“Ali Ekber bey ses ver, bilmeden mi paylaştın?”
Hobi bahçeleri dosyasını karıştırdıkça karşımıza yeni isimler, yeni belgeler ve yeni açıklamalar çıkıyor. Şimdi hikayeye oldukça önemli bir tarihi şahsiyet daha katılıyor: Serhan Kural. Tarih 20/Temmuz/2026. Henüz CHP’li Eren Ali Bingöl, AKP’li olmamış. Yani katılımdan 11 gün önce.

AKP’li eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı döneminde yaklaşık 15 yıl belediye başkan yardımcılığı yapan, Tuzla’nın imar politikalarının en önemli isimlerinden biri olan ve Şadi Yazıcı’nın Türkiye Temel Bilimler Araştırma Vakfı’nın mütevelli heyetinde de yer alan Serhan Kural…
Başka bir ifadeyle eski yönetimin imar uygulamalarını, alınan kararları ve bu kararların hangi süreçlerden geçerek hayata geçirildiğini en yakından bilen isimlerden biri. Eski yönetimin adeta “kara kutusu.“
Peki Serhan Kural neden sürpriz yapıp sahneye çıktı? CHP Tuzla Belediye Meclisi Grup Başkanvekili Ali Ekber Kızılkan’a neden seslendi? Uyarısı gerekli miydi?
Serhan Kural, hobi bahçeleriyle ilgili haberimize karşı Kızılkan’ın:“Akla ve vicdana aykırı ve gerçekleri yansıtmadığı” iddiasıyla hazırladığı bir basın açıklamasını kamuoyu ile paylaşmasının ardından: “Ali Ekber Bey, sosyal medya ve haber sitelerinin büyük çoğunluğu yalan yanlış haberler yapmaktadır” diye yazdı. Ardından çok daha dikkat çekici bir cümle kurdu: “Söz konusu haberleri ciddiye almakta ileride sorun teşkil edebilir. Böyle durumlar kamu kurumlarına bilgi olarak sunulur.”
Yani o da konunun bizzat içinde… Vakıf konuya… Belki de toplumsal amaçlarla başlatılan bu projenin özel villalara dönüştürülmesini ve hatırlı kişilere satış vaadi sözleşmeleri ile satılmasını öneren bile olabilir. Neyse…
Sonra devam etti: “Sizi de bunu paylaşan CHP meclis üyesi olduğunuz için yazma gereği hissettim. Bahsettiğiniz alanın İBB’den onaylanmış imar planı mevcuttur. Ve her bağımsız bölümün yapı ruhsatları mevcuttur. Bilginize…”
Ancak Serhan Kural bu uyarıyla yetinmedi. Ali Ekber Kızılkan’dan cevap gelmeyince bu kez ertesi gün paylaşımın altına tehdit de kokan şu cümleyi ekledi:
“Ali Ekber Bey ses ver, bilmeden mi paylaştın.”
İşte mesele tam da burada ilginçleşiyor.
Bir tarafta CHP’nin Tuzla Belediye Meclisi Grup Başkanvekili, diğer tarafta AKP’li eski belediye yönetiminin yaklaşık 15 yıl boyunca belediye başkan yardımcılığını yapmış ve özellikle imar alanında görev üstlenmiş Serhan Kural var.

Eski yönetimin önemli bir ismi, CHP Grup Başkan Vekiline kamuoyu önünde “Ses ver!” diye çemkiriyor; ardından “Bilmeden mi paylaştın?” diye üst perdeden soruyor.
Bu artık sıradan bir bilgilendirme ya da fikir alışverişi üslubu değil. İnsan ister istemez soruyor: Serhan Kural, CHP Grup Başkanvekili Ali Ekber Kızılkan’dan hangi sıfatla hesap soruyor? Daha da önemlisi, Ali Ekber Kızılkan neden cevap veremiyor?
Serhan Kural’ın açıklamasındaki temel iddialardan biri, söz konusu alandaki her bağımsız bölümün yapı ruhsatının bulunduğu. İyi de mesele zaten burada başlıyor. Biz hiçbir zaman “orada hiçbir belge, hiçbir ruhsat yok” demedik. Bizim sorduğumuz çok daha açık: Bu alan hangi amaçla planlandı, hangi koşullarla yapılaşmaya açıldı ve bugün karşımızda duran villalar hangi plan kararına ve hangi ruhsata dayanıyor? Sahipleri kimler?
Çünkü başlangıçta önümüzde duran tablo özel villa yerleşimi yaratılması amacıyla hazırlanmış bir proje değildi. Yüzde 5 emsalle kır bahçesi, hobi bahçesi gibi kullanımların öngörüldüğü bir düzenlemeden söz ediyoruz. Üstelik ruhsatlarda yapıların niteliğine ilişkin ifadeler de ortada.
Ardiye başka şeydir; villa, dükkan başka şey.
Bir yapının ruhsatının bulunması, bugün fiilen ortaya çıkan kullanımın ve yapılaşmanın plan hükümlerine uygun olduğu anlamına kendiliğinden gelmez. O halde Serhan Kural’a sormak gerekiyor: Bu yapılara “villa” olarak mı ruhsat verildi? Verildiyse çıkarın ruhsatları, Tuzla halkı da görsün.

