CUMHURİYETİMİZİN 102. YILI KUTLU OLSUN!

Bazı annelerin takviminde Anneler Günü artık sadece bir tarih değil; hiç dinmeyen bir acının yıldönümü gibi…

Çünkü onların zamanı, bir maden ocağının karanlığında, tersanelerin paslı demirleri arasında, bir trafik kazasında, raylardan çıkan bir trenin altında, faili meçhul bir gecede, bir meydanda, bir karakol kapısında, bir mahkeme salonunda, demir parmaklıklar ardında donup kaldı.

Bu ülkede nice anne, çocuğunun mezar taşına sarılarak yaşamaya devam ediyor. Kimi bir iş cinayetinde yitirdi evladını, kimi Çorlu’da olduğu gibi ihmaller zincirine kurban giden tren kazalarında, kimi trafik teröründe, kimi toplumsal çatışmalarda, kimi de hâlâ hesabı sorulmayan karanlık olaylarda…

Ve bazı annelerin acısı daha da ağır. Çünkü ortada sarılabilecek bir mezar bile yok. Cumartesi Anneleri gibi, Gülistan Doku’nun annesi gibi… Yıllardır kayıp kızının, oğlunun, sevdiğinin izini arayan, bir fotoğrafa, bir habere, bir ihtimale tutunarak yaşayan anneler var bu ülkede. Bir mezar taşı olmadan yas tutmaya çalışan, belirsizliğin içinde her güne yeniden uyanan anneler…

Çoğu için acının en ağır yanı yalnızca sevdiklerini kaybetmek değil; gerçeğin üstünün örtülmesi, sorumluların korunması, adaletin gecikmesi oldu. Bu yüzden onların mücadelesi sadece kendi çocukları için değil; başka anneler aynı acıları yaşamasın diye verilen bir hafıza ve adalet mücadelesine dönüştü.

Çağdaş Tuzla Gazetesi olarak, evlatlarını yitiren, kaybedilen çocuklarının izini yıllardır arayan bütün annelerin acısını yüreğimizde hissediyoruz. Ve biliyoruz: Bir annenin gözyaşı dinmeden, bu ülkede hiçbir kutlama tam anlamıyla bayram olmayacak.

*****

Evrensel Gazetesi’ne Anneler Günü dosyasında konuşan annelerin sözleri bir kez daha gösteriyor ki; bu ülkede bazı yaralar zamanla kapanmıyor. O yaraların üzerine ancak gerçek adalet biraz olsun merhem olabilir.

Evrensel Gazetesi tarafından hazırlanan dosyayı yeniden yayınlıyoruz.

Ayşe Türkmen / Tutuklu BİRTEK SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in annesi

Benim oğlum iki aydır hapiste. İşçinin kolu kesildiği, işçinin iki ay üç ay hakkını vermedikleri için oğlum açıklama yaptı; oğlumu içeri attılar. Tam iki aydır içeri attılar. Üç aydır işçinin hakkını vermediniz, adamın kolu kesildi parasını vermediniz. Oğlum doğruları söylediği için içeri mi attınız? Yani bu ülkede doğru konuşanı içeri mi atıyorsunuz? Doğru konuşmak yasak mı? Benim oğlumu istiyorum. Derhal oğlumu bırakın.

Anneler Günü geliyor. Ben ne hallerle oğlumu büyüttüm. Anneler Günü’nde oğlumu yanımda istiyorum. Ben oğlumla gurur duyuyorum. Benim oğlum sendika başkanı. Bütün sendika başkanlarına sesleniyorum. Benim oğlumu savunsunlar. Bütün işçilere sesleniyorum. Benim oğlum Sırma Halı Fabrikasının önünde yaptığı konuşma yüzünden hapiste. Hepimiz için iki aydır içeride.

