Atatürk Görseli
CUMHURİYETİMİZİN 102. YILI KUTLU OLSUN!

Kocaeli Dilovası’nda Oransal Ailesi’ne ait Ravive Kozmetik Fabrikası’nda çıkan ve 3’ü çocuk, 7 işçinin yaşamını yitirdiği katliam gibi yangının ardından başlatılan adalet mücadelesi kararlılıkla sürüyor. Hayatını kaybeden işçilerin yakınları tarafından adalet, şeffaf yargılama ve sorumluların cezalandırılması talebiyle başlatılan Dilovası Adalet Nöbeti, 5. haftasını Gebze Kent Meydanı’nda tamamladı.

Farklı katliam ve iş cinayetlerinde yakınlarını kaybeden ailelerin de omuz verdiği nöbette, ortak acıların etrafında kenetlenen kitleler “Katiller ortak, mücadele de ortak” mesajı vererek kamu görevlilerinin de yargılanması talebini yineledi.

İSİG Meclisi’nden Aslı Odman: “Bu Ölümler Buzdağının Sadece Görünen Kısmı”

Dilovası Adalet Nöbeti’nin 5. haftasında iş cinayetlerinin görünmeyen yüzüne ışık tutan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi adına Aslı Odman, Türkiye’deki sömürü düzeni ve cezasızlık rejimine dair çarpıcı tespitlerde bulundu. Türkiye’de iş cinayetlerinin yalnızca büyük fabrika yangınları veya maden faciaları gibi kitlesel trajedilerle sınırlı olmadığını vurgulayan Odman, sistemin her gün sessiz sedasız işçileri hayattan kopardığını belirtti.

İSİG Meclisi’nin yıllardır titizlikle tuttuğu verilere dikkat çeken Odman, şu sarsıcı gerçeği kamuoyuyla paylaştı: Türkiye’de her gün en az altı-yedi işçi çalışırken yaşamını yitiriyor. Biz büyük facialarda bir araya geliyoruz ama aslında bu kitlesel ölümler buzdağının sadece görünen kısmıdır. İşçiler fabrikalarda, şantiyelerde tek tek öldüğünde bu ölümler ne yazık ki toplumun gündemine dahi gelmiyor, yalnızca birer istatistiki veriye dönüştürülerek unutturuluyor.”

“Yangında Ölmeselerdi, Kimyasallardan Öleceklerdi”

Konuşmasında fason ve güvencesiz üretimin işçi sağlığı üzerindeki kronik etkilerine değinen Aslı Odman, Ravive Kozmetik fabrikasında hayatını kaybeden 7 işçinin çalışma koşullarını işaret ederek meslek hastalıklarının nasıl bilinçli bir şekilde görünmez kılındığını anlattı. Odman, facianın arka planındaki sessiz katliamı şu sözlerle özetledi:

“Bugün burada adaletini aradığımız, anısını yaşattığımız yedi işçi kardeşimiz eğer o gün o yangında can vermemiş olsaydı bile, büyük bir olasılıkla merdiven altı bu üretimde maruz kaldıkları ağır kimyasallar nedeniyle birkaç yıl içinde yaşamlarını yitirecekti. Parfüm ve kozmetik üretiminde kullanılan denetimsiz kimyasallar, insani sınırları aşan uzun çalışma saatleri, güvencesiz ve korumasız çalışma koşulları tıpkı tarım ilaçları ve asbest gibi işçileri zamana yayarak, yavaş yavaş ölüme sürüklüyor. Türkiye’de her yıl en az 20 ila 25 bin işçi, işte bu görünmez kılınan meslek hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor.”

“Hukuk Önemli Bir Araçtır Ama Tek Başına Yetmez”

Adalet nöbetlerinin ve adliye saraylarında yürütülen davaların önemini vurgulayan Odman, gerçek adaletin sadece mahkeme salonlarından çıkacak kararlarla sınırlı kalamayacağını, meselenin toplumsal bir hesaplaşma olduğunu vurgulayarak konuşmasını şu hayati tespitle noktaladı:

“Kuşkusuz ki burada yürütülen hukuk mücadelesi çok kıymetlidir. Ancak mahkemeden çıkacak hiçbir karar tek başına bu mücadelenin tamamen kazanıldığı anlamına gelmeyecektir. Çünkü hukuk mücadelesi, bu sömürü çarkını döndüren düzene karşı yürüttüğümüz büyük toplumsal mücadelenin yalnızca bir aracıdır. Sorumlular hak ettiği cezayı alana, fabrikalar birer ölüm kampı olmaktan çıkana kadar sokakta, meydanda, hayatın her alanında bu adalet talebini hep birlikte büyütmek zorundayız.”