Dahası var. Eğer her şey zaten mevcut plana ve ruhsatlara uygunsa, yeni Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl neden bu alanla ilgili yeni bir plan değişikliği için bu kadar uğraştı? Konu neden yeniden belediye meclisinin önüne getirildi? Neden emsal artışı tartışıldı? Mevcut durum zaten hukuka ve plana uygunsa, neyi değiştirmeye çalışıyorsunuz? Asıl cevaplanması gereken soru budur.
Serhan Kural’ın sözleri arasında bizim açımızdan en dikkat çekici bölüm ise, “Söz konusu haberleri ciddiye almakta ileride sorun teşkil edebilir. Böyle durumlar kamu kurumlarına bilgi olarak sunulur” cümlesidir.
Bu sözlerle ne anlatmak istediğini elbette Serhan Kural’ın kendisi açıklayabilir. Ancak gazeteci olarak bizim de sormamız gerekiyor: Bir haberin kamu kurumlarının dikkatini çekmesinden neden endişe edilsin? Eğer ortada hukuka aykırı hiçbir şey yoksa kamu kurumlarının konuyu incelemesinden kim, neden çekinsin?

Tam tersine, her şey yasal, bütün ruhsatlar doğru ve bütün yapılar plana uygunsa kamu kurumlarının yapacağı inceleme Serhan Kural’ın söylediklerini doğrulamaz mı?
O halde “Bu haberleri ciddiye almak ileride sorun teşkil edebilir” denilerek verilmek istenen mesaj nedir? İşte bu sözlerin bizde yarattığı izlenim açık: “Fazla eşelemeyin.”
Çünkü kamu yararını ilgilendiren böylesine önemli bir imar tartışmasında gazetecinin görevi tam tersidir: Eşelemek. Belge istemek. Ruhsatı sormak. Planı incelemek. Plan değişikliğinin gerekçesini araştırmak. Kamunun kullanımına ayrılan bir alanın zaman içerisinde nasıl bir villa yerleşimine dönüştüğünü sorgulamak. Gerekiyorsa kamu kurumlarının da dikkatini çekmek. Gazetecilik zaten bunun için vardır.
Meselenin bir başka dikkat çekici tarafı ise Ali Ekber Kızılkan’ın sessizliğidir. Kızılkan bizim haberlerimiz hakkında kamuoyuna açıklamalar yapabiliyor. Gazetemizin haberlerinin “gerçek dışı”, hatta “akla ve vicdana aykırı” olduğunu söyleyebiliyor. Kendi belediye başkanını savunmak için oldukça yüksek perdeden konuşabiliyor.
Ama eski AKP yönetiminin 15 yıllık belediye başkan yardımcısı kendisine “Ali Ekber Bey ses ver” diye “emir kipi” ile seslendiğinde aynı yüksek sesle “Sen kim oluyorsun da benimle böyle konuşuyorsun!” diye karşılık verme yok. Serhan Kural, “Bilmeden mi paylaştın?” diye soruyor. Yani CHP Grup Başkanvekilini kamuoyu önünde sorguluyor. Fakat cevap gelmiyor. Sanki Kızılkan bilerek paylaştım dese; Serhan Kural’da Kızılkan’la ilgili başka bir şeyler paylaşacakmış gibi…
İşte Tuzla siyasetinin açıklanmaya muhtaç fotoğraflarından biri de burada ortaya çıkıyor. Bir gazetecinin üstelik doğru olduğunu bildiği haberine karşı son derece sert konuşabilenler, eski dönemin güçlü isimleri karşısında neden aynı kararlılığı gösteremiyor? Ali Ekber Kızılkan’ın çıkıp, “Ben CHP Grup Başkanvekiliyim. Bir basın açıklamasını, üstelik de kendimin yazdığını paylaşmak için sizden izin alacak değilim. ” demesi gerekmez miydi?
Diyemiyorsa neden? Serhan Kural’ın söylediklerini ise önemsiyoruz. Çünkü kendisi bu sürecin dışından konuşan sıradan bir kişi değil. Yıllarca Tuzla Belediyesi yönetiminde bulunmuş, imar politikalarının içinde görev yapmış eski bir belediye başkan yardımcısı. Dolayısıyla kendisine bizim de açık bir çağrımız var.
Madem “Her bağımsız bölümün yapı ruhsatı vardır” diyorsunuz, o halde açıklayın. Hangi parsel için hangi tarihte ruhsat verildi? Ruhsatlarda yapıların kullanım amacı ne olarak gösterildi? Villa mı, ardiye mi, kır bahçesi mi, hobi bahçesi mi? İBB tarafından onaylanan planın hangi hükmü bugün karşımızda duran yapılaşmaya izin veriyor? Şu noterde yapılan 87 adet satış vaadi sözleşmeleri neyin nesi? Ve hepsinden önemlisi, her şey zaten hukuka ve plana uygunsa Eren Ali Bingöl yönetimi neden yeni bir plan değişikliğine ihtiyaç duydu?
Bunların cevabı sosyal medyada CHP Grup Başkanvekiline üst perdeden seslenmekle verilmez. Belgeyle verilir. Biz de tam olarak bunu istiyoruz.
Çünkü bu mesele Serhan Kural’ın, Ali Ekber Kızılkan’ın, Eren Ali Bingöl’ün ya da Çağdaş Tuzla’nın kişisel meselesi değildir. Bu mesele Tuzla halkının meselesidir. Birileri bize, “Bu haberler kamu kurumlarının dikkatini çekebilir” diyorsa bizim buna vereceğimiz cevap da son derece açıktır:
Çeksin. Hatta çekmelidir. Kamu kurumları gelsin, planları incelesin. Ruhsatları incelesin. Tapuları incelesin. Yapıların fiili durumuyla ruhsatlarını karşılaştırsın. Plan değişikliklerinin hangi gerekçelerle hazırlandığına baksın. Kamunun kullanımına ayrılan alanların zaman içerisinde kimlerin kullanımına geçtiğini araştırsın.
Sonunda kim haklı, kim haksız ortaya çıksın. Çünkü kamu adına kullanılan bir imar hakkının hesabını sormak suç değil, gazetecinin görevidir. Ve anlaşılan o ki, bu dosyada daha soracağımız çok soru var.
Ve şimdi Serhan Kural’a da cevap niteliğindeki belgelerimizi sıralamanın vakti geldi. Bakalım bu sıralamaya ve sonrasında sıraya eklenecek olan belgelere ne diyecek?
BÖLÜM 9: Belgeler Birbirini Tamamladığında

