Berhan Şimşek: “Partinin sahibi-Ekrem İmamoğlu- Silivri’de. CEO’su Özgür Özel.”
Şimşek’in: “Bu parti için işimi gücümü, hayatımı bıraktım” sözleri saçmalıktan öte bir şey değil. Aksine, CHP ona hayat verdi: İl başkanlığı, milletvekilliği, PM üyeliği, emeklilik maaşı, toplumsal ilişkiler, şan şöhret… Bugün mağduriyet tiyatrosu oynayan Şimşek, geçmişte il başkanıyken de gazeteciye kurşunu meşrulaştıran, saldırganları savunan, yolsuzluk yapan adayların arkasını kollayan, kumpas siyaseti kuran bir artizden öte değildi.”
Özel Analiz Dosyası (Bölüm 12): Ekrem İmamoğlu Neden Hedefte?
Ne tersanelerde ölen işçiler umurundaydı; ne de kendi ilçe başkanlarının bu ölümlerde payı olduğu…Ne zehirli variller umurundaydı, ne de bunları belediyenin iş makineleri ile gömdüren kendi başkan adayları…Ne devlet ormanlarının hatırlı kişilere tapulanması, ne de formula arazilerinde yapılan soygun umurundaydı…Hatta hatırlıyorum. Bizim ortaya çıkardığımız Tuzla Belediye Başkanı Mehmet Demirci’nin belediye bütçesinden geçmişe dönük birikmiş sigorta primlerini ödetmesi ile ilgili olarak bizim gazetemizin ismini bile anmadan, “topuklayan efe ” Özlem Çerçioğlu ile birlikte TBMM Başkanlığı’na ortak soru önergesi bile vermişlerdi.
Artiz Siyaset ve Kifayetsiz Muhterisleri
Sahnede tam bir ‘artiz‘ var. O davudi sesiyle seyircileri etkilemeye çalışıyor, el kol hareketleriyle vurgular yapıyor. Sanırsınız ki, gerçeküstü bir film izliyorsunuz. Ama onu tanıyanlar, riyakarlık içinde olduğunu hemen anlıyor. Bir elinde üyelikten ihraç tebliğini sallıyor; öte yandan “Bu parti için işimi gücümü, hayatımı bıraktım” diye kendine acındırıyor. Sanırsınız ki karşımızda tarihi kahraman İsmet İnönü var; ya da onun oğlu ve diğer insanlara göre nispeten rahat bir yaşam sürmüş olan Erdal İnönü. İnsanın sorası geliyor senin geride bırakacak bir hayatın var mıydı? Böyle abarttığın kadar önemli. CHP İl Başkanı olmadan, PM üyesi, Milletvekili olmadan önce!!!
Bir yandan da arka planda sessizce ne filmler çevirdiğini; İmamoğlu’yla yaptığı görüşmeyi “ahlaksız teklifini” anlatıyorsun. Sonra da “birlikte ailecek görüştüğü ve birlikte defalarca tatile gittiğini açıkladığı Ekrem İmamoğlu için kimse onun yanına gitmek için suç işlemiyor; oysa Tayyip Erdoğan için suç işleyip arkadaşları yanına gidiyordu.” Neden? diye soruyorsun.
İmamoğlu için çıkar ilişkilerinin evrildiği yer ihbarcılıkla, itirafçılıkla sonuçlanıyor diyor. Oysa Tayyip Erdoğan içinse böyle bir şeyin söz konusu olmadığı için arkadaşlarının onun yanına suç işleyerek girdiğini iddia edecek kadar taraflı, subjektif, kör bir bakışı savunuyor. Pişkin pişkin bizim bu söylediklerine inanmamızı istiyor. Peki sen onunla niye o kadar samimiydin diye sormak gerekmiyor mu? Bir yanlışını gördüysen şimdiye kadar geçen 6 yılda İmamoğlu’na bir itirazını duymadık demek gerekmiyor mu?
( Eminim onunla, yani İmamoğlu ile ekmeği paylaşıp, birlikte su içmişsindir; ailecek gittiğiniz tatillerde. Sen ailecek birlikte gidecek kadar samimi arkadaşına sahip çıkıp suç işleseydin ya… Onu yalnız bırakmasaydın ya…Bu samimiyeti Özgür Özel’i satması için teklif götürmeyi, onu kullanmayı biliyorsun ya… Kabul etse İmamoğlu’nu CHP’nin başına geçirmeyi teklif ediyorsun ya…)
Sanki Tayyip Erdoğan zamanında ona kurulmuş böylesi devlet destekli ağır kumpaslar, tehditler ve tuzaklar, varmış gibi… Nasıl böyle subjektif olunabilir ki. Aklını kaçırmış olması lazım bu Berhan Şimşek ve kayyım şürekasının.
