Subscribe to Updates
Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.
Yazar: Halil Özen
17 Ağustos 1999’un zifiri karanlık sabahında yalnızca insanlar değil, kurumlar da büyük bir sınavdan geçti. Bütün ülke kulak kabartmış enkazdan bir ses duymaya çalışırken; ya da başka bir deyişle, enkaz altından yükselen çığlıklar tüm ülkeyi sarmış ve hepimizin yüreğini kanatırken, Türkiye’nin dört bir yanından gönüllüler yollara düşmüştü. Yollara düşmüştük düşmesine ama oraya varınca anladık ki, böylesi felaketlere karşı yapılması gereken bazı işler vardı ki, ancak iyi niyet; disiplin, hız ve örgütlülükle birleşebilirse yapılabilirdi. Ve de bunun için çok güçlü bir irade gerekirdi. Nitekim enkaz altında kalanlar, sabır değil hızla kurtarılmayı bekliyordu. Bölgede oluşan kaos, merhamet değil organizasyon istiyordu. Sağ kalanlar,…
Bu özel anlatı, deprem gerçeğini ve toplumsal dayanışmayı gelecek kuşaklara aktarmayı hedefleyen 17 Ağustos: Ölümün Esir Alamadığı Umut arşiv dosyasının bir parçasıdır. Zamanın tutsak edildiği gece! O gece saat 03.02’de sadece yer değil, zaman da sarsıldı. Saniyeler, dakikalar, saatler yıkıntıların altına gömüldü. Sonra hiçbir şey ilerlemedi. Sanki zaman, enkaz altında kalan insanlar gibi nefesini tutmuş kurtarılmayı bekliyordu. Bir gönüllü anlatmıştı: “Depremin olduğu geceden sonra gün doğdu mu, batmadı mı, anlayamadık. Güneş doğdu ama o gün hiç bitmedi.” Saatlar çalışıyordu belki ama, zaman orada yüzbinlerce insan için durmuştu.Çok sevdiklerini kaybeden kimilerimiz için 27 Aralık Erzincan, kimilerimiz için 17 Ağustos 99′ Gölcük,…
Usta şairin dizeleriyle acıyı ve umudu harmanladığımız bu bölüm, 17 Ağustos: Ölümün Esir Alamadığı Umut deprem dosyamızın edebi durağıdır. “Kesemden verecek şeyim yok! Ancak yüreğimden verebildim!” Nazım Hikmet Değiştirilemeyen Gerçeğin, Değişmeyen Şiiri… Nazım Hikmet 1939 yılında yaşanan Erzincan Depremi’ni “Kara Haber” şiiriyle anlatmıştı. Şiirin sadece o günün değil, gelecekte yaşanacak bütün depremlerin ortak acılarını da dile getireceğini muhtemelen Nazım bile düşünmemişti. Bugün, Gölcük ve Hatay gibi yıkımların ardından dönüp bu şiire baktığımızda, hâlâ geçerli olan, hâlâ tazeliğini koruyan, yakılmış bir ağıtla karşı karşıya kalıyoruz. “Yan yana sırt üstü yatan ölüler…” Nazım şiirinde, toplu mezarları, enkaz altından çıkarılan ve henüz teşhis…
Bugün Gürsel Tekin’in kayyımlık rolünde, Barış Yarkadaş’ın ikbal için “gazeteci kisvesi”yle yürüttüğü karalama kampanyalarında, Berhan Şimşek’in bir zamanlar yükselttiği değerleri inkâr edişinde, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ise kendi yarattığı enkazın altında hâlâ “liderlik” iddiasını – Yargı, Siyaset ve Medya Üçgeni desteği ile – sürdürmesinde bu dinamikleri görmek mümkündür. Özel Analiz Dosyası (Bölüm 5): Emperyalizmin Kayyımları CHP İstanbul İl Başkanlığı ve Genel Merkezi üzerinden yürüyen kayyım tartışmaları, parti içi bir hukuk meselesinin ötesine geçti. Yargı kararları, siyasi aktörler ve medya desteğiyle ilerleyen süreç, muhalefeti etkisizleştirmeyi hedefleyen daha geniş bir planın parçası olarak tartışılıyor. CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda yaşanan fiilî kayyım pratiği, yalnızca parti…
Bu özel anlatı, deprem gerçeğini ve toplumsal dayanışmayı gelecek kuşaklara aktarmayı hedefleyen 17 Ağustos: Ölümün Esir Alamadığı Umut arşiv dosyasının bir parçasıdır. Osmangazi İ.Ö.O. Tuzla, Türkan Saylan Halil Özen ve ortalarında Dr. Burhan Karaca… ÇYDD Tuzla Şubesi’nin Deprem Bölgesindeki Yolculuğu 17 Ağustos 99′ depreminin ardından geçen aylar içinde çadırkentlerden konteynerlere, oradan prefabrik rehabilitasyon merkezlerine uzanan yolculuğun her aşamasında ÇYDD Tuzla Şubesi’nin tanıklığı vardı. Türkan Saylan’ın raporlarında da sık sık vurguladığı gibi, Tuzla ÇYDD yalnızca geçici çözümler üretmedi; kalıcı kurumların temelinin atılmasına da vesile oldu. Deprem bölgesinde yapılanlar dışında; depremden etkilenen bölgelerden biri olan Tuzla, Aydınlıdaki Osmangazi İ.Ö.Okulu bahçesine Save The…