Oğlumla beraber kalan bir mahkum çok hastaymış. Tuvalete bile gidemeyecek haldeyken ona yardım etti diye benim oğlum hücreye atılmış. Bu adalet mi? Nerede bunun adaleti? Bir hasta tuvalete bile gidemiyorsa, yemek bile yiyemiyorsa, ona bakmak, onun ağzına bir kaşık yemek vermek suç mu? Bizim ülkemiz bu kadar mı düştü? Biz insanlığımızı bu kadar mı kaybettik?

Sırma Halı direnişi nedeniyle tutuklanmıştı

Gaziantep’te Şireci’ye bağlı Sırma Halı Fabrikasında çalışan 400 işçi, yaklaşık üç ay boyunca maaşlarını alamadıklarını, zamlı ücretlerinin ödenmediğini ve ücretlerinin sürekli gecikmeli yatırıldığını belirterek iş bırakma eylemi başlatmıştı. İşçilerin yaşadıkları sorunlara dikkat çekmek amacıyla sendika tarafından yapılan destek ziyaretleri kapsamında bölgeye giden BİRTEK-SEN Başkanı Mehmet Türkmen de burada işçilerle bir araya gelmiş ve taleplerine destek veren bir konuşma yapmıştı. Türkmen, bu konuşması sebebiyle ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ suçlamasıyla 17 Mart’ta tutuklandı. Mahkemeye sevk edilirken Türkmen duruma şu sözlerle tepki göstermişti: “Bu memlekette her yıl on tane işçi ölüyor fabrikalarda, kolları elleri kopuyor. Bir tane patron ifade bile vermiyor ama bir sendikacı bunu dile getirdiği için patronun şikayetiyle tutuklanıyor. Sonra da bu ülkede adalet var. Hadi oradan! Bu kenti patronlar yönetiyor, bu kentin savcıları, yargıçları da bir kere daha patronların emriyle hareket ettiğini kanıtladı.”

Gülsüm Elvan / Gezi direnişinde katledilen Berkin’in annesi

Berkin’im, yine mayıs, yine bir Anneler Günü yavrum. Seni benden alalı tam 12 yıl oldu. Sensiz bir Anneler Günü daha yavrum… Sensiz öyle canım yanıyor ki anlatamam.

Seni o kadar özlüyorum ki anlatamam yavrum. Hani bizim hayallerimiz vardı Berkin’im, ben hangisini yazayım şimdi, ne diyeyim?

Seni benden koparalı tam 12 yıl… O kadar acı ki sesini duymayalı, gülüşünü…

Yavrum, hani “Anneler Günü kutlu olsun” diyorlar ya; bazen düşünüyorum, hangi Anneler Günü’nü kutluyorlar? O kadar evlatsız kalan anneler var ki, o kadar katledilen çocuklar var ki… Hangisini söyleyelim?

Ancak bunu söyleyebilirim: Hani diyorlar ki “Cennet annelerin ayakları altında”; ben cennetlik falan istemiyorum, ben seni, çocuğumu istiyorum.

Seni benden alan seni bana versin. Seni istiyorum.

Vurulduğunda 14 yaşındaydı

Berkin Elvan 16 Haziran 2013 tarihinde polis tarafından atılan gaz kapsülünün başına isabet etmesi sonucu yaralanmıştı. 269 gün komada kaldıktan sonra 11 Mart 2014’te hayatını kaybeden Elvan vurulduğu tarihte 14 yaşındaydı.

Berkin Elvan, kalbi durduğunda 15 yaşında ve 16 kiloydu. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ise, “Emri ben verdim” demişti. Yargılama sürecinde ise önce görüntülerin arşivde bulunmadığı söylendi, sonra Berkin’i öldüren Polis Fatih Dalgalı’ya 16 yıl 8 ay hapis cezası verildi ancak tutuklama talepleri reddedildi. Berkin’in vefatının ardından Türkiye ve dünyanın pek çok yerinde protestolar gerçekleşti, Berkin’in cenazesine ise binlerce kişi katıldı.