O zaman, bu kadar acımasız davranan bir iktidar olsaydı, Tayyip Erdoğan ve arkadaşları ne kadar dayanabilirdi? Bugün yaşananların bir demokrasi içindeki doğal şeylermiş gibi anlatılmaya, ve ona uygun yorumlar yaparak bizi kandırmaya çalışan AKP işbirlikçisi -Kemal Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin, Berhan Şimşek, Barış Yarkadaş vd.- kayyımlara: “Siz herkesi kör, alemi sersem mi sanırsınız?” diye haykırmak geçiyor içimizden.
Efendim partiyi “gençleştirmek yerine çocuklaştırmışlarmış!”. Ondan bu siyasi geçişler oluyormuş.
Görmüyor musun Berhan Şimşek herkesin geçmişe dönük konuşmalarını, zaaflarını ve kayıtlarını toplayarak herkesi tehdit ediyorlar. Tehdide boyun eğenler yıllanmış partili bile olsalar “topuklu efe“ve diğer belediye başkanları gibi... dayanamıyorlar. Bunun genç yaşlı olmasıyla alakası yok! Tehdide boyun eğip eğmemek ile alakası var. Eminim tarih ileride sizin için de yazacak arka planda ne olduğunu! Tehditler var mıydı? yok muydu?…
Temenni edelim ki sadece CHP’yi düşündüğünüz için bütün bu duyarlılıkları gösterdiğinizi…
İl başkanlığı zamanında yaptığınız fedakarlığın göstergesi olarak; 85 kilodan 68 kiloya düşmüş olduğunu gösteriyorsunuz. Vah vah hem de ne vah…. Hiç utanmıyorsunuz; bizim dedelerimiz bu ülkenin ve CHP’nin kurucu kadroları olarak ne zorluklara göğüs gerdiler. Öldüler, yaralandılar, sakat kaldılar.
12 Eylüllerde işkence tezgahlarından geçen, CHP’li belediye başkanı oldukları, sendikacı olup işçi haklarını savundukları için aylarca, yıllarca hapiste yatan, dayılarımız, babalarımız! Onlardan da utanmıyorsunuz. Hadi hepsini geçtim onlar da geçmişte kaldı. Olanları bu ‘artiz’ unutmuştur.
Peki, demokrasi mücadelesi için meydanlara inen gençlere yapılan işkenceler, tutuklamalar… Şu anda canları pahasına hasta hasta hapislerde çürütülen ve öldürülmek istenen CHP’liler! Bu insanlardan bile utanmadan kilo kaybını büyük bir fedakarlık olarak sunabilecek kadar mücadeleye yabancılaşmış; feleği şaşmış, AKP’nin ekmeğine yağ süren, sağduyusunu kaybetmiş bir “artiz” den mi bahsediyoruz biz.
Aslında gerçek bambaşka. Bu parti size hayat verdi. Milletvekilliği koltuğu verdi, emekli maaşı bağladı, toplumsal ilişkiler; şan şöhret para sağladı. Yoksa sizden muhtemelen, bir “figüran” bile çıkmazdı. Ve sağda solda sürüm sürüm sürünürdünüz. Bu iddiamı, bu gün üstlendiğiniz, senaryosunu ve her türlü lojistik desteğini AKP’nin sağladığı bir filmde yine figüranlıktan öte olmayan bir rol üstlenmenizden anlayabilirsiniz. Başrollerde Kemal Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin ve basın ayağını Barış Yarkadaş’ın oluşturduğu kayyımlara bir de siz eklendiniz, Berhan Şimşek ama gene yan rol!
Bu insanların hepsi siyasetle bişey olmuş insanlar. Siyaset onlara çevrelerinde beklenti içinde olan bir kalabalık sağlıyor. Onlar ancak bu kalabalıkla bir anlam kazanıyorlar. Karar vererek kimin ne olacağını saptıyorlar. Ama siyaset yoksa, çevrelerinde de kimse yok demek. Bu yalnızlıkları, isyanları da güç ve karar merkezinin değişmiş olmasından dolayı….Hep birlikte ne pahasına olursa olsun tekrar güç ve karar sahibi olmak istiyorlar. Haklarında karar verilenden olmak istemiyorlar. Onlar karar vermek istiyorlar. Ve bunun için şeytanla işbirliği yapmaktan bile kaçınmıyorlar… İşte onun için CHP üyesi olmakla, CHP’li olmak başka şeylerdir.
