kulum’ denilmiş bir adem olamazdı. Üstelik bu otuz senede partisinin başarısızlığından hiç etkilenmeden başarılı bir yol çizmişti kendine… )
Kılıçdaroğlu bu düzenin önünü açtı.
Tilkilerin kuyruklarını birbirlerine değdirmeden kendi iktidarını korudu. Aslında onların kurduğu sistem, AKP’nin düzeninden farksız bir kapalı devreydi. Üyelikleri kendileri yapıyor, istediklerini siliyor, istediklerini yazıyor, bir gecede yüzlerce üyeyi yazıyor ve oturmadıkları bir mahalleye ertesi gün otobüslerle taşıyarak oy kullandırtıyor, yani kendilerini korumak için her şeyi yapıyorlardı. Kongreler göstermelikti. Demokrasi yalnızca kâğıt üstündeydi. Ve yapılan hiçbir itirazı kaale bile almıyorlardı.
İ.B.B. adayı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul İl Başkanı ve Gerçek Gündem’in köşe yazarı Gürsel Tekin, Gerçek Gündem’in sahibi Barış Yarkadaş…Mutlu günlerinde…29 / Mart / 2009 yerel seçimler öncesi
Brütüs benzetmesi
Bugün Tekin’in “biz gerçek CHP’lileriz” diyerek kayyım sıfatıyla sahneye çıkması, bana tarihin en acı ihanetlerini hatırlatıyor. Çünkü CHP’yi bugünlere taşıyan hataların başında, onun ve Kılıçdaroğlu’nun gölgesinde büyüyen bu siyaset tarzı yatıyor. AKP karşısında muhalefeti güçlendirmek yerine, AKP’nin işine gelen bir “sözde muhalefet” anlayışı hâkim oldu. Bu nedenle ikisini de CHP’nin Brütüs’ü olarak görüyorum: Partinin içinden çıkarak, ona en büyük zararı verenler onlar oldular. Özgür Özel’in “baba ocağı” anlayışıyla partiyi birleştirme ve büyütme çabası, bu kayyum atamasıyla sabote ediliyor.
İhanetin bedeli
Bugün, Türkiye ağır bir siyasal kriz yaşıyorsa, bunun sebebi sadece AKP değil. CHP’nin içine çöreklenmiş, siyaseti ticari çıkar kapısına çeviren bu kuşaktır. Gürsel Tekin ve Kemal Kılıçdaroğlu, yıllarca partiyi halktan kopardılar, solu dışladılar, AKP’nin önünü açtılar. Şimdi Tekin, “ortada cenaze var, kaldırmayalım da koksun mu?” diyebiliyor. Oysa partiyi, Özgür Özel seçilinceye kadar cenaze haline getirenlerin başında kendisi ve Kılıçdaroğlu geliyordu.
Dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet diyen, mühürsüz oyların geçerli sayılmasına itiraz etmeyen bunlardı. Kayyumların ilk atandığı zamanlar ses çıkarmayanlar, AKP karşısında bütün girdiği seçimleri kaybeden bunlardı. Son cumhurbaşkanlığı seçiminde de toplumu büyük hayal kırıklığına uğratanlar bunlardı. Resmen, birçok onurlu insanın hapishanelerde ya hastalanarak ya da intihar ederek ölümünden sorumlu olanları milletvekili yapan ve hepimizde büyük bir umutsuzluk yaratan da onlardı.
CHP’ye hayat öpücüğü…
Özel ve ekibi, bu cenaze haline getirilen CHP’yi bir mucize yaratarak; hayat öpücüğü ile yeniden canlandırdılar. Tüm toplumu, hepimizi heyecanlandırdılar. AKP’nin tekerine çomak soktular. Üstelik bunu CHP’yi herkese açarak yaptılar. Ülkemizin AKP despotizmine teslim olmaması için demokratik direnişlerini sonuna kadar sürdürerek; yeniden bir kurtuluş ve kuruluş gerçekleştirme, daha demokratik bir laik cumhuriyet yaratma peşine düştüler.
AKP’nin tek seçeneği kaldı. CHP’nin başına kayyım atamak. Başka hiçbir şey AKP’nin başarısızlığını önleyemez. Çünkü Ekrem İmamoğlu hapse atıldı, ardından Özgür Özel atılsa, ardından Mansur Yavaş atılsa bile, bir ve bütünken CHP’nin göstereceği her aday Tayyip Erdoğan’ı kolaylıkla yenecektir.
Tek çıkışları bölünmüş bir parti yaratabilmektir. İki parti olursa, o zaman belki başarılı olabileceklerdir. En azından CHP nin bölünmesinin, toplumsal muhalefetin etkisini azaltarak toplumda umutsuzluk yaratacağı muhakkaktır. AKP açısından denenmesi gereken son ihtimaldir. İşte Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin bunu gerçekleştirmek üzere görevlendirilmişlerdir.
Aklıma gelen soru: Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu gibi, acaba Gürsel Tekin’in de bir korkma sebebi mi var? O da topuklayan efeden çok daha kötü bir yola mı girmiştir?
Yoksa neden AKP’nin nihai amacına ulaşmak için ona hizmet etmeyi bir görev bilsin. Ama hangi gerekçe ile olursa olsun bu kifayetsiz muhterisler, ihtiraslarına, hırslarına yenik düşmüşler ve yalnızca kendilerini rezil etmekle kalmamış; adeta toplum tarafından da lanetlenmişlerdir.
Bu nedenle benim gözümde onlar; CHP’nin ve ülkemizin Brütüs’leri, AKP’nin maşaları ve postal taşıyıcılarıdır. Halkın mücadelesini değil, kendi çıkarlarını seçtiler. Ve bugün gelinen yerde, bedeli hepimize; tüm demokrasi güçlerine, ülkeye ödetmek üzere yollarına devam ediyorlar.
CHP’de Kayyım ve Tasfiye Süreci
Kılıçdaroğlu, Tekin ve Şürekasına Dair Arşiv


