
Yayın Tarihi: 24.08.2026 , 15:17Güncelleme Tarihi: 24.08.2026 , 16:06
Emre Alım / soL Haber
Güneş ve havanın neredeyse hiç girmediği “kuyu tipi” hapishanelerdeki tecrit koşullarına karşı açlık grevleri sürüyor. Tutuklu Grup Yorum emekçisi Cemil Kurt, kaleme aldığı mektupla bu insanlık dışı uygulamalara karşı kamuoyunu ses yükseltmeye çağırdı.
“Lütfen söyleyin, ayaklarımızın altındaki toprağın tümden çekildiği, insan hak ve özgürlüklerinin toz olduğu; insanın onurunun, kişiliğinin, sahip olduğu değerler bütününün yakılıp kül edilmeye çalışıldığı bu yerin Guantanamo veya Ebu Gureyb zindanlarından ya da Vietnam’daki Kaplan Kafeslerinden farkı var mı?”
“Kuyu tipi” hapishanelerin kapatılması için 43 gündür açlık grevinde olan Grup Yorum emekçisi Cemil Kurt, bu sözcükleri Marmara 6 No’lu L Tipi Hapishanesi’nden soL Haber için kaleme aldı.
Güneşsiz, havasız, insansız hücrelerde yaşananları kamuoyuna duyurmak isteyen Cemil Kurt, gözlerden uzak hapishanelerdeki ağır koşulları birinci ağızdan anlattı.
‘İsmen koğuşta, aslen hücrede tutuluyoruz’
Yağmurun, rüzgarın olmadığı bu hapishaneler “kuyu”dan farksız olduğu için bu isimle anılıyor.
Hücreler 5 ila 10 metrekare arasında değişiyor. Havalandırma alanları son derece dar, pencerelerdeki tel örgüler ışık ve havayı engelliyor. Mahpuslar, günün büyük kısmını tek başlarına, gökyüzünü görmeden geçiriyor.
“Kuyu tipi” hapishanelerde tutulanların sayısı her geçen gün artıyor.
Tutuklu komedyen Deniz Göktaş, görevden uzaklaştırılan Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, Ahbap Derneği soruşturmasında tutuklanan Haluk Levent ve Oğuzhan Uğur, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan, İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun ve son olarak yandaş gazeteci Cem Küçük.
İnsanlık dışı bu koşulları reddeden Grup Yorum emekçileriyse kuyu tipi hapishanelerin kapatılması için eylemde.
Cemil Kurt 43 gündür, Cem Dursun ise 117 gündür açlık grevinde.
“Kuyu tipi” hücreleri “hapishane içinde hapishane” olarak tanımlayan Kurt, 8 metrekarelik 4 hücreden oluşan koğuşundaki koşulları şu sözlerle aktardı:
“Günde sadece 2 saat ve sırayla havalandırma alanına çıkarılıyoruz. Günün geriye kalan 22 saatinde ise 8 metrekare ve biz baş başayız. Bu 8 metrekarelik hücre içerisinde ise bizim haricimizde 1 banyo-tuvalet, 1 ranza, 1 masa, 2 sandalye ve 2 demir dolap var. Yani yok yok! Bir tek yürüyebileceğimiz yer yok! Tabii ranza ile hücre kapısı arasındaki 4 adımlık mesafeyi saymazsak. İki kişi ayaktayken ise ‘ayakta durmak’ dışında hiçbir şey yapılamıyor. Yani ismen koğuşta ama aslen hücrede tutuluyoruz!”
‘Nihayetinde yine biz kazanacağız’
Cemil Kurt 2024 yılında açlık grevine başlamış, talebi kabul edilmiş ve “kuyu tipi” olmayan bir hapishaneye sevk edilmişti.
Yaklaşık 3 ay önce bir kez daha “kuyu tipi” hapishaneye yerleştirildiklerini aktaran Kurt, bunun sistemli bir yıldırma politikası olduğunu vurguluyor:
“Bugün aylar süren açlığın izlerini henüz vücudumuzda taşırken aynı savaşa tekrardan girmeye zorlandık. Bu bizim nezdimizde Grup Yorum’a yönelik bir intikam saldırısı değilse nedir? Açıkçası bizi sakatlamak, öldürmek hedefleri. Aynı Gürkan Türkoğlu’na yaptıkları gibi… Bizim canımız Gürkan’ınkinden daha değerli değil ve biz de Gürkan’ın sahip olduğu değerler uğruna sonuna kadar yürüme kararlılığındayız.”
“Kuyu tipi” hapishanelere karşı 266 gün açlık grevi yapan Gürkan Türkoğlu, 7 Temmuz’da yaşamını yitirmişti.
Gürkan Türkoğlu’nun insanlık dışı koşulları ortadan kaldırmak için hayatını ortaya koyduğunu hatırlatan Cemil Kurt, mektubunu şu çağrıyla sonlandırdı:
“Öfkemiz yasımızdan kısa sürmesin, tersine bizi harekete geçirsin istiyoruz. Biliyoruz ki sesimiz duyuldukça ve duyuruldukça bu koşulları değiştirmeye zorlayacağız ve nihayetinde yine biz kazanacağız.”
Yeniden hücreye konuldular
Marmara 6 No’lu L Tipi Hapishanesi’nde tutulan Grup Yorum emekçilerine, soL’a ilettiği mektubun ardından 20 Ağustos’ta hücrelerden çıkarılacakları ve herkes gibi koğuş havalandırma hakkından yararlanabilecekleri söylendi.
Ancak Grup Yorum üyeleri koğuşlara yerleştirilen kameralara itiraz ettikleri için yeniden zorla hücrelere kapatıldı.
24.08.2026 tarihli, Emre Alım’ın soL’da yayınlanan yazısını tekrarlıyoruz.