Mağduriyet Söylemi ve İmamoğlu’na Tuzak
Kendi ağzından itiraf ediyor: önceden tanıdığı ve ailecek birlikte tatillere gittikleri Silivri’de tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret etmiş. Ona: “Eğer kendinden eminsen seni CHP Genel Başkanı yapalım!” teklifini götürmüş.
Ama İmamoğlu, “Özgür Özel’i konuşmayalım” diyerek Kılıçdaroğlu–Gürsel Tekin–Berhan Şimşek üçlüsünün kurduğu kumpası boşa çıkarmış. Tuzağa düşmemiş!
Hem “CHP holding oldu. Sahibi Silivri Cezaevi’nde -Ekrem İmamoğlu- yatıyor, diyeceksin! Hem de ona “gel seni CHP genel başkanı yapalım, Özgür Özel’i bırak” diye teklifte bulanacaksın! ‘ Aklı başında olan kim böyle bir ikileme düşebilir! Derdin ne senin artiz, kara çalmak mı? Partiyi ele geçirmek mi?
Berhan Şimşek; “Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın?“
Önce “Bizans Oyunları” ile, tutmazsa, partiyi cebren ele geçirmek. Teklif tutmayınca, bu kez Gürsel Tekin’in kayyımlığı ile CHP’ye el koymak.
Kifayetsiz Muhterisler Koalisyonu
Bugün sahnede yalnız Berhan Şimşek yok. Gürsel Tekin, Barış Yarkadaş ve yıllarca onların gölgesinde siyaset yapan Kemal Kılıçdaroğlu da bu zincirin halkalarıdır. Kılıçdaroğlu, Baykal’a kurulan tezgâhla genel başkan oldu. Gürsel Tekin, Kılıçdaroğlu’nun sağ kolu olarak uzun yıllar partiden sorumlu oldu.
Barış Yarkadaş, Tekin’in hemşerisi… Ve onun suyun başını tutmuş olmasından faydalanarak kendi kendilerine yaptıkları önseçimde milletvekili adayı seçildi. Oysa bu güçlü politik figürlerin hiçbiri şimdi mahallelerinden delege bile seçilemediler. (Suyun başını tutmak deyimini onun için kullanıyorum. Orayı tutan herkesi her yere seçtirebiliyor.)
Hepsinin ortak noktası: kifayetsiz muhterislik.
Ben şahidim: Tuzla’da hakkında dosyaları olan, sonunda ceza alması muhtemel olan ANAP’lı Orhanlı eski belediye başkanı Cemil Ekşi, Gürsel Tekin’in baskısıyla ikinci kez aday gösterildi. Raporları genel merkeze sundum, Kılıçdaroğlu’yla bizzat görüştüm, anlattım. Mahkum olması kuvvetle muhtemel olan ve hakkında Sayıştay Raporlarının hepsini hem özetledim; anlattım hem de ona bıraktım. İnceleyeceğini söyledi. Ama aday yaptı.
Sonuç: CHP, Tuzla’da 20 bin oy farkla seçimi ikinci kez kaybetti. Peki bu süreçte Ekşi’nin en büyük destekçileri kimlerdi; Gürsel Tekin, Berhan Şimşek, Barış Yarkadaş, Hasan Uzunyayla ve tabi ki Kemal Kılıçdaroğlu…
İşte Kılıçdaroğlu’nun, yani bir dönem “Gandi” olabilir mi diye düşündüğümüz insanın “dürüstlük” söyleminin çöktüğü an benim için buydu. Yaptığı aday 8.5 yıla zimmetten mahkum oldu. Karar kesinleşti. Hapse girdi, çıktı. Siyasi yasaklı oldu. Aynı davada çete oluşturmak suçlamasını zaman aşımına sokarak o cezadan mahkum olmaktan kurtuldu. Ayrıca 4 yıl 7’ay da yaptığı çevre standı baskını nedeniyle ceza aldı. Hükmün açıklanması geriye bırakıldı. 5 yıl denetim getirildi hakkında. Beldesinde -ticari olarak- gömülü bulunan zehirli variller, TCK’da suç maddesi olarak düzenlenmediği ( ama daha önemlisi komşu AKP’li Akfırat Beldesi’nde de çok daha fazlasıyla tersaneler üzerinden ticari olarak getirilen zehirli varil gömülü olduğu -ve hala gömülü duruyor!!!- ) için ceza almaktan kurtuldu.
Şimşek, bir yandan laiklik nutukları atarken, öte yandan dini siyasete alet eden bir söylem geliştirdi. Çelişkinin büyüğü işte burada. 9 Ağustos 2010’da Tuzla mitinginde “CHP, Cenab-ı Hakk’ın Partisidir” diyerek dini siyasete alet etti.