Bir gazetecinin meslek hayatındaki en büyük yanılgısı, tek bir resmi belgeye koşulsuz güvenmesidir.
Çünkü tek bir belge bazen eksiktir. Bazen manipülasyona açıktır ve yanlış yorumlanabilir. Bazen de kasıtlı olarak devasa bir hikâyenin yalnızca küçük, zararsız bir parçasını göstermek üzere tasarlanmıştır. İşte bu nedenle, mesleğe adım attığımız ilk günden bu yana kendimize sarsılmaz bir kural koyduk: Bir belge hiçbir zaman tek başına haber olmaz. Resmi bir evrak, ancak yanına konulan başka belgelerle konuşmaya, birbirini sorgulamaya başladığı an gerçek anlamını kazanır.
Hobi Bahçeleri dosyasının derinliklerine indiğimizde de tam olarak bu yasal gerçeği gördük.
Şimdi, Tuzla halkının ve tarihin tanıklığında masanın üzerindeki o büyük resmi tamamlamak adına, bazı evrakları sırasıyla yeniden diziyoruz ve hiçbirini kaldırmıyoruz: ve haber dosyamıza eklenecek olan, şimdilik eksik evrakları da saptıyoruz:

Birinci Belge:
Tepeören Mahallesi, 7137 Ada, 32 Parsel (ve Orhanlı 7051 Ada, 25 Parsel) numaralı taşınmazın 14 Şubat 2023 tarihli ve 4112 yevmiye numaralı resmi tapu kaydı… Malik: Tuzla Belediyesi. Üzerindeki o aşılmaz şerh: “Hobi Bahçesi olarak kullanılacaktır. Amacı dışında kullanılamaz. Umumi kamu hizmeti dışında kullanılamaz. Özel mülkiyete konu olamaz.” Tek başına bakıldığında bu belge, sadece taşınmazın kamusal statüsünü koruyan yasal bir zırhtır. Ne eksik ne fazla.

İkinci Belge:
Yürürlüğe sokulan imar planı paftaları… Aynı parsellerin resmi kararı: Park + Rekreasyon Alanı (P+R). Yapılaşma hakkı: Yaklaşık E=0.05 emsal. Sınırlı ve doğayla uyumlu, -kır kahvesi, çay bahçesi, otopark, büfe vb.- ve doğal malzeme kullanılmak şartı. Tek başına bu belge de şehircilik kurallarına uygun kamunun yararına son derece olağan görünüyor.
Üçüncü Belge:

