Subscribe to Updates
Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.
Yazar: Halil Özen
“Kesemden verecek şeyim yok! Ancak yüreğimden verebildim!” Nazım Hikmet Değiştirilemeyen Gerçeğin, Değişmeyen Şiiri… Nazım Hikmet 1939 yılında yaşanan Erzincan Depremi’ni “Kara Haber” şiiriyle anlatmıştı. Şiirin sadece o günün değil, gelecekte yaşanacak bütün depremlerin ortak acılarını da dile getireceğini muhtemelen Nazım bile düşünmemişti. Bugün, Gölcük ve Hatay gibi yıkımların ardından dönüp bu şiire baktığımızda, hâlâ geçerli olan, hâlâ tazeliğini koruyan, yakılmış bir ağıtla karşı karşıya kalıyoruz. “Yan yana sırt üstü yatan ölüler…” Nazım şiirinde, toplu mezarları, enkaz altından çıkarılan ve henüz teşhis bile edilememiş bedenleri anlatır. 1999 Gölcük, 6 Şubat 2023 Hatay Depremi’nde de spor salonlarına, okul bahçelerine, çadırlara dizilmiş, üstleri…
“Dönekler en fanatik düşmanlara dönüşürler! Çünkü eski inançlarını da kendi içlerinde bastırmak zorundadırlar.” — Karl Marx Dönekliğin Dinamiği: Aşağılanmışlıktan Biata Son zamanlarda siyasi hayatımızda dönekliğin bireysel bir psikoloji olmaktan çıkıp, sistemli şekilde dayatılan bir yöntem haline geldiğini görmek zor değil. AKP iktidarı, kaybettiği yerel yönetimleri sandık dışı yollardan ele geçirebilmek için uygulamaya soktuğu ve başarılı da olduğu ortaya çıkan yöntemlerden biri, döneklik. Dönek, aslında kendi aşağılanmışlığını dışa vurarak eski grubunu değersizleştirmeye çalışır. ( Topuklayan efe Özlem Çerçioğlu, Lütfü Savaş vb. gibi…) Terk ettiği, ayrıldığı yapının yok olmasını diler. Çünkü ancak o zaman dönekliğin utancı silinecek, arlanma ve yüzleşme ihtimali ortadan…
Osmangazi İ.Ö.O. Tuzla, Türkan Saylan Halil Özen ve ortalarında Dr. Burhan Karaca… ÇYDD Tuzla Şubesi’nin Deprem Bölgesindeki Yolculuğu 17 Ağustos 99′ depreminin ardından geçen aylar içinde çadırkentlerden konteynerlere, oradan prefabrik rehabilitasyon merkezlerine uzanan yolculuğun her aşamasında ÇYDD Tuzla Şubesi’nin tanıklığı vardı. Türkan Saylan’ın raporlarında da sık sık vurguladığı gibi, Tuzla ÇYDD yalnızca geçici çözümler üretmedi; kalıcı kurumların temelinin atılmasına da vesile oldu. Deprem bölgesinde yapılanlar dışında; depremden etkilenen bölgelerden biri olan Tuzla, Aydınlıdaki Osmangazi İ.Ö.Okulu bahçesine Save The Children’ın sponsorluğunda yaptırılan rehabilitasyon merkezi bunlardan sadece biriydi. Çadırdan Konteynerlere, Prefabriklere ve Kalıcı Merkezlere Genel Başkanımız Prof. Dr. Türkan Saylan’ın raporları ve…
Ali Cengiz Akdeniz Hocamız Değirmendere Kızılay Çadırkenti’nde çocuklarla sabah sporunda… “Çocuklar hayatın ölüme verdiği gözdağıdır!” Çocuklar ve Hocaları… Depremden hemen sonra en çok düşündüğümüz şey, çocuklardı. Yetişkinler acıyı bir şekilde paylaşabiliyor, çalışarak, dayanışarak ayakta kalabiliyordu. Ama çocuklar… Onların gözlerindeki korkuyu, boşluğu gördükçe, daha çok şey yapmamız gerektiğini anlıyorduk. Onlara yalnızca barınma ve beslenme değil, ruhlarına ve bedenlerine iyi gelecek sosyal ve kültürel destek de lazımdı. İşte o noktada dayanışmanın en güzel örnekleri ortaya çıktı. Bölgeye sadece yardım kamyonları değil, tiyatro toplulukları, sanatçılar, doktorlar, psikologlar ve gönüllüler de geldi. Çocuklara umut, oyun, kahkaha ve iyileşme getirdiler. BP Tiyatro Grubu, Tatilya Animasyon…
İngiliz Muhipler Derneği Kurucusu Sait Molla, Peyam-ı Sabah Başyazarı Ali Kemal, Sadrazam Damat Ferit… Ali Kemal’lerin, Damat Ferit’lerin, Sait Molla’ların hikâyeleri bugüne de ışık tutuyor. Egemenliğin millete ait olduğu ilkesini korumak ve onu zedelemek isteyen odaklara karşı uyanık olmak, mücadele etmek dün olduğu gibi bugün de hayati bir önem taşıyor. Tarih tekerrür etmesin diye, emperyalizmin ve sarayın içerideki destekçilerini ve onların yöntemlerini iyi tanımak gerekiyor. Son tahlilde, halk egemenliği ile saray/işbirlikçi çizgi arasındaki mücadele sadece geçmişin bir hikâyesi değil, her devir için geçerli bir sınavdır. Bu sınavı bugün başarıyla vermenin yolu ise tarihten alınan dersleri unutmamaktan geçiyor. Mustafa Kemal Atatürk:…
