Atatürk Görseli
CUMHURİYETİMİZİN 102. YILI KUTLU OLSUN!

Hikayemize bugün itibariyle, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’de katıldı. Onun bundan sonra Tuzla’daki Hobi Bahçeleri ve Hayali Emsal Transferlerine ilişkin söylemleri ve iddiaları da…

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Beylikdüzü Yaşam Vadisi’nde on binlerin katıldığı mitingde, Tuzla’da geçmiş AKP döneminden bu yana süregelen emsal transferi usulsüzlükleri, hobi bahçeleri rantı ve yargı iddialarını sert bir dille gündeme taşıdı.

Özel, “Asrın soygunu” olarak nitelendirilen bu çarkın tüm aktörlerinin hukuk önünde hesap vereceğini söyledi. Tabi bu söylem, Tuzla’daki yolsuzlukların üzerine gitmemiz konusunda bize de cesaret veriyor. Yalnız ve kimsesiz olmadığımızı bilmek; umutlandırıyor; güçlendiriyor. Ona da hikayemize hoşgeldiniz diyor; ve kaldığımız yerden anlatmaya devam ediyoruz…

BÖLÜM 3: Toprakta Yükselen Belgeler ve Göz Yumulan Ticaret

Her inşaat önce kâğıt üzerinde başlar. Bir plan hazırlanır, bir imar komisyonu raporu düzenlenir, bir proje çizilir, bir sözleşme imzalanır… Sonra bir gün o kâğıtların arasından iş makineleri ve kepçeler sıyrılır. Beton mikserleri kuyruğa girer, demirler bağlanır, taş duvarlar yükselir ve kâğıt üzerindeki o soğuk çizgiler, bir gün toprağın üzerinde yükselen devasa fiziksel yapılara dönüşür.

Hobi Bahçeleri dosyasında da süreç tam olarak böyle ilerledi. Ancak bu dosyada dikkat çeken en sarsıcı nokta, klasörlerdeki yasadışı idari belgelerle, arazide yükselen betonların birbirini milim milim ve adım adım doğrulamasıydı.

Kartal 29. Noterliği’nde gizli kapılar ardında düzenlenen ve o hatırlı şahıslara mülk vaat eden 87 adet satış sözleşmesinin hemen ardından, dosyanın üzerine yeni yasal evraklar yığılmaya başladı: Usulsüz mimari projeler, usulsüzce düzenlenen yapı ruhsatları, çelik konstrüksiyon teknik şartnameleri, hakediş raporları ve alt yüklenici kontratları… Ve ardından, zamanı donduran o merhametsiz fotoğraflar dosyaya girdi. Artık her yeni belge, yalnızca bürokratik bir hileyi değil, kamu toprağında gerçekleşen fiziksel yağmayı da tescilliyordu.

Arşivdeki ilk fotoğraflar, henüz paravan şantiyenin Tepeören 7137 ada 32 parsel (ve Orhanlı 7051 ada 25 parsel) üzerinde kurulduğu ilk günlere aitti. Toprak acımasızca tesviye edilmiş, kamunun yeşil alanında devasa iş makineleri çalışmaya başlamış ve yeni yollar açılmıştı. Dönemin belediye başkanı Dr. Şadi Yazıcı’nın iddia ettiğinin aksine, ortada ne çocukların tarım öğreneceği bir bahçe vardı ne de halkın yararlanabileceği bir tarımsal üretim alanı. Buna karşılık, milyarlık lüks sitelerin yapı adaları ve parselleri daha ilk günden belirginleşmeye başlamıştı.

Çok geçmeden beton temeller atıldı. Ardından çelik konstrüksiyon imalatlar yükseldi, çatılar kapatıldı, lüks dış cephe kaplamaları tamamlandı, pencereler takıldı ve villaları birbirinden ayıran o yüksek, şahsi bahçe duvarları örüldü. 2023 ve 2024 yıllarına ait uydu görüntüleri ile sahada yerinde çekilen fotoğraflar yan yana konulduğunda, yeşil bir park alanının nasıl adım adım lüks bir konut sitesine dönüştürüldüğü hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkla izlenebiliyordu.

Bu noktada dikkat çekici olan yalnızca yapıların hızla yükselmesi değil, yükselen bu yapıların niteliğindeki devasa hileydi. Çünkü yürürlükteki imar planı notlarında tarif edilen kamusal hobi bahçesi kulübesi standardı ile sahada yükselen binaların aynı olup olmadığı sorusu, artık sadece yasal belgelerin değil, gözle görülebilen somut bir fiziksel gerçeğin konusuydu.

