Atatürk Görseli
CUMHURİYETİMİZİN 102. YILI KUTLU OLSUN!

12 Eylül faşizminin karanlığını zindan kapılarında yırtan, “Çocuklarım serbest bırakılmazsa buradan ancak ölüm çıkar” diyerek son nefesine kadar mücadele eden İHD Kurucusu Didar Şensoy, aramızdan ayrılışının 39. yılında Feriköy’deki mezarı başında saygı ve minnetle anıldı.

Türkiye insan hakları mücadelesinin ve cezaevleri direnişlerinin öncü ismi, İnsan Hakları Derneği (İHD) kurucularından Didar Şensoy; sadece bir tutsak yakını değil, zindanlardaki sesin dışarıdaki gür soluğu, faşizme karşı geri adım atmayan ablası ve anaç direnişin en somut simgesiydi.

1934 yılında Yugoslavya’da doğan, devrimci kimliği, öğretmenlik ve radyo spikerliği geçmişiyle Türkiye’ye geldikten sonra ezilenlerin safında yerini alan Şensoy; 12 Eylül askeri darbesinin o ağır baskı koşullarında, kardeşi Hasan Şensoy’un ve binlerce devrimci tutsağın sesi olmak için sokaklara çıktı. “Bir yaprağın dahi kıpırdamadığı” günlerde, cezaevi kapılarında salladığı mendili, “Direnin aslanlarım, direnin yiğitlerim” haykırışıyla hafızalara kazındı.

Yaşamını Yitirişinin 39. Yılında Mezarı Başında Anıldı

Aramızdan ayrılışının 39’uncu yıldönümünde Didar Şensoy, Şişli’deki Feriköy Mezarlığı’nda bulunan kabri başında İHD İstanbul Şubesi, mücadele arkadaşları, insan hakları savunucuları ve yurttaşların katılımıyla anıldı.

Anmada konuşan İHD Eş Genel Başkanı Oya Ersoy, Didar Şensoy’un kararlılığının bugün de yol gösterdiğini belirterek, “Didar ablayı alanlarda, hapishane direnişinde Ankara’da polis şiddetinin karşısında kaybettik. Asla geri adım atmadılar. ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ demeye devam ettiler. Bir kez daha söz veriyoruz; “Aynı inatla insan haklarını esas alan mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi. İHD MYK Üyesi Gülseren Yoleri ise Şensoy ve yoldaşlarının ortak değerler uğruna yarattığı cesur mücadele geleneğini devraldıklarını vurguladı.

Mücadele arkadaşlarının deyimiyle “gibisi bir daha zor yetişen doğal bir önder” olan Didar Şensoy; Cumartesi Anneleri’nin eylemlerinde, alanlarda en önde dövüşen kadınların cesaretinde ve cezaevi kapılarındaki her direnişte yaşamaya devam ediyor. O, 12 Eylül karanlığına karşı yakılmış, hiç sönmeyecek bir direniş meşalesi ve insanlığa verilmiş heybetli bir selamdır.

Ankara Yürüyüşü ve Zindanlarla Dayanışma Barikatı

1 Eylül 1987… Dünya Barış Günü’nde ve TBMM’nin açılış gününde, cezaevlerindeki insanlık dışı koşullara, işkencelere ve devam eden açlık grevlerine dikkat çekmek amacıyla tarihi bir adım atıldı. İHD’nin organize ettiği, İstanbul’dan Ankara’ya uzanan “Cezaevleriyle Dayanışma Yürüyüşü”, tutsak ailelerini, insan hakları savunucularını ve üniversiteli gençleri Meclis kapısına taşıyacaktı.

Çanakkale, Bursa ve Eskişehir cezaevlerinden geçilerek Ankara’ya taşınan bu irade, devletin kolluk güçleri tarafından büyük bir baskı ve engellemeyle karşılaştı. Ankara girişinde otobüslerin önü kesildi. O gün cezaevlerindeki abilerinin, ablalarının sesine ses katmak için yürüyüşe katılan Cerrahpaşa, İstanbul Edebiyat, Marmara Fen-Edebiyat’tan genç üniversiteliler, polisin tekme tokat saldırısına uğrayarak yerlerde sürüklendi ve gözaltına alındı.

Gençlerin, copların ve şiddetin arasından sökülüp Ankara Emniyeti’nin ünlü DAL (Derin Araştırmalar Laboratuvarı) merkezine götürülmesi, Didar Şensoy ve direnişçi anneler için bardağı taşıran son damla oldu. Leman Fırtınalarla, tutsak yakınlarıyla omuz omuza polise direnen Didar Şensoy, kendi evlatlarından ayırmadığı o gençlerin gözaltına alınmasına şu tarihi ve kararlı sözlerle barikat oldu: “Meclise giderken gözaltına alınan çocuklarım ve gazeteciler serbest bırakılmazsa, benim buradan ancak ölüm çıkar!”

Meclis Kapısında Bir Direniş Selamı

Gözaltına alınan gençlerini, “çocuklarını” geride bırakmayı reddeden Didar Şensoy, polis ablukası ve saldırısı altındaki Meclis kapısına ulaştığında; maruz kaldığı ağır darbe ve stresin etkisiyle fenalaştı.

Yoldaşı Leman Fırtına’ya “Kocakarı kendimi iyi hissetmiyorum” dedikten kısa bir süre sonra yere yığıldı. Geçirdiği kriz sonucu hayatını kaybeden Şensoy, dilekçesini Meclis’e ulaştıramadı ama bedenini insan hakları ve özgürlük mücadelesine siper etti.

Ankara DAL’da tutulan gençlerin saatler sonra serbest bırakılmasının arkasında, Meclis kapısında yaşamını yitiren Didar Ablalarının o sarsıcı vedası vardı. O gün DAL’dan çıkan gençler, özgürlüklerini Didar Şensoy’un son nefesine borçlu olduklarını unutmadılar.

Exit mobile version