Artık Herkes Aynı Hikâyeyi Anlatıyor
Biz bu hikayeyi anlatmaya başladığımızda, yalnızca “abartıyorsunuz” denilmedi.
Tuzla Belediye Meclisi CHP Grup Başkanvekili Ali Ekber Kızılkan, gazetemizde yayımlanan haberlere ilişkin yaptığı açıklamalarda; “gerçek dışı”, “akla ve vicdana aykırı iddialar” ileri sürdüğümüzü söylüyor, kamuoyunu yanıltmaya çalıştığımızı iddia ediyordu.
Bugün yalnızca Eren Ali Bingöl’ün AK Parti’ye geçişi değil; hobi bahçelerindeki 154 villa ve 4 ticari alanı yasallaştırmak amacıyla emsal artışı talebini bizzat belediye meclisine getirdiği yönündeki iddialar da, artık sadece Çağdaş Tuzla’nın haberlerinin konusu değil.
Aynı gerçekler, Seçilmiş CHP’nin eski ve Yeni Parti’nin Genel Başkanı Özgür Özel, seçilmiş İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve seçilmiş Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz tarafından da meydanlarda ve kamuoyu önünde dile getiriliyor.
Zaman, en büyük tanık oldu. Üstelik elini de çabuk tuttu. Bizi çok bekletmedi… CHP Grup Başkan Vekili Ali Ekber Kızılkan’a okkalı bir tokat attı… Ve bize bir özür borcu olduğunu hatırlatarak tarihe not düştü.
İşte bu çelişki de, bu hikayenin unutulmaması gereken dipnotlarından biri olarak tarihteki yerini alıyor. Çünkü bu dosyanın ilginç yanı yalnızca yeni belgelerin ortaya çıkması değil; hikayeye her geçen gün yeni tanıkların, yeni aktörlerin ve yeni soruların eklenmesi.
Biz de bu nedenle, hikayemizin yeni konuklarına “Hoş geldiniz.” diyoruz. Çünkü domates, biber ve patlıcan yetiştirileceği söylenen o “hobi bahçeleri” masalı büyüdükçe, anlatıcıları da, dinleyicileri de çoğalıyor.
*****
Ve şimdi, kaldığımız yerden devam edelim… Çünkü bu hikayede anlatılacak daha çok bölüm, cevap bekleyen daha çok soru var.
BÖLÜM 5: Seçim Bitti… İnşaat Bitmedi ve Göz Yumulan Ticaret
31 Mart 2024 yerel seçimleri yalnızca belediye başkanlarını ve meclis koltuklarını değiştirmedi. Birçok kentte olduğu gibi Tuzla’da da köklü bir yönetim değişimi yaşandı. Yıllardır belediyeyi yöneten AK Parti iktidarının ve Dr. Şadi Yazıcı döneminin yerine, İmamoğlu-Özel liderliğinin değişim rüzgarı ve kent uzlaşısı Tuzla’da CHP yönetimini göreve getirdi.
Seçim meydanlarında yolsuzlukla mücadele üzerine verilen büyük sözler, şeffaflık vaatleri, değişim beklentisi ve yeni döneme ilişkin toplumsal umutlar, belediyenin kapısından içeri giren yeni belediye başkanı Eren Ali Bingöl‘ün omuzlarına son derece ağır bir sorumluluk yüklüyordu.
Ancak Tepeören 7137 ada 32 parsel ile Orhanlı 7051 ada 25 parsel üzerindeki o meşhur Hobi Bahçeleri alanında zaman, seçim sandıklarıyla birlikte durmuş değildi. Sandıklar kapanmış, oylar sayılmış, seçim kazanılmış, mazbata büyük bir sevinçle törenlerle alınmıştı; ama kamunun rekreasyon alanını işgal eden şantiyedeki vinçler ve mikserler durmaksızın çalışmaya devam ediyordu.