03/04/05 Nisan 2024 tarihlerine ait Kartal 29. Noterliği arşiv dosyası… Toplam 87 adet Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi. Üstelik mülk sahibi belediye adına değil, belediye ile arasında hiçbir resmi devir kontratı bulunmayan paravan iştirak Tuz-Yap A.Ş. (Yetkililer Recep Demir ve Fikret Onuş) aracılığıyla o hatırlı şahıslara yapılmış lüks konut satışları…
İlk kez masadaki belgeler birbirine sert sorular sormaya başlıyor.
Dördüncü Belge:

Sözleşmelerin arkasına zımbalanan “Tip 4 Tuzla Loft Katlı Çelik Villa Standart Teknik Şartnameleri”, bağımsız bölüm listeleri ve mimari projeler… Emsal sınırının “zemin üstü teknik alanlar” hilesiyle nasıl delindiğini gösteren yasal kanıtlar… Artık dosya, iddia edilen o mütevazı “hobi bahçesi” kavramıyla açıklanamayacak kadar radikal bir rant boyutuna ulaşıyor.

Beşinci Belge:
Gökyüzünden çekilen merhametsiz Maxar uydu fotoğrafları… Hiç konuşmuyorlar, yorum yapmıyorlar, siyasi basın bülteni yayınlamıyorlar; sadece zamanı ve yağmayı kaydediyorlar.
2012’de tamamen bomboş ve bakir olan o arazinin kentsel dönüşüm muafiyeti için hayali binalarla nasıl “riskli yapı” ilan edildiğini, ardından yolların açıldığını, temellerin atıldığını, 153 villa ve 4 kaçak dükkanın yükseldiğini belgeliyorlar. Belgelerin anlattığı kronoloji, gökyüzünün hafızasında fiziksel karşılığını buluyor.

Altıncı Belge:
02 Nisan 2024 tarihli resmi Kat İrtifakı Başvurusu evrakı… İnşaatın artık yalnızca betondan ibaret kalmadığını, “özel mülkiyete konu olamaz” denen park alanında bağımsız tapular üretebilmek için hukuki statünün yeni bir boyuta taşınmak istendiğini kanıtlıyor.
Eren Ali Bingöl’ün mazbatasının geciktirildiği günler içinde özel mülkiyete konu edebilmek için AKP’li Şadi Yazıcı’nın Tuz-Yap’ı kat irtifakı kurulmasını sağlamaya çalışıyor. Ama itirazlar üzerine başaramıyor.

Yedinci Belge:
İska Dönüşüm Yapı Laboratuvarı tarafından hazırlanan o şaibeli riskli yapı tespit raporları… Olmayan binalar üzerinden alınan 277730 Yapı Kimlik Numaraları… Proje, yasal muafiyetler koparabilmek adına afet kanununun arkasından dolanıldığı yeni işlemlere konu ediliyor.
Sekizinci Belge:

Yeni yönetim Eren Ali Bingöl döneminde, 01 Temmuz 2025 tarihinde bizzat Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl imzasıyla çıkarılan 314110 sayılı “Başkanlık Oluru”… Bu kaçak villaları ve faal dükkanları geriye dönük olarak aklamak, emsali 4 kat artırarak resmen E=0.20’ye çıkarmak ve araziyi Konut Alanı ilan etmek için başlatılan o resmi imar tadilatı süreci…

Dokuzuncu Belge:
Tuzla Belediye Meclisi komisyon raporları, hararetli oylamalar ve CHP grubundaki onurlu üyelerin grup toplantısındaki kararıyla: “Biz bu suça ortak olmayacağız!” isyanıyla dosyanın mecliste reddedilmesi…
Onuncu Belge:

Projeninin süreç içindeki uydu ve yerinde çekilen yüzlerce resimleri…
On birinci belge:

Eren Ali Bingöl’ün Fatih Altaylı’ya “Tuzla’da İmar Çetesi Var.” itirafı ve Altaylı’nın bunu açıklayan tanıklığı…Ve Tuzla CHP Belediye Meclis Üyelerinin, Eren Ali Bingöl’ün bizzat yüzlerine karşı o tarihlerde bunları söylediğine dair tanıklıkları…

On ikinci belge:
Tuzla Belediye Başkanlığı’nın, 13/07/2026 tarihli Hobi Bahçeleri haberimize ilişkin gazetemize gönderdiği 22/07/2026 tarihli Tekzip’teki itirafı; “Ruhsatsız çalışan işletmelerle ilgili bu haberiniz ihbar kabul edilip; gerekli yasal süreç başlatılmıştır.” Aynen böyle diyor gönderdikleri tekzipte…

On üçüncü belge:
Yeni Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’in, Yeni Parti Milletvekili Deniz Yavuz Yılmaz’ın, ve Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptıkları bu konuya ilişkin açıklamalar ve Eren Ali Bingöl’e yönelttikleri suçlamalar…Eren Ali Bingöl’ü aleni olarak mevcut düzene ayak uydurarak imar rantının üstünü örtmek ve eski yönetimle ortak olmakla suçluyorlar…
On dördüncü belge
” Ali Ekber bey ses ver bilmeden mi paylaştın.”
Eski Yönetimin “Kara Kutusu” Serhan Kural Sahneye Çıkıyor: Açık Bir “Parmak Sallama”