Tuzla CHP kongresinde delegeler Cemil Ekşi’ye itiraz ettiği için salondan karga tulumba atılırken, divan başkanı olarak sessiz kaldı. Sinemada Deniz Gezmiş’i canlandırdı ama siyasette “Minyeli Abdullah” tavrını sergiledi.
DSP İl Başkanlığı Tutanakları
Şimşek’in demokrasi sicili ise çok daha karanlık. CHP İstanbul İl Başkanı olduğu dönemde, DSP Tuzla İlçe Örgütü’nün zehirli varillere karşı çevre kampanyası standı, CHP’li yöneticilerin de -İlçe Başkanı Cemil Ekşi, CHP İl Başkan Yardımcısı Hasan Uzunyayla- olduğu silahlı bir grup tarafından basıldı.
Saldırıda DSP İlçe Başkanı Halil Özen (10 gün iş göremez raporu), eşi Hülya Özen (7 gün), oğulları Deniz Özen (5 gün) darp edildi. CHP eski ilçe yöneticisi Hulusi Yalçın saldırıyı önlemek isterken kesici aletle saldırganlar tarafından yaralandı. Kamera kayıtları olayı belgeledi, mahkeme saldırganlara hapis cezaları verdi.
Ama Berhan Şimşek ne yaptı? DSP İl Başkanı Ercüment Tahiroğlu’nun tuttuğu tutanakta şu skandal sözlerle saldırganları savundu:
“Kalemşör de, silahşör de benim için birdir!
Kurşun pankartla da atılır, namludan da çıkar…
İkisi de mermi atmaktır!”
Bugün “hak, hukuk, adalet” diyen Berhan Şimşek, dün demokratik siyaseti kurşunla eşitleyen ve küstahça savunan bir il başkanıydı.
Minyeli Abdullah ile Deniz Gezmiş Arasında…
“Bu Parti İçin Hayatımı Bıraktım” Masalı
Şimşek’in “Bu parti için işimi gücümü, hayatımı bıraktım” sözleri koca bir yalandır.
Gerçek şudur: Bu parti sana hayat verdi, Berhan Şimşek!
Sana koltuk verdi, maaş verdi, sinemada rol almanı sağlayacak ilişkileri verdi.
Bir kez olsun sor: CHP olmasa sen ne olurdun? Figüran olmaktan öteye geçebilir miydin? acaba…
Altan Öymen, Murat Karayalçın, Hikmet Çetin gibi eski genel başkanlar ve AKP’nin oynadığı oyunu gören herkes bugün Özgür Özel’in yanında. Senin Türkiye demokrasisine ve CHP’ye onlarınkinden daha fazla katkın mı var? Hayır. Senin rolün hep aynı kaldı: sahnede figüranlıktan artizliğe geçemeyen bir tip. Kifayetsiz muhteris bir tavır!
Son Söz
Demokratlık yalnızca mağdurken değil, güç elindeyken ölçülür.
Berhan Şimşek’in geçmiş sicili ortada: gazeteciye kurşunu meşrulaştıran, saldırganları savunan, dini siyasete alet eden bir sinema ve siyaset tarzı.
CHP İl Başkanı iken gerçekleşen Tuzla CHP İlçe “Teşkilatı” – o dönem ilçe örgütü sözünü ilçe teşkilatı olarak değiştirmişlerdi; çünkü Cemil Ekşi öyle istiyordu- kongresinde, kürsüden: “Bize Deniz Gezmişleri, Uğur Mumcuları anlatacak ilçe başkanı lazım. Sen bunları bize anlatabilecek misin Cemil Ekşi?” diye soran delege Hasan Albayrak karga tulumba salondan atılırken kendisini siper ettiği kankası Cemil Ekşi’yi korumak amacıyla sessiz kalmasıydı. Sinemografisinde Deniz Gezmiş rolü de bulunan Berhan Şimşek o kongrede divan başkanıydı.
Bugün eline ihraç tebliği alıp mağduriyet tiyatrosu oynayabilir. Ama gerçek değişmez:
Tarihsel olarak CHP’nin bugüne kadar olan kayıplarında yalnızca Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu değil; Berhan Şimşek, Gürsel Tekin ve Barış Yarkadaş gibi kifayetsiz muhterisler ve onların ilçelerdeki uzantılarının da imzası vardır.
CHP’de Kayyım ve Tasfiye Süreci
Kılıçdaroğlu, Tekin ve Şürekasına Dair Arşiv