Yeni yönetim göreve başladığında, proje artık başlangıç aşamasında ya da kağıt üzerinde soyut bir fikir değildi. İnşaat hızla ilerlemiş; bazı yapılar kaba inşaat seviyesine ulaşmış, bazıları ise çoktan tamamlanma aşamasına gelmişti. Bunların bir kısmı Tuz-Yap aracılığı ile satış vaadi sözleşmesi ile satılmıştı. Bu fiili durum, yeni belediye yönetimini ve hukukçularını son derece zor, bir o kadar da samimiyet testi barındıran bir tabloyla karşı karşıya bıraktı. Bir tarafta gözlerinin önünde hızla yükselen fiziksel bir kaçak inşaat vardı; diğer tarafta ise devletin tapu kayıtlarındaki o sarsılmaz şerhler, çiğnenen plan kararları, kamunun aldatılması ve geçmiş dönemde yürütülen yasadışı işlemler hakkında giderek büyüyen hukuki tartışmalar… Bu iki yakıcı gerçek aynı anda yeni yönetimin masasındaydı.
2023 ve 2024 yıllarına ait uydu görüntüleri ile sahada çekilen tarihli fotoğraflar, yerel seçim sonrasında da şantiyedeki çalışmaların hiçbir engelle karşılaşmadan sürdüğünü açıkça kanıtlıyordu. İnşaat yeni dönemde de kararlılıkla ilerledi; çatılar tamamlandı, lüks dış cephe kaplamaları yapıldı, çevre duvarları örüldü, yollar bitirildi ve peyzaj çalışmaları eksiksiz gerçekleştirildi. Artık kamunun park alanı, dışarıdan bakıldığında 154 adet lüks villadan oluşan bitmiş bir zenginler sitesi görünümündeydi.
Ancak süreç yalnızca lüks konutların tamamlanmasıyla sınırlı kalmadı; skandalın en cüretkar perdesi, proje alanının ön cephesinde yer alan 4 adet devasa ticari dükkanda açıldı. Seçim döneminde sadece beton zeminleri ve demir karkasları atılmış olan bu dükkanlar, yeni yönetim döneminde göz yumularak tamamen bitirildi ve kullanıma hazır hâle getirildi. Dükkanlara kiracılar yerleşti, tabelalar asıldı ve ticari faaliyet başladı. Sahada Çapali Pastanesi ve A101 gibi zincir marketler kapılarını açtı. İşin en vahim kısmı ise; mülk sahibi sıfatını taşıyan belediye, yasadışı olduğunu bildiği bu iş yerlerinden resmi olarak kira geliri elde etmeye ve kamu bütçesine gelir kaydetmeye başladı.
Bütün bu fiili teslimiyet, kamuoyunda ve Tuzla halkında çok haklı, çok sert yeni soruları da beraberinde getirdi.
Bu iki yüzlü tablo, kamuoyunda şu soruların belgeler üzerinden sorulmasını zorunlu kılıyordu: Kamunun park alanındaki bu kaçak inşaat, yerel seçimlerden sonra hangi tarihe kadar durdurulmadan devam etti?
Kağıt üzerinde “ihbar kabul ettik” diyen yeni yönetim, tamamlanan bu lüks yapıları ve dükkanları hangi aşamada, neden hiçbir mühürleme ve yıkım işlemi yapmadan fiilen teslim aldı?
Hukuka aykırı olduğu tescilli olan o ticari alanların kiraya verilmesine ve belediyeye gelir kaydedilmesine ilişkin resmi işlemler tam olarak ne zaman, kimin imzasıyla gerçekleştirildi?
İnceleme başlatıldığı iddia edilen o göstermelik yasal süreç ile sahada aylardır tıkır tıkır işleyen fiili ticari kullanım arasındaki o gizli ilişki nasıl kuruldu?
Bu dükkanlar da eski yönetim tarafında gerçekleştirilen satış vaadi sözleşmeleri ile villalar gibi satılmış olabilir miydi? Belki de benzeri satış vaadi sözleşmeleri yeni yönetim tarafından da yapılmaya devam mı etmişti?