“Söz konusu haberleri ciddiye almakta ileride sorun teşkil edebilir. Böyle durumlar kamu kurumlarına bilgi olarak sunulur.” (Yandaki Kamuoyuna Duyuru için diyor!”
” Ali Ekber bey ses ver bilmeden mi paylaştın.” diye soruyor. Kime CHP Grup Başkan Vekili Ali Ekber Kızılkan’a! Kim soruyor? Serhan Kural.
Böylece hikayemize önemli bir şahsiyet daha katılmış oluyor. Muhtemelen bu meselenin arka planında mimarı, önericisi AKP’li Şadi Yazıcı’nın kara kutusu, vakfının mütevelli heyet üyesi, Tuzla’nın imarından 15 yıllık sorumlu yardımcısı Serhan Kural. Bakalım o ne demiş?
“Ali Ekber bey sosyal medya ve haber sitelerinin büyük çoğunluğu yalan yanlış haberler yapmaktadır. ( bunu haberimiz için diyor. )
Söz konusu haberleri ciddiye almakta ileride sorun teşkil edebilir. Böyle durumlar kamu kurumlarına bilgi olarak sunulur. Sizi de bunu paylaşan Chp meclis üyesi olduğunuz için yazma gereği hissettim. Bahsettiğiniz alanın İBB’den onaylanmış imar planı mevcuttur. Ve her bağımsız bölümün yapı ruhsatları mevcuttur. Bilginize…” Sonra da ses çıkmayınca Serhan Kural şöyle yazıyor paylaşımının altına: ” Ali Ekber bey ses ver bilmeden mi paylaştın.”
Evet özel mülke konu olamayacak ve yüzde 5 emsalle kır bahçesi, hobi bahçesi gibi kamusal kullanım için… Ardiye olarak … Yoksa Villa olarak bir ruhsat yok!! Olsaydı Eren Ali Bingöl bu kadar uğraşmaz; Ali Ekber Kızılkan’da başkanımı koruyacağım diye böylesi kontrpiyede kalmaz, kendisine böyle üst perdeden çemkirilmesine sessiz kalmazdı!!!
Yani neymiş; haberlerimiz ortalığa saçılırsa kamu kurumlarının dikkatini çekebilirmiş.!”
Onun için de: “Fazla eşeleme…”demek istiyor. Meselenin görmezden gelinmesi ve üzerinin örtülmesi yönünde kibarca formüle edilmiş bir “dur” ihtarı niteliğinde uyarıyor. Hatta anlaşılmaz bir hesap sorma edası da var.
Amaç, resmi makamların “Orada ne oluyor?” diyerek olası bir inceleme başlatmasının önünü kesmek. Eski Tuzla Belediye Başkan Yardımcısı Serhan Kural, adeta bir “amir” edasıyla durumu vazife ediniyor.
Sonuç olarak; hobi bahçeleri skandalında halkın hakkını savunması beklenen ana muhalefet temsilcisinin, eski dönemin kudretli siyasileri tarafından “haberi büyütmemesi” yönünde bu şekilde hizaya çekilmeye çalışılması, bu duruma karşı Ali Ekber Kızılkan’ın “sen de kimsin be adam” diye bir açıklama yapamamış olması da Tuzla siyasetindeki perde arkası ilişkilerin boyutunu gözler önüne sermektedir.
On beşinci belge :

