Bizdeki şöyle; üzerinde ağanın adı yazıyor. Peki bunu alanlar ne yiyecek, ne içecek? İşte bu para yalnızca ağanın marketinde geçiyor. Tabii gaz yağının okkası şehirde bir kuruşsa ağanın bakkalında üç kuruş. Peki diyelim ki hastasın? O zaman ağaya gidersin yüzde otuzunu kırdırıp nakit para alırsın. Bu sömürünün sembollerinden biri ağa pulu.”
Bu sistemin günümüzde de farklı formlarda devam ettiğini belirten Büke, “Peki bugün? Ağa pulu bugün de var. Sodexo kart ya da ticketlar işte aynı mantık, her yerde harcamıyorsun. Bu kartlarda indirim kullanamıyorsun. Her yerde alışveriş yapamıyorsun, bir tür ağa pulu olarak devam ediyor” ifadelerini kullandı.
Canavarlar çağı ve yok edilemeyen hikayeler
Kitapta geçen “ihtiyar gün öldü bala kün doğmadı” ifadesi ile Antonio Gramsci’nin geçmiş zamanın sona erdiği ama yeninin doğmadığı dönemi canavarlar çağı olarak tarif etmesi arasındaki benzerliğe değinen yazar, “Aslında tam olarak böyle bir zaman. Bugün de öyle. Yeni bir hayatın başlayamadığı ama geçmişin de öldüğü zamanlarda kritik dönemleri işaret ediyor. Balkan Harbi’nden itibaren devam eden yıkım, açlık, yoksulluk, savaşa gidemeyecek kadar küçük yaştaki çocukların sürekli ölü yıkadığı sonrasında da o çocukların Kurtuluş Savaşı’na tanıklık ettiği yıllar” diye konuştu.
Türkiye büyük bir gerici karanlığın pençesi altındayken tarikat ve cemaat ağları ülkenin dört bir yanını sarmaya devam ediyor. Bu gerici abluka Türkiye’de medyayı da büyük oranda belirliyor, bu yapıların suçları medyada kendisine yer bulamıyor. soL, önümüzdeki dönemde bu haberleri güçlendirmek, karanlığın üstüne daha fazla gitmek için de okurunun dayanışmasını talep ediyor. soL’a destek olun, abone olun!
Mücadele edenlerin hikayelerinin önemine vurgu yapan Büke, “Sınıfsal savaşların olduğu yerin kritik örneği şu; bir tarafı yok etmek, yenmek için tamamını yok etmenize gerek yoktur. Onların hikayesini yok etmeniz yeterli. Eğer hikaye varsa mücadele edeni de vardır. Kırmızı Buğday işte bu hikayeye bir katkı bizim cephemizden.” diyerek kitabın amacını özetledi.

Mülkiyet ilişkileri ve cumhuriyet devriminin kökleri
Akhisar ile Gördes arasındaki farklara dikkat çeken Ahmet Büke, bu durumu mülkiyet ilişkileri üzerinden şu şekilde açıkladı:
“Akhisar ova, zengin; Gördes dağlık, yoksul. Gördes’te dağda insanlar neden ayaklandı da Akhisar ayaklanmadı? Benim için sorulardan biri buydu ve bu mülkiyet ilişkisinden kaynaklanan bir şey. Akhisar’da gördüm ki ağa ve beyler daha örgütlü. Gördes’te yoksulların toprakları yok. Daha radikal kararlar almışlar. Bu mülkiyet meselesi reaksiyonu oluşturmuş. O yüzden mücadele Gördes’ten başlamış. Ama Sakarya Savaşı’ndan sonra ağaların, zenginlerin tavrı değişiyor. Hem etkin bir temizlik ihtimalini görüyor ağalar hem de Ankara’nın kazanma ihtimalinden bahsediyor. Yani kazanan tarafta yer alma arayışına başlıyor.”
Romandaki Arap Ali karakteri üzerinden sınıf mücadelesinin sürekliliğini anlatan Büke, “Arap Ali işte bunu fark eden karakterlerden biri. Hep bunu soruyor, biz bu savaşı verirken Adnan Bey nerede olacak? Eğer o burada olursa ben karşıda olacağım diyor. Başlangıçta karşıda Adnan Bey ama yavaş yavaş Ankara hükümetine dönüyor. Arap Ali sınıfsal içgüdüleriyle devrimin çalınma ihtimalinden söz ediyor aslında. Cumhuriyet devrimini geri almakla mücadelenin içindeyiz bugün. İşte kökleri Arap Ali’de. Kurtuluş Savaşı’nda da sınıfsal mücadelenin devam ettiği görülür” ifadelerine yer verdi.
Yazar sözlerini, “Birinci Dünya Savaşı’nı, Kurtuluş Savaşı’nı emekçilerin gözünden anlatan roman yazmak istedim. Kendi hikayemizi anlatmak için bu kitabı yazmaya çalıştım, geleceğe de devam ettireceğiz çünkü bu hikayeyi. Bizden sonraki kişiler bunları yazacak, yapacak. O yüzden geçmişten gelen bir hikayenin devamlılığına ihtiyacımız var” diyerek noktaladı.
Etkinlik söyleşinin ardından yapılam imza günüyle devam etti.