Bu yazı, bu can alıcı soruların cevabını soyut varsayımlarla ya da siyasi dedikodularla değil; resmi belgeler, ıslak imzalar ve şaşmaz tarihler üzerinden aramaktadır. Seçimlerden sonra yaşanan bu idari teslimiyet, Hobi Bahçeleri dosyasının yalnızca geçmiş döneme ait bir günah olmadığının en büyük kanıtıydı. Çünkü kaçak proje yeni dönemde tamamlanıyor, yapılar pervasızca kullanılmaya başlanıyor ve belediyenin idari çarkları usulsüzlüğü koruyacak şekilde dönmeye devam ediyordu.
Böylece bu devasa dosya, iki farklı belediye yönetiminin görev dönemine yayılan, sorumluluğun ortaklaştığı kirli bir süreç hâline geldi. İlk dönem, projenin Dr. Şadi Yazıcı tarafından planlandığı, sahte riskli yapı raporlarının alındığı, 87 hatırlı kişiye noterden satışların yapıldığı ve inşaatın başlatıldığı yıllardı. İkinci dönem ise, yeni başkan Eren Ali Bingöl liderliğinde projenin göz yumularak tamamlandığı, dükkanlardan kira toplandığı, kullanılmaya başlandığı ve usulsüzlüğü yasal bir kılıfa uydurma çabalarının zirveye çıktığı dönem oldu.
Bu nedenle bu dosyayı yalnızca “eski yönetim yaptı” ya da “yeni yönetim devraldı” başlığı altında ambalajlayıp kapatmak hukuken ve ahlaken mümkün değildir. Belgeler, birbirini takip eden idari işlemlerin ve göz yummaların kesintisiz, organik bir kronolojisini ortaya koymaktadır.
Belki de bu dosyanın en sarsıcı yönü tam da burada ortaya çıkmaktadır: Siyasi iktidarlar değişebilir, belediye başkanları değişebilir, meclis çoğunlukları yön değiştirebilir; ancak idari işlemler ve o imzalanan yasadışı çarklar başladıkları yerde öylece kalmaz. Bir yönetimin attığı usulsüz imza ve kurduğu o milyarlık rant tezgahı, kendisinden sonra gelen yönetimin önüne ya üzerine kararlılıkla gidilecek bir hesap sorma dosyası, ya da sessizce ortak olunacak kirli bir miras olarak gelir. Hobi Bahçeleri dosyası tam da böyle bir mirastı.
Yeni yönetim, yalnızca devraldığı borçlu bir belediyeyi değil; aynı zamanda kendi elleriyle tamamlanmasına izin verdiği, hukuki usulsüzlüğü her geçen gün büyüyen devasa bir rant bombasını da devralıp kucağında büyütmüştü. Ancak dosya bu idari göz yummayla da sınırlı kalmayacaktı. Çünkü yapılar fiziken tamamlanmış, dükkanlar açılmış olsa bile, önlerinde aşılması gereken en büyük, en tehlikeli yasal bariyer duruyordu: Tapular… O 87 hatırlı kişiye noterden vaat edilen mülklerin devredilmesi, Kat İrtifakı oyunlarının tamamlanması gerekiyordu.
Ve tüm bu yasadışı villaları, hayalet ruhsatları ve kaçak dükkanları tek bir kalemde aklayacak, hepsinin önünü açacak o en büyük, en tehlikeli son hamle gecikmeden bizzat yeni başkanlık makamından gelecekti: 01 Temmuz 2025 tarihli ve 314110 sayılı o meşhur “Başkanlık Oluru” ile meclise getirilecek olan milyarlık plan değişikliği ve emsal artırma girişimi…
İşte bu büyük ihanet hikâyesinin en kritik, en karanlık halkası tam da bundan sonra başlayacaktı. Kamuoyu adına sorulması gereken o can alıcı soru artık tüm çıplaklığıyla masadadır:
Seçim meydanlarında “imar çeteleriyle savaşacağız” diyerek devraldığınız bu yasadışı villa ve dükkan projesini, hangi idari pazarlıklar, hangi trampa oyunları ve bizzat imzaladığınız hangi “Başkanlık Olurları” ile yasal bir konut alanına dönüştürüp aklamaya çalıştınız?
Okuyucu bu sorunun cevabını meclis kürsülerindeki şeffaflık nutuklarında değil; bir sonraki bölümde masaya koyacağımız, arazinin emsalini yüzde 5’ten, yüzde 20’ye resmen çıkartmak isteyen o resmi İmar Komisyonu Raporu ve Meclis Gündem belgesinde arayacak.