“Biz Hiçbir Şey İstemiyoruz, Bize Adalet Lazım”

Katliam davalarında adalet arayan aileleri bir araya getiren nöbette, Kartalkaya Grand Kartal Otel yangınında eşini ve kızını kaybeden Hilmi Altın söz alarak Dilovası’ndaki ailelerin yaşadığı acıyı paylaştığını belirtti. Cezasızlık politikalarının yeni iş cinayetlerine kapı araladığını vurgulayan Altın, “Biz hiçbir şey istemiyoruz. Bize ekmek, su değil, adalet lazım. Eğer Gayrettepe katliamında adalet sağlansaydı Kartalkaya olmazdı; Kartalkaya olmasaydı bugün bu ailelerle burada olmazdık. Son sorumlu yargılanana kadar bu yoldan dönmeyeceğiz” diyerek kararlılık mesajı verdi.

Gayrettepe’de 29 kişinin yaşamını yitirdiği gece kulübü yangınında eşini kaybeden ve Dilovası aileleri adına basın açıklamasını okuyan Emine Kaya Baş ise acılarının her geçen gün büyüdüğünü ifade etti. Davalarda gerçek sorumluların ve üst düzey idarecilerin yargılanmadığına dikkat çeken Baş, “Bize sürekli ‘ihmal’, ‘denetimsizlik’ deniyor. Hayır. Burada yalnızca denetimsizlik yok. Rüşvet var, parayla alınan ruhsatlar var, kaçak tadilatlar var ve bütün bunlara göz yumuluyor” diyerek tepkisini dile getirdi.

Fabrikadaki Korkunç İhmaller: “Zabıtalar Gelip Parfüm Alıyordu”

Yangında eşi Esma Gikan’ı kaybeden Aytekin Gikan, fabrikada iş güvenliği adına hiçbir önlemin bulunmadığını, acil çıkış kapısı, güvenli elektrik tesisatı ve yangın söndürme sisteminin olmadığını belirtti. Denetimlerin tamamen göstermelik olduğunu söyleyen Gikan, çarpıcı bir iddiada bulundu: “Eşim bana zabıtaların fabrikaya gelip parfüm aldığını anlatıyordu. Peki o kadar denetim yapıldığı söylenen bir yerde neden hiçbir eksiklik görülmedi? Belediye görevlileri de sorumludur, zabıtalar da sorumludur.” Gikan ayrıca, sanıklardan Ali Osman Akat’ın mahkemedeki “Oğlumun doğum gününde yanında olamadım” şeklindeki savunmasına tepki göstererek, kendisinin geride üç çocukla kaldığını ve bu tür savunmalar yapanların utanması gerektiğini ifade etti.

“Bilinçli Tercih Var, Büyük Markalar da Sorumlu”

Ailelerin avukatlarından Lütfi Batı Sarı, iş insanı Ali Osman Akat hakkında yaptıkları suç duyurusunun aylardır sonuçlanmadığını, savcı değişiklikleri nedeniyle dosyada iki aydır ilerleme kaydedilemediğini açıkladı. Fabrikada fason üretim yapıldığını belirten Av. Sarı, “Bu iş yerinde yalnızca tek bir firma adına değil; LC Waikiki, Koton, Zara, DeFacto, Victoria’s Secret gibi dünya markaları için üretim yapılıyordu. Ancak bu büyük şirketlerin hiçbiri sorumluluk üstlenmiyor. Biz yalnızca atölye sahiplerinin değil, bu üretim zincirinden kazanç sağlayan bütün şirketlerin de yargılanmasını istiyoruz” dedi. Sorumluların “taksirle ölüme neden olma” suçlaması yerine “cinayet” suçundan yargılanması gerektiğini savunan Sarı, yaşananların bir kaza değil, kâr uğruna yapılan bilinçli birer tercih olduğunu vurguladı.