Eksik Belgeler:
Olduğunu bildiğimiz, raporlara yansıyan ama henüz elimize geçmeyen Kartal 29. Noterliğinde düzenlenen 87 adet villanın Satış Vaadi Sözleşmeleri, Tuz_Yap ile Tuzla Belediyesi arasındaki devir sözleşmeleri, kat karşılığı inşaat sözleşmeleri, Tuzla Belediyesi’nden Hobi Bahçelerine ilişkin meclis “yanıltılarak” çıkartılan sahte ruhsatlar.
Kimlerin, hangi hatırlı kişilerin villa sahibi olduğunu gösterir liste... Hem AKP’li belediye başkanı Yazıcı hem de yeni AKP’li Bingöl zamanındaki satışlar; kiralamaların bütünü… Bu anlaşmalarda, ruhsat, sözleşme, satış, para alış-verişi yapanların kimler olduğu… Yani kısaca bütün sorumlular… Şimdilik bunlar eksik…
Aslında normal koşullarda bunları CHP Grup Başkanvekili Ali Ekber Kızılkan’ın basına başkanıyla birlikte iki buçuk yıl önce , yani seçimi kazanır kazanmaz açıklaması belgeleri dağıtması gerekirdi; öyle değil mi? Kızılkan hala da açıklayabilir. Tuz-Yap’ta resmi görev almış “diğer CHP’liler” de açıklayabilir! Neden açıklamıyorlar?
Eğer suç ortağı değilseniz, halka karşı suç işleyenlerin suçlarını örtmek niyetinde değilseniz, halkçı, kamucu bir anlayışı savunduğunuzu iddia ediyorsanız- ki oy isterken öyle diyordunuz- açıklayan siz olmalıydınız. O zaman size kimse ayar veremezdi, hem de tvitter üzerinden… Hem de hepimizin tanıklığında baya posta koyarak! Ama nerde öyle Grup Başkan Vekilleri…
İşte tam bu tarihi noktada arkama yaslanıp en başa dönüyorum. Masanın üzerindeki bu 15 belgenin hiçbirini kaldırmıyorum. Tapu yerinde duruyor, plan notları orada, noter sözleşmeleri, uydu fotoğrafları, kat irtifakı dilekçeleri, Başkanlık Oluru, meclis kararları, paniklemiş AKP’lilerin uyarıları tam karşımda, aynı masanın üzerinde yan yana duruyor.
Şimdi hepsine aynı anda, kronolojik bir bütünlükle bakıyorum ve kamu vicdanı adına şu soruyu soruyorum: Bu resmi belgeler birbirini doğruluyor mu, yoksa siyasetçilerin o süslü bültenlerini ve idari savunmalarını kökünden çürütüyor mu?
İşte Çağdaş Tuzla Gazetesi’nin aylar süren araştırmasının ve okuduğunuz bu yazının asıl cevabı tam da burada yatıyor.
Çünkü tek tek ve yalıtılmış olarak bakıldığında her resmi belgenin farklı, masum bir anlamı olabilir. Fakat hepsi şaşmaz bir zaman çizelgesine sırayla yerleştirildiğinde, artık birbirinden bağımsız, masum belgeler olmaktan çıkarlar. Organize bir kamu malı yağmasının birbirini ele veren sarsılmaz parçalarına dönüşürler.
Ve o devasa kronoloji, tek bir yakıcı sorunun etrafında kilitlenir: Halkın ortak malı olan, Hobi Bahçesi olarak planlanan ve tapu kayıtlarına “asla özel mülkiyete konu olamaz” şerhi kazınan bir belediye taşınmazı, birbirini takip eden tüm bu idari, mimari ve hukuki kağıt oyunları sonucunda nasıl oldu da milyarlık bir şahsi villa sitesine ve ticari rant kapısına dönüştü?
Bu yazı, bu organize çark hakkında kendi başına kesin bir mahkeme hükmü kurmak amacıyla yazılmadı. Çünkü nihai hükmü vermek, bağımsız mahkemelerin ve hukukun görevidir. Gazetecilik mesleğinin yegâne kutsal görevi ise; kamu adına en zor soruları korkusuzca sormak, saklanmak istenen resmi belgeleri iğneyle kuyu kazar gibi toplayıp arşivlemek ve olayların gerçek kronolojisini halkın gözü önünde görünür kılmaktır.
Elinizdeki bu sayfalarda, tüm baskılara ve Ali Ekber Kızılkan gibilerin günü kurtarmaya yönelik pembe tablolarına, anlamsız iftaraya varan açıklamalarına rağmen sadece bunu yapmaya çalıştık. Yorumu ve nihai kararı ise tamamen okurun, yani Tuzla halkının özgür vicdanına bıraktık. Çünkü çalınan sizin, çocuklarınızın, torunlarınızın geleceği. Parti ayrımı yapmadan çalanlar ve susarak onlara göz yumanlar, hatta ortak olanlar “bizden bile görünse” sizlere layık mı? Değil mi? Siz karar vereceksiniz.
Ve hepimiz bilmeliyiz ki; haberimizdeki gerçeğin o gümbür gümbür duyulan sesi; sözünü ettiğimiz siyasilerin meclis kürsülerindeki hamasi nutuklarından ya da siyasetlerinin o geçici gürültüsünden değil; aynı masaya yan yana konulmuş onlarca resmi devlet belgesinin birbirini suçüstü yakalayan o muazzam, sessiz ortaklığından yükselir.
****
SON SÖZ: Bir Varmış, Bir Yokmuş…
Bir varmış, bir yokmuş…
Bir zamanlar denizi, gölü, tersaneleri, Ermeni Kampı, adaları, Tuzla Sahili’ndeki o balıkçı tekneleri ve onurlu işçi mahalleleriyle tanınan küçük bir ilçede, gün gelmiş kenti yönetenler halkın karşısına çıkıp çok güzel bir hayal sunmuşlar. Demişler ki: “Şehir çocukları artık toprağı unuttu, beton blokların arasında nefes alamaz hale geldi. Gelin, Orhanlı ve Tepeören’de belediyemize ait o bakir topraklarda küçücük hobi bahçeleri yapalım. Çocuklar domates yetiştirsin, dedeler torunlarına fide dikmeyi öğretsin, anneler dalından taze maydanoz koparsın. İnsanlar toprağa ve doğaya yeniden dokunsun. Aileler mutlu olsun.”