Mısra Öz / Çorlu tren faciasında katledilen Oğuz Arda’nın annesi

Sevgili Sen,

Bu mektup,

“Annelik kutsaldır”, “Anneler ağlamasın” deyip annelerin çığlığını duymayan, acıyı yalnızca törenlerde hatırlayan, başsağlığı cümleleri ezberleyip hiçbir şeyi değiştirmeyen, çiçek gönderip adalet göndermeyi unutan, “aile” kelimesini en çok kullanıp anneleri en yalnız bırakan düzene.

Sizlere, çocukları hayattayken onları koruyamayan; öldüklerinde ise adaletlerini sağlayamayan bir sistemin içinde, yıllardır sessizce ayakta duran kadınlardan söz etmek istiyorum.

Ben Mısra Öz.

Oğlumu bir seyahat sırasında, Çorlu tren faciasında, kendisi gibi pırıl pırıl 24 insanla birlikte bir ihmal cinayetinde kaybettim. 9 yaşındaydı.

Adı Oğuz Arda’ydı.

Ölümüne sebep olan yetkililere, tek bir soru bile sorulmadı. Oğlum öldü. Sebep olanlar terfi aldı, mevki atladı, hayatlarını yaşadılar, hâlâ da yaşıyorlar.

Belki bugün annelerinin, eşlerinin yanında, bu “kutsal” dedikleri günde, bizi hiç düşünmeden mutlulukla kutlama yapıyorlar.

Tıpkı benim gibi evladını, bir deprem enkazında, bir otel yangınında, bir tarikat yurdunda, okulda, yolda, bir fabrikada kaybedip yıllarca yasını dahi tutamayan ama adalet için süründürülen ve adalet mücadelesinden hiç vazgeçmeyen anneleri anlatacağım.

Bizler,

Duyulmak istiyoruz. Acımızla, isyanımızla, öfkemizle. Bizler korkmadan yaşamak istiyoruz. Yasalara güvenerek, eşit haklarla, eşit işlere sahip olarak.

Bizler güvenmek istiyoruz. Böylesi bir adaletsizlik, eğitimsizlik, yoksulluk içinde nasıl yetişir gelecek nesiller diye düşünmeden. Bizler “annelik ve kadın” kavramları üzerinden sorgulanmak istemiyoruz.

Bizler adalet istiyoruz.

Özetle, adilce bir yaşam istiyoruz. Annelik, bir canlının yaşamını kendi yaşamı kadar önemsemesidir. Korumaktır. Kollamaktır. Şefkattir. Merhamettir. Annelik, dünyadaki en büyük aidiyet biçimlerinden biridir.

Kan bağıyla başlayabilir ama vicdanla büyür. Bu yüzden bazı anneler doğurur, bazıları büyütür, bazıları iyileştirir, bazıları sahip çıkar.

Ama hepsinin ortak bir dili vardır: Şefkat. Ve şefkat, hiçbir canlıyı dışlamaz. Sahi siz hiç şefkatle sevildiniz mi? Sevdiniz mi bir canlıyı hiç merhametle? Kaybetmekten korktunuz mu? Kaybedenle empati kurdunuz mu? Sanmıyorum.

Öyle olsa sesimizi önce dinlemek ister, sonra da duyardınız sözlerimizi. Susturmaya çalışmazdınız bizleri. Bizler de adalete bu sayede güvenir, İnanırdık varlığınıza. Peki ya sen, kayıplara alışmış, kutlama mesajlarının arasına sıkışmış, bir annenin gözyaşına bile taraf olan, bugün annesine çiçek alıp yarın bir annenin feryadını görmezden gelecek olan toplum;

Yarın benim yerimde olmayacağın ne malum? Güvenebiliyor musun bu sisteme? Bugün sarıldığının, yarın toprak altında olmayacağına inanabiliyor musun? Annesi olmayan çocuklar geliyor mu bugün aklına? Sıkı sıkı sarıl annene. Öp ellerinden yanaklarından. Ama biraz sessizce olur mu? Çünkü canı yanıyor birilerinin, bugün bir yerlerde. Ve siz kayıplarını içlerinde taşıyarak, bir fotoğraf karesinde ömrünün geri kalanını geçiren, evladının adını bir pankart gibi taşıyan, ama acısına, yasına, öfkesine, özlemine sahip çıkıp adalet arayan güçlü kadınlar.