Avukat Onur Fırat Kaynun da patronların siyasetle kurduğu ilişkilere dikkat çekerek, “Dilovası’nda Ali Osman Akat Meclis’e dezenfektan satıyor, siyasetçilerle fotoğraf veriyor. Mahkemeye çıktıklarında ise ‘Biz sadece kâğıt üzerinde patronuz’ diyerek yargıdan kaçmaya çalışıyorlar” ifadelerini kullandı. Kaynun; Çalışma, Sağlık ve İçişleri bakanlıkları yetkilileri hakkında hâlâ soruşturma izni verilmemiş olmasını eleştirdi.

15 Gün Önce Kaçak Olduğu Belgelenmiş Ama Kapatılmamış!

Aileler tarafından paylaşılan resmi belgeler, katliamın göz göre göre geldiğini ortaya koydu. Yangından yaklaşık 15 gün önce, 24 Ekim 2025 tarihinde Dilovası Belediyesi personeli Nizamettin Balcı ve Ömer Kocabay tarafından düzenlenen tespit tutanağında, şirketin taşındığı yeni adreste ruhsatsız ve kaçak olarak faaliyet yürüttüğü açıkça kayıt altına alınmış. Buna rağmen işyerinin faaliyetini durduracak veya kapatılmasını sağlayacak hiçbir etkili işlem yapılmadığı, bu ihmalin bedelini ise 7 işçinin canıyla ödediği belirtildi.

Ayrıca kamu görevlilerine yönelik yürütülen ayrı soruşturmada, bilirkişi raporunun ardından tutuklanan belediye görevlilerinden Cengiz Taşdemir ve Nizamettin Balcı’nın, tutuklanmalarından yalnızca 6 gün sonra tahliye edilmesi aileler ve avukatlar tarafından büyük bir kaygıyla karşılandı.

Gergerlioğlu: “Hiçbir Şey Değişmedi, Derince’de de Aynı Anlayış”

Nöbete katılarak ailelere destek veren DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Ravive Kozmetik faciasından ders çıkarılmadığını, kısa süre önce Derince’de bir boya fabrikasında çıkan yangında da genç bir işçinin yanarak can verdiğini hatırlattı. O fabrikanın da ruhsatsız olduğunu ve ocak ayında mühürlenmesine rağmen takibinin yapılmadığını belirten Gergerlioğlu, “Sayın Kocaeli Valisi, Sayın Çalışma Bakanı, Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı neden takip etmedi? Bu insanların canı bu kadar mı ucuz? Dilovası’nda yedi işçi hayatını kaybettiğinde belki ders çıkarılır dedik ama görüyoruz ki hiçbir şey değişmedi” diyerek yetkilileri göreve çağırdı.

DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar da “Çalışırken ölmek istemiyoruz” diyerek, önümüzdeki pazar günü saat 16.00-18.00 arasında tüm Türkiye’de adalet nöbetleri tutulması çağrısında bulundu.

Ailelerin Talepleri Net

Üçü çocuk yedi işçinin canını alan yangının 3. duruşması 21 Temmuz 2026 tarihinde Kandıra Cezaevi Kampüsü’nde görülecek. Aileler, tüm kamuoyunu bu davayı takip etmeye ve yanlarında olmaya çağırarak taleplerini şu şekilde sıraladı:

  • Kamu görevlileri hakkındaki soruşturma geciktirilmeden tamamlanmalı ve tüm sorumlular yargılanmalıdır.
  • Şüpheli kamu görevlilerinin alelacele serbest bırakılmasına yol açan tahliye kararlarına karşı yapılan itirazlar etkili şekilde değerlendirilmelidir.
  • CİMER başvuruları, ruhsat, denetim, sigorta ve elektrik kayıtları dosyaya eksiksiz getirilmelidir.
  • Dava, ailelerin ve kamuoyunun kolayca erişebileceği makul bir adliye salonuna taşınmalıdır.
  • TBMM bünyesinde katliamı araştırmak üzere derhal bir araştırma komisyonu kurulmalıdır.
Exit mobile version