Bu hayal o kadar güzel, o kadar toplumcuymuş ki, belediye meclisindeki üyeler büyük bir iyi niyetle havaya el kaldırmış, “Evet” oyu vermişler. Planlar çizilmiş, Tuzla Tapu Müdürlüğü’nün kütüğüne, ileri görüşlü CHP’li Meclis Üyelerinin ısrarıyla Tepeören 7137 ada 32 parsel ile Orhanlı 7051 ada 25 parsel kayıtlarına o sarsılmaz şerhler düşülmüş:
“Hobi Bahçesi olarak kullanılacaktır. Amacı dışında kullanılamaz. Umumi kamu hizmet fonksiyonları dışında değerlendirilemez. Özel mülkiyete konu olamaz.”
Devlet de halkın ortak malı olan bu yeşil alanı korumak için bu projeyi, kendi resmi siciline bir yasal kilit olarak işlemiş. Masalın ilk sayfaları gerçekten de Tuzla halkı için çok güzel, çok umut vericiymiş.
Ancak zaman ilerledikçe masala yeni, kapkara gölgeli figürler girmiş. Birileri, o çocukların ekeceği domates fidelerinin yerine bambaşka, milyarlık hesaplar yapmaya başlamış. Toprağın rant değeri konuşulmuş, metrekareler hesaplanmış, paravan iştirakler devreye sokulmuş. Şeytani kurgular yapılmış. Kartal 29. Noterliği’nin loş bir odasında, kamunun park toprağını şahıslara parselleyen tam seksen yedi gizli imza atılmış. Küçük ahşap kulübeler konuşulurken, arka sayfalara gizlice “Vadi Villa – Tip 4 Çelik Villa Standart Teknik Şartnameleri” zımbalanmış.
Masalın o saf dili yavaş yavaş, kirlenerek değişmiş. Domates fidesinin yerini metrekareler almış, toprağın ve yeşilin yerini açgözlü emsaller, bahçenin yerini ise şahsi bağımsız bölümler işgal etmiş. Ve çocukların çapa yapacağı söylenen o kutsal kamusal alanda, etrafı taş duvarlarla çevrilmiş 153 adet lüks villa ve 4 dükkan toprağı delerek gökyüzüne doğru yükselmeye başlamış.
Sonra günlerden bir gün, 31 Mart 2024 yerel seçimleri olmuş. Kasabanın yöneticileri değişmiş, yılların AK Parti döneminin yerine CHP yönetimi ve yeni bir başkan koltuğa oturmuş. Yeni gelenler, tozlu raflardan o eski dosyaları çekip çıkarmış. Masanın üzerinde şerhli tapular, yasadışı noter sözleşmeleri, iş makinelerinin yağmasını kaydeden Maxar uydu fotoğrafları ve başkanlık olurları sessizce, adalet bekleyerek duruyormuş.
Yeni başkan ve ekibi o dosyalara bakmış. Artık karşılarında yalnızca kâğıt üzerinde bir proje değil; tamamlanmak üzere olan devasa bir lüks villa sitesi ve ön cephesinde yeni başlanmış dükkanlar varmış. Masalın tam bu kırılma yerinde, Tuzla halkı büyük bir umutla yeni yöneticilerin bu imar çetesine karşı ne yapacağını merakla beklemiş. İnşaat durdurulmuş, o çark mühürlenmiş mi?
Hayır. Villalar yeni dönemde de kararlılıkla tamamlanmış. Kamunun park alanındaki o ticari dükkanlar bitirilmiş, kapıları açılmış, kiracılar yerleşmiş; sahada Çapali Pastanesi ve A101 gibi logolar parıldarken belediye bu yasadışı yapılardan sessizce kira geliri toplamaya başlamış. Masal, arkadan dolanan yollarla büyümeye devam etmiş.
Tam o karanlık günlerde, bu ilçede yayın yapan bağımsız yerel gazetemiz Çağdaş Tuzla elindeki resmi belgeleri, bizzat içeriden aldığı istihbari bilgileri korkusuzca masanın üzerine tek tek dizmeye başlamış. Şerhli tapuyu koymuş, plan notunu koymuş, noter sözleşmesini, uydu fotoğrafını, kat irtifakı belgesini ve bizzat yeni başkanın imzaladığı o 314110 sayılı “Başkanlık Oluru” aklama belgesini ve CHP grup toplantısındaki iç tartışmaları masaya vurmuş. Sonra kamu yararı adına sadece o yalın soruyu sormuş: “Tuzla halkının malı olan bu hikâye nasıl bu hale geldi?”
Ama masallarda ve muktedirlerin dünyasında, gerçek soruları soranlar hiçbir zaman sevilmezmiş. Gazeteye çok kızmışlar. Meclis kürsülerinden, resmi bültenlerden Grup Başkan Vekili Ali Ekber Kızılkan’ın imzasıyla bağırmışlar: “Yalan söylüyorsunuz! Halkı aldatıyorsunuz! Bu iddialar akla ve vicdana sığmıyor!” Gazete ise bu ucuz gürültüye sadece masanın üzerindeki o ıslak imzalı belgeleri birbirine biraz daha yaklaştırarak cevap vermiş, kronolojiyi sıkılaştırmış.
Derken, idari tarihe geçecek trajikomik bir şey olmuş. Gazeteye “yalan haber yapıyor” diye saldıranların yayımladığı o panik dolu tekziplerinde, kendi kendilerini suçüstü yakalayan itiraf gibi bir cümle saklıymış:
“Gazetenin dükkânlarla ilgili haberini ihbar kabul ediyoruz. Ruhsat vermedik, ruhsatsız çalışan işletmelerle ilgili haberiniz ihbar kabul edilip gereken yasal işlemler başlatılmıştır.”