*****
BÖLÜM 6: 1 Temmuz 2025 ve Milyarlık “Başkanlık Oluru”
Her idari işlemin mutlak bir başlangıç noktası vardır. Kimi zaman sıradan bir vatandaş dilekçesidir, kimi zaman kapalı kapılar ardında alınan bir encümen kararı… Kimi zaman da altına atılan tek bir ıslak imza ile milyarlarca liralık rantın kapısını aralayan tek sayfalık bir olur yazısı…
Hobi Bahçeleri dosyasında, sonraki bütün siyasi depremlerin ve idari tartışmaların yasal fitilini ateşleyen o meşhur belge de tam olarak böyleydi.
Tarih: 1 Temmuz 2025. Sayı: 314110. Belgenin Adı: Başkanlık Oluru.
İlk bakışta evrak arşivlerinde kaybolacak sıradan bir idari yazışma görünümündeydi. Ancak birkaç satırlık bu resmi belge, dosyanın sonraki bütün aşamalarını derinden sarsacak yeni ve tehlikeli bir süreci resmen başlatıyordu. Olur yazısında; Tepeören 7137 ada 32 parsel ve Orhanlı 7051 ada 25 parsel mahallelerinde bulunan, kamuoyuna “Hobi Bahçeleri Projesi” olarak pazarlanan taşınmazlara ilişkin imar planı değişikliği çalışmalarının derhal başlatılması için İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’ne kesin talimat veriliyordu.
Bu ayrıntı, idare hukuku ve kamu vicdanı açısından son derece önemlidir. Çünkü bir imar planı değişikliği, kendi kendine bürokrasi koridorlarında filizlenen teknik bir çalışma değildir. İdare hukukunda plan değişiklikleri, en tepedeki amirin emri ve belirli bir idari-siyasi irade beyanıyla başlar. Bu dosyada o irade, 01 Temmuz 2025 tarihli ve 314110 sayılı Başkanlık Oluru ile hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde bizzat Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl tarafından ortaya konulmuştur. Başka bir ifadeyle; bu büyük plan değişikliği süreci, alt kademedeki bir bürokratın bireysel girişimiyle değil, Başkanlık makamının doğrudan onayı ve talimatıyla resmen başlatılmıştır.
Başkanlık Oluru doğrultusunda jet hızıyla hazırlanan plan değişikliği teklifinde, alanın mevcut kamusal ve yasal statüsünü kökünden dinamitleyen radikal düzenlemeler öngörülüyordu. Daha önce imar planlarında Park ve Rekreasyon Alanı (P+R) olarak korunan ve tapusunda “özel mülkiyete konu olamaz” yazan kamu arazisi için tamamen şahsi mülkiyete zemin hazırlayan yeni bir kullanım kararı dikte ediliyordu. Teklif dosyasında öne çıkan o can alıcı düzenlemeler şunlardı:
Emsal Artışı: Plan notlarında bugüne kadar titizlikle korunan kamusal 0.5 emsal sınırı bir kalemde siliniyor, yapılaşma koşulu artırılarak resmen yüzde 20 olarak belirleniyordu.
Yükseklik Sınırı: Azami yapı yüksekliği H=6.50 metre olarak yasallaştırılıyordu.
Fonksiyon Değişikliği: En büyük darbe buradaydı; halkın parkı olan arazi, kamusal rekreasyon kullanımından tamamen çıkarılarak resmen “Konut Alanı” fonksiyonuna dönüştürülüyordu.
Bu üç radikal değişiklik, plan teklifinin kirli omurgasını oluşturuyordu. Şehircilik ve hukuk tarihinde plan değişiklikleri yalnızca harita üzerindeki boyalı renkleri değiştirmez; bir alanın kamusal kullanım amacını, mülkiyet sınırlarını ve gelecekteki yasal kaderini de belirler. Bu nedenle Hobi Bahçeleri alanına ilişkin hazırlanan bu yeni imar teklifi, dosyanın en karanlık belgesi haline geldi.
