
43 YIL SÜREN BiR ACININ VE DİRENŞİN HİKÂYESİ: AKGÜL TEYZE KIZI HATİCE ALANKUŞ’UN YANINDA…
24 Temmuz, Türkiye devrimci hareketinin ve insan hakları mücadelesinin unutulmaz isimlerinden, Türkiye cezaevlerinde hayatını kaybeden ilk kadın devrimci Hatice Alankuş’un ölüm yıl dönümü.
Bu anma, aynı zamanda evladının acısını 43 yıl boyunca yüreğinde bir direnç abidesi olarak taşıyan anne Akgül Yulkarslan’ın da adalet ve hafıza mücadelesidir.
1946 İstanbul doğumlu bir iç mimar olan Hatice Alankuş, 1960’lı yılların ikinci yarısında üniversite yıllarında devrimci fikirlerle tanıştı. THKP-C saflarında yer alan Alankuş, 12 Mart 1971 cuntası döneminde büyük bir kararlılık sergileyerek; cezaevinden firar eden Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Ömer Ayna, Cihan Alptekin ve Ziya Yılmaz’ı vur emriyle arandıkları o çetin günlerde hiç tereddüt etmeden evinde sakladı.
Akgül Teyze de bu dayanışmanın tam ortasındaydı. Yaşadığı çağa duyarlı bir cumhuriyet kadını olarak, evlerinde sakladıkları devrimciler için yıllar sonra bile “Bugün de gelseler yardımı esirgemezdim” diyecek kadar sevecen ve kararlı bir yürek taşıyordu.
İşkence, İhmal ve Cezaevinde Büyüyen Dram
Bu tarihsel dayanışmanın ardından 14 Şubat 1972’de gözaltına alınan Hatice Alankuş ve annesi Akgül Yulkarslan ağır işkencelerden geçirildi. Anne Akgül Teyze bir süre sonra tahliye edilirken, Hatice 15 Mart’ta tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi’ne gönderildi.
Sağmalcılar ve Bayrampaşa koğuşlarında sağlığı hızla bozulan Hatice’nin tedavisi bilinçli şekilde engellendi. Ağır bağırsak düğümlenmesi yaşamasına, kıvranarak günlerce koğuşta yatmasına rağmen cezaevi doktorları “Bir şeyi yok” diyerek onu ölüme terk etti.
Annesi Akgül Yulkarslan savcılara, doktorlara koştu ancak faşizmin bürokrasisi kapıları yüzüne kapattı. Hastanenin bodrum katında bir odaya atılan Hatice’yle annesinin görüşmesine dahi izin verilmedi.
Hatice Alankuş, 24 Temmuz 1973’te Haydarpaşa Askeri Hastanesi’nde henüz gencecik yaşta yaşamını yitirdi. Akgül Teyze, kızını ancak cenazesini teslim alırken görebildi ve “Ben kendi ellerimle yıkadım kızımı” diyerek o taş kesen acıyı ömrünün sonuna kadar taşıdı.
Fransız Sanatçının Çığlığı: “Düşünceleri Uğrunda Can Veren Kadın”
Hatice Alankuş’un cezaevindeki trajik ölümü uluslararası alanda da derin bir yankı uyandırdı. 1975 yılında Belçika’da kurulan Info-Türk yayınlarında Alankuş’un fotoğrafını ve hikayesini gören ünlü Fransız müzisyen Jacques Bertin, yayımladığı albümünde yer alan bestelerinden birine “Düşünceleri Uğrunda Can Veren Kadın” adını vererek bu eseri Hatice Alankuş’a adadı.
“Güzellikleriydi en çarpıcı olan resimlerindeki o insanların…
Anıt mezarlara resmedilmeye en uygun yüzler diye seçilmişiz
Bunun içindir ki geçirildik o işkencelerden’ der gibiydiler…
Resimdeki kız yanıtlıyordu hemen:
Mutluydum ve de tüm bunlara hazırlıklı değildim
Gururluydum ve tüm yaptıklarımda aşk vardı
Günün birinde durmam gerektiği söylendiğinde de durmadım…
Geldim, bir gün acı çektim ve öldüm, işte o kadar…’”
43 Yıl Sonra Çiçekçi Mezarlığı’nda Buluşma
Hatice’nin ölümünden sonra da acılar Akgül Teyze’nin peşini bırakmadı. Eşini ve ardından dağ gibi oğlunu yitirdi, kansere yakalandı ama direndi. Zarafetinden, Moda’daki evinin balkonundaki çiçeklerinden ve dostlarına gösterdiği incelikten hiç vazgeçmedi.
94 yıllık ömrünü 2017 yılının ilk günlerinde tamamlayan Akgül Yulkarslan, 43 yıl boyunca yüreğinde taşıdığı evlat acısıyla birlikte, Hatice’nin Üsküdar Çiçekçi’deki mezarının yanı başında toprağa verildi. 12 Mart döneminin bu en direnişçi teyzesi, 43 yıl sonra kızı Hatice ile sonsuzlukta yeniden kucaklaştı.