Masalı okuyan masum çocuklar belki bu derin çelişkiyi fark etmezmiş ama büyükler ve bu kentin uyanık vicdanları hemen fark etmiş. Çünkü aynı resmi cümlenin içinde iki ayrı, birbiriyle savaşan hikâye varmış. Bir tarafta inatla “Bu haber doğru değil” deniyor, diğer tarafta ise “Bu haber doğru ki üzerine işlem başlatıyoruz” diye itiraf ediliyormuş. Bütün bunların üzerine bir de yetmiyormuş gibi “Başkanın parti değiştirme iddiaları da kötü niyet göstergesidir” deniyormuş.
İşte masalların en ibretlik yeri de burasıymış; kamu malının yağmalanmasına göz yuman karanlık gölgeler, farkına varmadan en gizli sırları kendi resmi metinlerinde itiraf ederlermiş.
Bu durum, büyüklerimizin yapılan haksızlıklar karşısında çok kızdıklarında ve çaresiz kaldıklarında sığındıkları bir nevi tesellileri olan:“Kör şeytan ayaklarına dolaştırsın inşallah!” bedduasının tekzipteki vücut bulmuş haliymiş. Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl’ün ayakları, kendi açıklamasında bile birbirine dolaşıvermiş.”Hatta öyle dolaşmış ki dengesini tümden kaybedip kendisini AKP saflarına atıvermiş!
Belgeler yine o şaşmaz kronolojik sırayla dizilmiş. Hepsi aynı organize kamu yağmasını feryat figan anlatıyormuş.
Ve bu uzun masalın nihai sonunda, Tepeören’in o yüksek taş duvarlı villalarının önünde, elinde kurumuş bir domates fidesi tutan yaşlı, yorgun bir bahçıvan belirmiş. Geleceği çalınan çocuklardan biri yaşlı adamın yanına yaklaşıp gözlerini yukarıya dikmiş ve sormuş: “Dede… Bu topraklarda gerçekten bizler için domates yetişecek miydi?”
Yaşlı bahçıvan derin bir sessizliğe gömülmüş. Sonra başını kaldırıp kamu parkının üzerinde birer kibir kulesi gibi yükselen o lüks villalara, pastanelere ve zincir marketlere bakmış. Yüzü gülümsememiş ama öfkeyle de dolmamış. Sadece torununun saçlarını okşayarak tarihe not düşecek o sözü fısıldamış: “Evlat… Bazı kirli hikâyelerde domatesler hiçbir zaman büyümez. Çünkü o kirli yöneticiler domatesleri toprağa değil, rant evraklarının, hayalet ruhsatların ve gizli sözleşmelerin arasına ekerler…”
*****
Bu yazı, hiçbir siyasi figürü tek başına körü körüne mahkûm etmek için yazılmadı; hiçbir idari zafiyeti ve göz yummayı korkuyla aklamak için de… Bu yazı; halkın olan bir kamu projesinin, iki farklı yönetim dönemi boyunca resmi belgeler, ıslak imzalar ve uydu şahitleri eşliğinde nasıl adım adım bir şahsi ranta dönüştürüldüğünü kayda geçirmek, tarihe not düşmek için yazıldı.
Ama kentin ve toplumun hafızasını, işte o kutsal hafızayı sadece ve sadece satır satır biriktirilen bu soğuk belgeler korur. Ve bazen koca bir ilçenin, Tuzla halkının çalınan geleceği ve hafızası; yıllar boyunca saklanan o tapu kayıtlarında, noter sözleşmelerinde, merhametsiz uydu fotoğraflarında ve gazetemizin sararmış, onurlu arşivinde sonsuza kadar yaşamaya devam eder.