Yazan: Halil Özen Benim gözümde Gürsel Tekin ve Kemal Kılıçdaroğlu, ülkemizini en kritik yıllarında AKP karşısında muhalefeti güçlendirmek yerine, kendi koltuklarını ve çevrelerini koruyan bir siyaset anlayışının taşıyıcıları oldular. Onların “güvenilir” gibi görünerek, partiyi içeriden kemiren bu tarzları, ülkenin bugünlere gelmesinin kapısını araladı. Çünkü ortada bir dava vardı; demokrasi ve cumhuriyet mücadelesi. Fakat onlar bu davayı kendi kişisel çıkarlarının gölgesinde bıraktılar. Bütün seçim ve örgütlenme başarısızlıklarına rağmen değişimden yana tavır almadılar. Oysa başka seçenek yoktu. Ya ülke tam anlamıyla AKP’nin şimdi telaffuz ettiği, Araplaştırma sürecinin esiri olarak laikliği de iyice hedef alacaktı. Ya da daha fazla bu soyguna dayanamayıp ekonomik…
Gölcük /Değirmendere Çınarlı Meydanı, Ağustos, 99′ Değirmendere Belediyesi… Zorlukların içinde sevgi üreten yürekler! Rehabilitasyon merkezlerini kurduğumuz her yerde, hayatın her geçen gün biraz daha zorlaştığını bizzat yaşayarak görüyorduk. Önce Değirmendere’de, sonra Gözlementepe’de… Coğrafyanın zorlukları, mevsim koşullarının değişkenliği, yangın, sel, sıcak, soğuk, yağmur, çamur ve hastalıklar; yaşanmış felaketi daha da ağırlaştırıyordu. Sevdiklerini kaybeden insanların bütün bunlara katlanması gerçekten mucizeydi. Küçücük Değirmendere’de 8 dönümlük sahil şeridi denize gömülmüştü. Belediye ek binaları, karakol, kütüphane ve sahildeki heykellerin bulunduğu park, denizin yuttukları arasındaydı. 3000’in üzerinde konut ve 250’ye yakın işyeri yıkılmış, 524 kişi hayatını kaybetmişti. Yaralı sayısı ise bunun kat kat üzerindeydi. Altı–yedi katlı…
Tuzla’dan Gölcük’e: İnsan kalabilmenin dayanışması! “Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette. Bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnızca kendi postuna özen göstermen yeterli. Ama insan olmak istiyorsan, bütün acıları da omuzlamak zorundasın!” Karl Marx 1998 yılında, kendi alanında uzman, tanınan, bilinen 9 kişi bir araya gelerek ÇYDD Tuzla Şubesi’ni kurduk. Soldan sağa; Önder Muradoğlu (İktisatçı, İş İnsanı), Burhan Karaca (Doktor), Halil Özen (Yayıncı) Mustafa Yılmaz (İTÜ. Öğretim Üyesi), Mustafa Gönül (Okul Müdürü, Öğretmen), Abdullah Tunç ( Şef Garson-Restoran Sahibi), Orhan Çahit Çaktı (İş İnsanı), Nevzat Özcan (Emekli Emniyet Müdürü) ve Hülya Özen (Yayıncı ) kurucu üyelerimiz arasındaydı. Henüz bir yılını…
“Bir Mucize Çadır: Gözlementepe” 27–28 Ağustos 1999… Değirmendere’deki merkezlerimizde hummalı bir çalışma sürüyordu. Bir yandan çocukların yüzlerini güldürmeye, diğer yandan çadırkentlerde ihtiyaç duyulan malzemelerin dağıtımını yaparak; yıkımın ve yoksulluğun ortasında yeni bir başlangıç yapmaya, yeni bir hayat kurmaya çalışıyorduk. O günlerde Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü’nden SODEV Vakfı’na (Erol Kızılelma), Mercedes Benz’den IBM’e, Hilton’dan CarrefourSa’ya, Güneş Hayat’tan Umut Vakfı’na, Başak Yapı’dan Kent Gıda’ya, Anatolia Hayvan Hastanesi’nden ( Ayşegül Deprem) Taci Yücedere’ye, CHICCO’dan Ali Rıza Taşdelen’e, Demet Akbağ’dan Yonca Evcimik’e, TESA’dan (Necdet Aydoğan) Nil Duran’a, Kardelen Matbaacılık’tan Ümit inşaat’a kadar yüzlerce kurum, kuruluş ve iş insanı bölgeye geliyordu. Rehabilitasyon merkezlerimizi ziyaret ediyor,…
17 Ağustos 1999’da sarsılan yalnızca binalar değildi; aynı anda vicdanlarımız da sarsıldı. O karanlık gecenin ardından, ölüm her şeyi esir almışken, bir tek umuda ve insanlığa dokunamamıştı. Çünkü umut, gönüllülerin ve askerlerin alın terinde, insanlık ise çocuklara uzanan o ellerde can bulmuştu. İşte bu metin, o ellerin, o yüreklerin ve o isimsiz kahramanların; bölgeye gelip, çocukların yaralarına merhem olanların hikâyesidir. 17 Ağustos deprem seferberliğinde, “dağınık iyi niyetler”, “örgütlü bir iyiliğe” dönüşmüştü. “Türkiye’deki iyiliklerin ve güzelliklerin örgütlü örneği ve önderi olan Prof. Dr. Türkan Saylan” yalnız ufuk gösteren değil, bizzat sahaya inen ve organize eden bir öncüydü. Nitekim, ÇYDD, deprem bölgelerinde…