Mücadeleniz, mücadelemdir. Özleminize sımsıkı sarılır, öfkemle sesinize güç olurum daima.

Çünkü bilirim ki çocuklara, doğaya, Yaşayan her canlıya yetecek kadar nefes, sevgi, güç ve kudret vardır bizde. “Kutsal” dedikleri annelik, Yalnızca nutuklarda değil; yaşamı koruyabildiğimiz her yerde var olmaya devam edecektir.

Kedi, köpek, kuş, kelebek fark etmez, Bir zeytin ağacından aldığımız kökle, ağaçların da çiçeklerin de tohumların da üzerinde olacak anne ellerimiz. Hislerimizi hangi canlıya yönelteceğimiz yoruma kapalıdır. Belki bir gün, Anneleri yalnızca bir gün hatırlayan değil; onları gerçekten duyan bir ülke oluruz. Annelerin ağlamadığı, çocukların ölmediği, adaletin gecikmediği günlere kavuşmak dileğiyle.

Hayatı korumaya çalışan bütün annelere,

Sevgiyle.

Cezasızlık senelerce sürdü

8 Temmuz 2018’de Kapıkule’den İstanbul-Halkalı’ya doğru hareket eden tren Çorlu’da devrilmiş, kazada 25 kişi hayatını kaybederken 317 kişi de yaralanmıştı. Altı sene süren yargılama üst düzey kamu görevlilerinin ‘ödüllendirilmesi’ ve göstermelik cezalarla geçti. Yargılama 13 sanıkla sınırlı tutuldu, tüm cezalar ailelerin ısrarı sonucu verildi.

******

İkbal Eren / 1980’de gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi

Bu Anneler Günü de bizim için buruk, diğerlerinden hiç farklı değil. Anneler Günü’nde ‘Cennet annelerin ayaklarının altındadır’ diyerek cümlelerine başlayacak olan devlet yetkilileri, 36 yıldır Galatasaray Meydanı’nda cehennemi yaşattıkları Cumartesi Annelerini, insanlarını görmüyor.

Devletin kolluk güçleri tarafından gözaltına alınıp kaybedilen evlatları için Galatasaray Meydanı’nda mücadele eden annelerimizin;

• Annelik hakları ellerinden alındı.

• Evlatlarının mezar hakları ellerinden alındı.

• Adalete ulaşabilme hakları ellerinden alındı.

Annelerimizin çoğunu yaslarını tamamlayamadan, evlatlarıyla ilgili hakikate ulaşamadan bu meydanda yitirdik. Devlet, annelerimiz ölünce kayıplar da unutulur sandı. Ama bizler ikinci kuşaklar olarak annelerimizin bıraktığı yerden, bu Anneler Günü’nde de ve sonrasında da onların yerine sevdiklerimiz için adalet talebimizi yüksek sesle haykıracağız ve hiç vazgeçmeyeceğiz.

Ek olarak; Adalet Bakanlığı faili meçhul cinayetler için bir daire başkanlığı kurdu. Ancak devletin işlediği cinayetleri, yani faili belli cinayetleri kapsam dışı tutarak bir kez daha bu suçların üstünü örtmeye çalışıyor.

Asla vazgeçmeyeceğiz. Onlar ne kadar örtmek isterse örtsün, her şey açık, her şey ortalıkta. Asla vazgeçmeyeceğiz, unutmayacağız, unutturmayacağız.

Cumartesi Anneleri 1102. haftadır meydanlarda

İkbal Eren’in annesi, 12 Eylül darbesi döneminde gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’i arayan Cumartesi Annelerinden Elmas Eren’dir. Elmas Eren, 39 yıl boyunca oğlunun akıbetini ortaya çıkarmak için mücadele etmiş ve 2019 yılında hayatını kaybetmiştir. Cumartesi Anneleri, 27 Mayıs 1995’ten bu yana her cumartesi günü gözaltında kaybolan yakınlarını ve faili meçhul, siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarının faillerini arıyorlar ve Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemleri düzenliyorlar. Cumartesi Annelerinin bu haftaki buluşması bugün 1102. hafta oluyor.