Çünkü yazı boyunca parça parça incelenen birçok şaibeli işlem, ilk kez bu belgenin çatısı altında organik bir bütünlüğe kavuşuyordu: Şerhli tapu kayıtları, hayalet ruhsatlar, Kartal 29. Noterliği’ndeki o 87 adet satış vaadi sözleşmesi, mimari emsal hileleri, uydu fotoğrafları, faaliyete geçen kaçak dükkanlar ve şimdi de… yeni plan teklifi… Belgeler artık birbirinden bağımsız değildi; her biri aynı büyük imar aklama operasyonunun farklı aşamalarını gösteriyordu.
Ancak bu noktada dikkat çeken en çarpıcı husus, plan değişikliği teklifinin arkasına sığınılan “gerekçesiydi”. Teklif dosyasında; alanda yaşanan fiili durum, mevcut lüks yapılaşma ve noterden mülk vaat edilen o şahısların ortaya çıkan “mağduriyetleri” resmi birer yasal gerekçe olarak gösteriliyordu. Biz, bu gerekçelerin ahlaki ya da hukuki yerindeliği konusunda kendi başımıza bir hüküm kuramayız. Ancak kronoloji açısından gökyüzünün ve resmi evrakların ortaya koyduğu şaşmaz gerçek şudur: Bu plan değişikliği teklifi, alandaki yapılaşmadan önce değil; 154 adet kaçak villanın ve dükkanın sahada göz yumularak tamamen bitirilmesinden sonra hazırlanmıştır!
Bu zaman sıralaması, dosyadaki suç ortaklığının anlaşılması bakımından temel önemdedir. Çünkü belgeler, olayların hukuka uygun şekilde değil; önce kaçak inşaatın bitirilip, ardından o kaçağa yasal kılıf uydurulması sırasıyla geliştiğini açıkça ifşa etmektedir.
Dosyanın asıl hedefi büyüktü: Aydınlı Mahallesi’ndeki (Radisson Blu Otel karşısındaki) ağaçlandırılacak alanların emsal hakkı, Tepeören hobi parsellerine trampa yoluyla aktarılacak, böylece geçmişteki tüm imar suçlarının üzeri örtülerek o 87 hatırlı kişiye tapu vermenin ve kalan diğer villaları da aynı yöntemle satışının- belki de satılmıştır- yolu açılacaktı.
Başkanlık Oluru’nun ardından hazırlanan bu milyarlık plan değişikliği dosyası, Tuzla Belediye Meclisi‘ne sunuldu. Ancak meclis sıralarında dosya büyük bir duvara çarptı. CHP grubundaki onurlu meclis üyeleri ayağa kalkarak “Biz bu rantın ve usulsüzlüğün suç ortağı olmayacağız!” isyanını başlattı. Yönetimin “Büyük tazminat öderiz, batarız” baskılarına ve ikna turlarına karşı 20 meclis üyesi tek vücut olarak grup kararı alarak mecliste ret edilmesini sağladı. Siyasi irade, kendi grubunun bu asil direnişini aşamayacağını ve dosyayı meclisten geçiremeyeceğini anlayınca, mecburen “Teklif bizzat Belediye Başkanımızın isteğiyle reddedildi ve geri çekildi” tiyatrosuna sığınarak karizmayı kurtarmaya çalıştı.
Bazen tek bir resmi yazı, upuzun bir yolsuzluk hikâyesinin yönünü tamamen değiştirir. 1 Temmuz 2025 tarihli ve 314110 sayılı o “Başkanlık Oluru” da tam olarak böyle bir belgedir. Çünkü bu olur, sıradan bir planlama talimatı değil; kendisinden önceki tüm imar suçlarını ve usulsüzlükleri tek bir imza ile resmen kabullenen ve aklamaya çalışan o büyük idari kırılmanın en somut kanıtıdır.
Ve bu nedenle bu yazıda yalnızca sıradan bir resmi yazışma olarak değil; kamunun malının şahıslara peşkeş çekilmesi operasyonunda maskelerin düştüğü o büyük kırılma anı olarak yer almaktadır.
Sürecek…