Dosyada yer alan ve resmi incelemelere dayanan teknik değerlendirme raporları, bu hileyi tüm çıplaklığıyla belgeliyordu: Projeyi çizen mimarlar ve onaylayan bürokratlar, plandaki aşılmaz denilen yüzde 5 emsal sınırını, kağıt üzerinde kurnazca “zemin üstü teknik alanlar” göstererek tamamen delmişlerdi. Plan notlarında belirtilen mütevazı rekreasyon anlayışı ile ruhsatlandırılan proje hiçbir şekilde örtüşmüyordu; halkın park alanı resmen 153 adet lüks villa ve 4 ticari dükkandan oluşan devasa bir kaçak siteye dönüştürülmüştü.

İnşaat ilerledikçe yeni ve daha cüretkar bir aşamaya geçildi. Yapılar fiziken tamamlandı, elektrik ve su bağlantıları yapıldı, çevre düzenlemeleri bitirildi. Artık dosya yalnızca geleceğe ilişkin soyut vaatlerden ya da noter sözleşmelerinden ibaret değildi; ortada Tuzla halkının elinden koparılmış fiilen tamamlanmış yapılar duruyordu.

Ancak bu araştırma sırasında dikkatimizi çeken en büyük skandal, projenin ön cephesinde yükselen o ticari alanlarda patlak verdi. Park alanını işgal eden devasa ticari dükkanlar tamamen bitirildi, kiraya verildi ve faaliyete başladı. Arazide Çapali Pastanesi ve A101 gibi zincir marketler kuruldu. Hatta mülk sahibi sıfatıyla belediye, yasadışı olduğunu bildiği bu dükkanlardan resmen kira geliri elde etmeye ve kamu bütçesine kaydetmeye başladı. Belki de yasadışı satış vaadi sözleşmeleri ile onlar da satılmış olabilir miydi?

İşte bu gelişme, dosyanın seyrini değiştiren ve yeni yönetimin samimiyetini sorgulatan büyük bir tartışmayı beraberinde getirdi.

Çünkü gazetemizde yayımlanan belgeli haberlerin ardından, sıkışan belediye yönetimi adına meclis grup başkan vekili Ali Ekber Kızılkan yazılı bir açıklama yayınlayarak, haberlerimizi “gerçek dışı ilan etti. Komik olan şuydu ki, Belediyesinin gönderdiği tekzip metninde, gazetemizin yayımladığı bu belgeli haberlerin ihbar kabul edildiğini” ve bu ticari dükkanlara asla çalışma ruhsatı verilmediğini, işyerleri ile ilgili gerekli hukuki işlemlerin başlatılacağı yazılmıştı.

Oysa Tuzla halkı ve kamuoyu haklı olarak şu can alıcı soruyu dile getiriyordu: Eğer bu yapıların hukuka aykırılığı, imar usulsüzlüğü ve tapu şerhlerine aykırı olduğu iddiaları belediye yönetimi tarafından sonradan fark edildiyse; bu devasa ticari alanlar hangi yasal süreçler, hangi idari onaylar sonunda aylardır kiraya verilmiş, işletilmiş ve belediye tarafından kira gelirine dönüştürülmüştü? Neden tek bir mühürleme yapılmamış, neden tek bir yapı tatil zaptı düzenlenmemiş ve neden yıkım kararı uygulanmamıştı?

Bu soru, bu kitabın sayfalarında basit bir siyasi polemikle cevaplandırılmaya değil, resmi belgelerin çelişkisi ışığında tarihin siciline kaydedilmeye değerdi.

Hobi Bahçeleri dosyasını benzer imar skandallarından ayıran en önemli özellik tam olarak buydu: Bu dosyada hiçbir belge tek başına yalan söylemiyor ve hiçbir belge tek başına konuşmuyordu. Tapu kayıtları kamusal sınırları çiziyor, plan notları emsal sınırını ekliyor, noter belgeleri 87 hatırlı kişiye yapılan usulsüz mülkiyet vaatlerini doğuruyor, ruhsat dosyaları hayalet sözleşme numaralarını gösteriyor, fotoğraflar ve faal dükkanlar ise tüm bu organize çarkın sahadaki inkâr edilemez karşılığını belgeliyordu. Her belge, bir öncekinin bıraktığı ihanet noktasından devam ediyor; birbirinden bağımsız görünen işlemler, aynı büyük vurgunun parçaları hâline geliyordu.