Bedriye Doku / 6 yıldır kayıp olan Gülistan Doku’nun annesi

Yedi tane çocuğum var. Gülistan çocuklarımın en küçüğüydü. Gülistan beni çok severdi, ben de onu çok severdim, insan küçük çocukları daha farklı da seviyor. Gülistan merhametliydi. Önünden bir yaşlı geçtiğinde gider hemen elindeki poşetleri alırdı. Kedi sahipleniyordu. Hayvanları severdi. Arkadaşlarını düşünürdü. Çoktu merhameti. Bunca yıl bizi kandırmışlar, devleti de kandırmışlar üstelik. Bu olay başımıza geldiği gün arabayla hemen oraya gittik, gittiğimizde sabaha karşı idi. Biz arkadaşıyla gidip dilekçe verdik. Bizimle ilgilenmediler. Sanki bir hayvan kaybolmuş gibi davrandılar. Emniyetten geri dönerken rektörle avluda karşılaştık, geldi dedi ki “Teyze ben çok üzüldüm, olayı duyar duymaz hemen buraya geldim, ben Erzurum’daydım” dedi. Tuncay Sonel bizi öğretmenevine götürdü, elini sırtıma attı ve dedi ki; “Yemin ederim ki Gülistan kendini atmış, sana Gülistan’ın cenazesini bulacağız.” Hiç oradaki insanlara da vicdan, merhamet duymadı. Dalgıçlar her sudan çıktığında “Teyze senin kızın burada yok yok. Kızın burada olsa niye getirmeyelim kızını” diyordu. Bizi kandırdılar.

Gülistan Anneler Günü’nde beni arardı, Anneler Günü’mü kutlardı. Bunu söylüyorum çok zor geliyor bana ama kızım zaten daha geri gelmeyecek ama daha başka Gülistanlar ölmesin. Buradan Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Emine Erdoğan ve adalet bakanı, içişleri bakanına sesleniyorum; çağrımdır. Bunlara en ağır cezayı verin, Anneler Günü hediyem olsun. Benim kızımın bir mezarı olsun, bir Fatiha, bir dua okuyayım. İstediğim budur. Benim en büyük ödülüm, hediyem budur. Onların müebbet yemesi ve kızımın mezarının olması. Düşünün hangi anne bunu söyler, ben altı senedir kızımı arıyorum. Bunu söylemek çok zor geliyor bana.

Ben Dersim’e gidince binlerce kız yanıma geliyor. Onlarla sarılıyoruz. Hepsine çok teşekkür ederim. Daha başka anneler, kadınlar, öğrenciler, Gülistanlar ağlamasın, istediğim bu.

Altı yıldır bitmeyen bir mücadele

Dersim’de 2020 yılında kaybolan ve bir daha kendisinden haber alınmayan Gülistan Doku’nun başına ne geldiğine dair “sır perdesi” aralanıyor. Ailenin ısrarı 6 yıl boyunca sürerken, Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in, aileye kızlarının intihar ettiğini söylediği ve soruşturmaya müdahaleler ettiği açığa çıktı. Gülistan’ın öldürülmesine dair, olayla ilgili, Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel ve oğlu dahil çok sayıda kişi gözaltında ya da tutuklu; cansız bedeninin bulunması için ise aramalar sürüyor. Ailesi altı yılın ardından olaya dair sorumluluğu olan herkesin gerekli cezayı alması ve Gülistan’ın kaybedilen cansız bedenini bulmak için umutlu bekleyişini ve mücadelesini sürdürüyor.

Serpil Ertaş / KYK yurdunda katledilen Zeren’in annesi

26 Ekim 2023’ten beri benim için hiçbir gün normale dönmedi.

Ben Serpil Ertaş… Ben, 19 yaşındaki kızının kokusunu özleyen bir anneyim.

