Atatürk Görseli
CUMHURİYETİMİZİN 102. YILI KUTLU OLSUN!

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve Yönetim Kurulu Ayeleri, Suriye’de hayatını kaybeden gazetecilere ilişkin Baro’nun resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklama nedeniyle yargılandıkları davadan beraat etti.

Dava İstanbul Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki duruşma salonunda, 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Savcılık, açıklamanın “terör propagandası” ve “halkı yanıltıcı bilgi yayma” suçu oluşturduğunu öne sürmüştü. Sanıklar hakkında 3’er yıldan 12’şer yıla kadar hapis cezası talep ediyordu.

Mahkeme, “basın ve yayın yoluyla terör propagandası yapmak” ve “basın ve yayın yoluyla yanıltıcı bilgi yaymak” suçlamalarına konu eylemlerde suçun yasal unsurlarının oluşmadığına hükmetti.

Silivri’de görülen duruşmada karar çıktı

Karar duruşmasını; 83 ülkeden hukukçuları temsil eden 30 baro ile 17 uluslararası hukuk örgütünün gözlemcileri izledi.

Salona giren İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri, çok sayıda avukat tarafından alkışlarla karşılandı. Duruşmanın ardından verilen beraat kararı salonda “Savunma susmadı, susmayacak” sloganlarıyla karşılandı.

Mahkeme: İfade özgürlüğü…

Mahkeme, söz konusu açıklamanın ifade özgürlüğü ve baroların yasal görevleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek beraat kararı verdi.

“Makbul baro olmayacağız”

Duruşmada söz alan İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Rukiye Leyla Süren, barolara yönelik baskılara dikkat çekerek şunları söyledi: “Avukatsız, savunmasız bir adliye isteniyor. Makbul avukatlar, makbul barolar yaratılmaya çalışılıyor. Biz makbul baro olmayacağız; görevimizi yaptık, yapmaya devam edeceğiz.”

Kaboğlu: “Son söz olamaz”

Son sözü sorulan İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, yargılamanın savunma hakkına yönelik bir girişim olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Son söz olamaz. Ben yaşadıkça, son nefesime kadar hukuku etkin kılmak için çalışacağıma söz veriyorum.”

Kaboğlu, tutuklamanın istisna olması gerektiğini hatırlatarak, cezaevlerinde anayasal ilkelere aykırı biçimde tutulan binlerce kişi bulunduğunu, savunma hakkının ve hukuk devleti ilkesinin sistematik biçimde zedelendiğini söyledi.

“İnsan haklarını korumak baroların temel görevidir”

Kaboğlu, baroların anayasal konumuna dikkat çekerek, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmanın baroların asli görevi olduğunu vurguladı. Baroların demokratik, özerk ve bağımsız kurumlar olduğunu belirten Kaboğlu, İstanbul Barosu’nun tüm işlemlerini hukuka uygun ve meşru araçlarla yürüttüğünü ifade etti.

TBB: Süreç baştan sona hukuka aykırıydı.

Davanın ardından açıklama yapan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, sürecin en başından itibaren hukuka aykırı yürütüldüğünü belirterek şunları söyledi: “Avukatların eylemleri terörize edilmek istendi. Bu dava, savunmaya dönük bir gözdağıydı. Hukukun üstünlüğü için mücadelemizi sürdüreceğiz.”

Görevden alma kararı daha önce verilmişti

Hatırlanacağı üzere aynı süreçte, İstanbul Barosu yönetiminin görevden alınması talebiyle açılan davada İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, Kaboğlu ve yönetim kurulu üyelerinin görevlerine son verilmesine ve seçim yapılmasına karar vermişti. Ceza davasındaki beraat kararı, bu sürecin hukuki meşruiyetine yönelik tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Exit mobile version