Ve tam bu noktada, araştırma çok daha karanlık ve tehlikeli bir evreye girdi. Çünkü artık tartışma sadece geçmişte kimin ne yaptığı, dükkanları kimin döneminde bitirdiği meselesi olmaktan çıkmıştı. Asıl büyük kriz kapıdaydı: Tamamlanan bu 153 kaçak villanın hukuki statüsü ne olacaktı? Bu yapılara resmi tapu alabilmek için hangi kapalı kapılar ardında ne tür pazarlıklar dönecekti?

Bu soruların cevabı ise, dosyanın belki de en kritik, en tehlikeli belgelerinde aranacaktı: 2 Nisan 2024 tarihli o Kat İrtifakı başvurularında… Ve onların hemen arkasından gelen, bizzat yeni belediye başkanının 01 Temmuz 2025 tarihli ve 314110 sayılı “Başkanlık Oluru” ile meclise taşıyacağı o milyarlık emsal aklama ve plan değişikliği girişimlerinde…

Kamuoyu adına sorulması gereken o son soru artık tüm çıplaklığıyla meydandadır:

Hem yasadışı ilan edip hem de kira geliri topladığınız, kağıt üzerinde “ihbar kabul ettik” derken sahada göz yumarak tamamlanmasına izin verdiğiniz bu 153 kaçak villayı ve ticari dükkanları, hangi idari ve siyasi pazarlıklar zinciriyle yasallaştırmaya çalışacaktınız?

Okuyucu bu sorunun cevabını belediyenin tekzip metinlerinde değil; bir sonraki bölümde masaya koyacağımız, bizzat Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl’ün imzasını taşıyan o resmi “Başkanlık Olur’u” belgesinde arayacak.

*****

BÖLÜM 4: Uydu Fotoğraflarının Yalan Söylemediği Günler

Mahkeme salonlarında tanıklar dinlenir. Gazeteciler tanıklarla konuşur, siyasetçiler hararetli açıklamalar yapar, bürokratlar süslü raporlar yazar… Herkes kendi gördüğünü, bilmek istediğini ya da işine geldiği şekilde hatırladığını anlatır.

Fakat bütün bu insani anlatıların, inkar ve savunmaların dışında bir tanık daha vardır. O tanık konuşmaz. Siyasi bir taraf tutmaz. Asla unutmaz. Yalnızca gökyüzünden aşağıya, yeryüzünün gerçeklerine bakar ve merceğinin gördüğü ne varsa sansürsüzce kaydeder.

Uydu fotoğrafları işte tam olarak böyle tanıklardır.

Hobi Bahçeleri dosyasında da en sessiz, en yalansız, en ürkütücü tanık onlardı. Ne belediye başkanıydılar ne meclis üyesi ne müteahhit ne gazeteci ne de parayla tutulmuş birer bilirkişi… Onlar, Tepeören 7137 ada 32 parsel ile Orhanlı 7051 ada 25 parseli, farklı yıllarda ve tarihlerde gökyüzünden sessizce fotoğraflamışlardı. İşte bu yüzden, bu büyük imar skandalının kronolojisini kurarken, hiçbir idari makamın itiraz edemeyeceği en güvenilir yasal delil haline geldiler. Çünkü hiçbir tekzip ya da grup başkan vekili açıklaması, çekildiği tarihteki o çıplak görüntüyü değiştiremezdi.

Masanın üzerine ilk arşiv görüntüsünü koyuyorum: Ekim 2012 tarihli uydu fotoğrafı

Gördüğümüz Gerçek: Kırmızı çizgili parseller tamamen boş, bütünüyle bakir bir toprak ve yeşil bir örtüden ibaret. Sahada tek bir tuğla, tek bir betonarme izi dahi yok.

Belgelerin İtirafı: Bu fotoğraf, projenin en büyük kentsel dönüşüm oyununu deşifre ediyor. Arazide geçmişte hiçbir yapı bulunmadığı halde, İska Dönüşüm Yapı Laboratuvarı (Yetkili Müdürü Funda Cengiz) tarafından hazırlanan ve Tuzla Belediyesi’ne sunulan riskli yapı raporunun, 277730 Yapı Kimlik Numarası alınarak resmen “var olmayan hayali binalar” üzerinden kurgulandığını ve 6306 sayılı afet kanununun arkasından dolanıldığını yasal olarak kanıtlıyor.