Kızım Zeren Ertaş daha hayatının başındaydı. Hayalleri vardı… Belki mezun olacaktı, belki mesleğini eline alacaktı, belki bir gün kendi hayatını kuracaktı. Daha yaşayacağı çok şey vardı. Ama şimdi benim elimde sadece fotoğrafları, birkaç eşyası ve dinmeyecek bir özlem kaldı.

Bazen gece onun sesini unutmaktan korkuyorum. “Anne” deyişini tekrar duyabilmek için neler vermezdim… Bir sarılmasını, bir gülüşünü, odadan bana seslenişini… İnsan evladını toprağa verdikten sonra nefes almanın bile ne kadar ağır olduğunu öğreniyor.

Ben kızımı bir hastalıkta kaybetmedim. Bir kader değildi bu. İhmallerin, sorumsuzlukların, denetimsizliklerin ortasında elimden alındı benim çocuğum. Güvende olması gereken bir yurtta, bir asansörde can verdi. Ve ben o günden beri sadece evladımın yasını tutmuyorum; aynı zamanda adalet arıyorum.

Ama her duruşmada, her ertelenen kararda, her beraat haberinde bir kez daha yıkılıyorum. Bir anne olarak soruyorum: 19 yaşındaki bir genç kız öldü… Peki suçlu kim? Nasıl oluyor da bir evlat toprağa giriyor ama kimse sorumluluk almıyor?

Mahkeme salonlarından çıktığımda içimde büyüyen şey sadece acı değil; tarifsiz bir isyan oluyor. Çünkü ben kızımın hayatının birkaç cümleyle geçiştirilmesini kabul edemiyorum. Zeren’in yaşamı bu kadar değersiz değildi.

Ben adalet ararken aslında kızımın sesini duyurmaya çalışıyorum. Çünkü korkuyorum… Unutulmasından korkuyorum. Bir haber arşivinde kaybolmasından, sadece “o olay” diye anılmasından korkuyorum. Oysa benim kızım kahkahasıyla evi dolduran, hayalleri olan, sevgi dolu bir çocuktu.

Ben artık hiçbir sabaha eksiksiz uyanmıyorum. Masada onun yeri boş. Bayramlar eksik. Hayat eksik. Ve bir anne için en ağır şeylerden biri de şudur: Evladının ardından adalet dilenmek zorunda kalmak…

Ben sadece Zeren için değil, başka anneler benim yaşadığımı yaşamasın diye mücadele ediyorum. Çünkü adalet yerini bulmazsa yeni Zerenler hayattan koparılacak.

Kızımın mezarına giderken içimden hep aynı cümle geçiyor: “Dayan kızım… Annen seni unutmadı. Vazgeçmedi.” Ben nefes aldığım sürece Zeren Ertaş için adalet istemeye devam edeceğim. Çünkü bir anne susarsa, evladının sesi tamamen kaybolur. Ben kızımın sesini yaşatmak için buradayım.

Tüm sorumlular beraat etti

Aydın’da 22 yaşındaki Üniversite Öğrencisi Zeren Ertaş, 25 Ekim 2023’te Efeler ilçesindeki KYK Güzelhisar Kız Öğrenci Yurdunda yaşanan asansör faciasında hayatını kaybetti. Zeren’in ölümünün ardından neredeyse her ilde KYK yurtlarında ve kampüslerde eylemler düzenlendi. Öğrenciler yurt koşullarını günlerce protesto etti. Ancak yargılamanın sonunda mahkeme heyeti, tutuksuz sanıklar Eski Gençlik ve Spor İl Müdürü C.F. ile Kurum Çalışanları M.B, A.K, M.Y. ve E.Ç’nin beraatine hükmetti.

BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı’nın annesi Nurhayat Arı: 

“Bugün Anneler Günü ama oğlum İsmail Arı sadece gazetecilik yaptığı için yanımda değil, cezaevinde. Oğlumu serbest bırakın.”

Exit mobile version