Bu özel anlatı, deprem gerçeğini ve toplumsal dayanışmayı gelecek kuşaklara aktarmayı hedefleyen 17 Ağustos: Ölümün Esir Alamadığı Umut arşiv dosyasının bir parçasıdır. Ali Cengiz Akdeniz Hocamız Değirmendere Kızılay Çadırkenti’nde çocuklarla sabah sporunda… “Çocuklar hayatın ölüme verdiği gözdağıdır!” Çocuklar ve Hocaları… Depremden hemen sonra en çok düşündüğümüz şey, çocuklardı. Yetişkinler acıyı bir şekilde paylaşabiliyor, çalışarak, dayanışarak ayakta kalabiliyordu. Ama çocuklar… Onların gözlerindeki korkuyu, boşluğu gördükçe, daha çok şey yapmamız gerektiğini anlıyorduk. Onlara yalnızca barınma ve beslenme değil, ruhlarına ve bedenlerine iyi gelecek sosyal ve kültürel destek de lazımdı. İşte o noktada dayanışmanın en güzel örnekleri ortaya çıktı. Bölgeye sadece yardım kamyonları…
İngiliz Muhipler Derneği Kurucusu Sait Molla, Peyam-ı Sabah Başyazarı Ali Kemal, Sadrazam Damat Ferit… Ali Kemal’lerin, Damat Ferit’lerin, Sait Molla’ların hikâyeleri bugüne de ışık tutuyor. Egemenliğin millete ait olduğu ilkesini korumak ve onu zedelemek isteyen odaklara karşı uyanık olmak, mücadele etmek dün olduğu gibi bugün de hayati bir önem taşıyor. Tarih tekerrür etmesin diye, emperyalizmin ve sarayın içerideki destekçilerini ve onların yöntemlerini iyi tanımak gerekiyor. Son tahlilde, halk egemenliği ile saray/işbirlikçi çizgi arasındaki mücadele sadece geçmişin bir hikâyesi değil, her devir için geçerli bir sınavdır. Bu sınavı bugün başarıyla vermenin yolu ise tarihten alınan dersleri unutmamaktan geçiyor. Özel Analiz Dosyası…
Yazan: Halil Özen Benim gözümde Gürsel Tekin ve Kemal Kılıçdaroğlu, ülkemizini en kritik yıllarında AKP karşısında muhalefeti güçlendirmek yerine, kendi koltuklarını ve çevrelerini koruyan bir siyaset anlayışının taşıyıcıları oldular. Onların “güvenilir” gibi görünerek, partiyi içeriden kemiren bu tarzları, ülkenin bugünlere gelmesinin kapısını araladı. Özel Analiz Dosyası (Bölüm 8): İhraç Edildiler Çünkü ortada bir dava vardı; demokrasi ve cumhuriyet mücadelesi. Fakat onlar bu davayı kendi kişisel çıkarlarının gölgesinde bıraktılar. Bütün seçim ve örgütlenme başarısızlıklarına rağmen değişimden yana tavır almadılar. Oysa başka seçenek yoktu. Ya ülke tam anlamıyla AKP’nin şimdi telaffuz ettiği, Araplaştırma sürecinin esiri olarak laikliği de iyice hedef alacaktı. Ya…
Bu özel anlatı, deprem gerçeğini ve toplumsal dayanışmayı gelecek kuşaklara aktarmayı hedefleyen 17 Ağustos: Ölümün Esir Alamadığı Umut arşiv dosyasının bir parçasıdır. Gölcük /Değirmendere Çınarlı Meydanı, Ağustos, 99′ Değirmendere Belediyesi… Zorlukların içinde sevgi üreten yürekler! Rehabilitasyon merkezlerini kurduğumuz her yerde, hayatın her geçen gün biraz daha zorlaştığını bizzat yaşayarak görüyorduk. Önce Değirmendere’de, sonra Gözlementepe’de… Coğrafyanın zorlukları, mevsim koşullarının değişkenliği, yangın, sel, sıcak, soğuk, yağmur, çamur ve hastalıklar; yaşanmış felaketi daha da ağırlaştırıyordu. Sevdiklerini kaybeden insanların bütün bunlara katlanması gerçekten mucizeydi. Küçücük Değirmendere’de 8 dönümlük sahil şeridi denize gömülmüştü. Belediye ek binaları, karakol, kütüphane ve sahildeki heykellerin bulunduğu park, denizin yuttukları…
Bu anlatı, 1999 depreminin dayanışma ruhunu kayıt altına alan 17 Ağustos: Ölümün Esir Alamadığı Umut ana dosyasının bir parçası olarak hazırlanan “İyiliğin Örgütlü Hali” serisine aittir. Tuzla’dan Gölcük’e: İnsan kalabilmenin dayanışması! “Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette. Bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnızca kendi postuna özen göstermen yeterli. Ama insan olmak istiyorsan, bütün acıları da omuzlamak zorundasın!” Karl Marx 1998 yılında, kendi alanında uzman, tanınan, bilinen 9 kişi bir araya gelerek ÇYDD Tuzla Şubesi’ni kurduk. Soldan sağa; Önder Muradoğlu (İktisatçı, İş İnsanı), Burhan Karaca (Doktor), Halil Özen (Yayıncı) Mustafa Yılmaz (İTÜ. Öğretim Üyesi), Mustafa Gönül (Okul Müdürü, Öğretmen), Abdullah…