Zaman ilerliyor ve masaya 2023 yılına ait uydu fotoğrafı geliyor. Burada ilk büyük fiziki kırılma dikkat çekiyor. Tuzla halkının park alanı olan o toprak hunharca yarılmış, yeni yollar açılmış ve şantiye düzeni kurulmuş. Arazi artık doğal görünümünden tamamen uzaklaşıyor. Henüz villaların tamamı bitmemiş ama Dr. Şadi Yazıcı döneminde kamu arazisi üzerinde lüks konut inşaatlarının başladığı inkâr edilemez bir biçimde tescilleniyor.

Aylar sonra, yerel seçimlerin hemen ardından çekilen 2024 yılına ait yeni görüntülerde ise değişim artık geri döndürülemeyecek bir aşamaya ulaşıyor. Betonarme ve çelik iskeletler yükselmiş, çatılar kapanmış, cepheler tamamlanmış ve villaları birbirinden ayıran o şahsi bahçe duvarları örülmüş. Kağıt üzerindeki plan notlarında yer alan binde 5 emsal sınırının, mimari projede “zemin üstü teknik alanlar” hilesiyle katbekat aşıldığı, arazinin 153 lüks villa ve 4 ticari dükkandan oluşan devasa bir kaçak site haline geldiği gökyüzünden netçe seçiliyor.

Ancak uydu görüntülerinin masaya koyduğu asıl çarpıcı gerçek, inşaatın sadece yükselmesi değil; hangi yönetim döneminde hangi aşamaya ulaştığını da milimetrik olarak ortaya koymasıydı.

Fotoğrafları kronolojik olarak yan yana dizdiğimizde siyasi sorumlulukların sınırları da netleşiyordu. Seçim döneminde arazinin ön kısmındaki ticari alanlara bakıyoruz: Sadece demir karkasları ve zemin betonları atılmış durumda. Ancak seçimden sonra, yeni belediye başkanı Eren Ali Bingöl döneminde çekilen görüntüler ve fiili fotoğraflar acı gerçeği söylüyor: O inşaatların tamamlanmasına göz yumulmuş, binalar bitirilmiş ve Çapali Pastanesi ile A101 market olarak 6-8 aydır kamunun parkında ticari faaliyete başlamışlar.

Belediye yönetiminin ve grup başkan vekili Ali Ekber Kızılkan’ın haberlerimizi “gerçek dışı ilan eden açıklamaları, gökyüzünün bu merhametsiz arşiv fotoğrafları karşısında tamamen anlamını yitiriyor. İlk kazılardan temellere, kaba yapıdan çatılara ve faaliyete geçen dükkanlara kadar her şey somut tarihlere bağlanabiliyor.

Gazetecilikte bazen bir fotoğraf bin kelimeden daha fazla konuşur derler. Bu dosyada ise gökyüzü, hiçbir şey söylemeden, tarihin en büyük imar yolsuzluklarından birini tüm çıplaklığıyla haykırıyor. Çünkü her görüntü, bir önceki belgenin devamıydı ve zaman, meclis kürsülerindeki hiçbir oyalama taktiğinden etkilenmeden kendi resmi kaydını tutuyordu.

Hobi Bahçeleri dosyasının en güvenilir tanığı ne bir siyasetçiydi ne de bir bürokrat; en güvenilir tanık, aynı kamu arazisini yıllar boyunca sessizce izleyen o uydulardı.

Bu bölüm burada bitmiyor. Çünkü uydu fotoğrafları bize kamu malı üzerinde neyin, kimin döneminde pervasızca inşa edildiğini tüm çıplaklığıyla gösterdi. Sıradan bir park alanının lüks konut sitesine dönüştüğünü gözlerimizle gördük.

Sıradaki bölüm ise, bu organize çarkın en kritik, en tehlikeli ve en karanlık sorusunun peşine düşecek:

Tapu kayıtlarında “özel mülkiyete konu olamaz” şerhi bulunan ve belediye ile iştiraki arasında hiçbir resmi devir sözleşmesi bulunmayan bu 153 kaçak villa için, yerel seçimlerin hemen arifesinde hangi gizli eller tarafından kat irtifakı kurulmak istendi?

Okuyucu bu sorunun cevabını idari savunma bültenlerinde değil; bir sonraki bölümde masaya koyacağımız, İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’nün o resmi Kat İrtifakı Başvurusu belgesinde arayacak.

Sürecek…

Exit mobile version