Tarihten bir yaprak değil bu; aynı kitabın iki ayrı sayfası. Birinde dosya her türlü kanıta rağmen sessizce kapatılıyor, diğerinde aynı başlıkla ama kanıtsız, ciddi ciddi bir parti kapatma davasının zemini döşeniyor. Hem de CHP gibi ülkenin kurucusu, “hepimizin biz olmasını sağlayan, bu ülkede onurluca yaşama yolunu açan Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinin” kapatılması…

Türkiye siyasetinin hafızası zayıf olabilir ama arşiv unutmaz.
Gazetemiz Çağdaş Tuzla’nın arşivinden tozunu silip sadece bir dosyayı açalım : Akfırat Belediyesi Yolsuzluk dosyası. (2003-2013)
Oradaki yolsuzlukları, Birgün, Evrensel, Cumhuriyet, Takvim, Sabah, Vatan, Milliyet, Hürriyet, Radikal gibi gazetelerle ortaya çıkarırken biz; Barış Yarkadaş AKP’li Yıldız’ın oğlu Enes’in isteği ile -jandarma dinleme tapelerine de yansıdığı üzere- Birgün’e, Evrensel’e, Cumhuriyet ve Vatan gazetelerine müdahale etmeye, tanıdıkları aracılığı ile haberleri engellemeye çalışıyordu.

AKP’li Hilmi Yıldız lehine gazeteler hazırlıyor ve bunları bölgede hiçbir yolsuzluk yokmuş da iftiralarla yıpratılıyormuş gibi onu savunarak dağıtıyordu. Bu arada AKP’li belediye başkanının oğlu Enes Yıldız’la konuşmaları jandarma dinleme kayıtlarına takıldığından habersizdi tabi.. Ve AKP’li belediye başkanı Hilmi Yıldız’ı nasıl kurtarırız; yolsuzluklarını nasıl örteriz diye zehirli varilleri belediyenin iş makineleri ile bölgesine gömerek parasal çıkar elde eden Orhanlı’nın ANAP’lı belediye başkanı Cemil Ekşi’nin- ve tabi İl Başkanı Gürsel Tekin’in desteğiyle – ısmarlama gazeteler çıkarıyordu.
Ve biliyor musunuz; tabi inanmak zor ama, bütün bunları “Gandi Kemal” diye nitelendirdiğimiz, “ve o zaman namuslu ve bizden kabul ettiğimiz; çok da sevdiğimiz Kılıçdaroğlu” da biliyordu. Ben ve gazetemiz genel yayın yönetmeni Hülya Özen ile iki kez değişik zamanlarda Ankara’ya giderek bizzat kendisiyle genel merkezde odasında görüşerek, bölgeyi ve gelişmeleri Sayıştay raporlarını da kendisine vererek; anlatmıştık.
– Ki bizi, yaptığımız gazeteciliği öven mail-leri atmıştı Kılıçdaroğlu. Hepsi hala duruyor; arşivimizde. Tuzla Belediye Başkanı Mehmet Demirci,’nin Şer’i Aile İlmihali, Kadir Topbaş’ın ailesinin dere yatağındaki kaçak, Saray muhallebicilerinin çiftliği vb. pek çok haber hakkında…

Yıl 2008–2010 arası. İstanbul Tuzla’daki bir belde belediyesinin kasasından, AKP İstanbul İl Başkanlığı’na, AKP Tuzla İlçe Başkanlığı’na, Akfırat ve Orhanlı belde örgütlerine uzanan bir para trafiği…
Bu trafiği ortaya çıkaran sıradan bir muhalif değil; AKP’li Belediye Başkanı Hilmi Yıldız’ın İmar Müdürü Hüseyin Çelik ve onun hayatını tehlikeye atarak ve bize sığınarak birlikte sürdürdüğümüz mücadele sonucu belediyenin Hesap İşleri Müdürü, yani kasanın başındaki isim: Şahin Yiğit‘in operasyon sonucu itirafçı olması…
Bugün İBB iddianamesinde CHP ve Ekrem İmamoğlu, “belediyeden partiye kaynak aktarmak” iddiasıyla hedefe konulurken; geçmişte itiraflı, belgeli, çizelgeli AKP dosyasının nasıl gömüldüğünü hatırlamak, sadece tarih muhasebesi değil, bugünkü yargı düzenini anlamak için de bir zorunluluk.
Akfırat’ta Kasa Konuşmuştu

Akfırat Çetesi davasında tutuklu yargılanan Hesap İşleri Müdürü Şahin Yiğit, savcılığa gönderdiği ödeme çizelgesi ve 31 sayfalık itiraf dilekçesiyle şunu söyledi özetle:
- Belediyede kayıt dışı bir para havuzu kuruldu.
- Bu havuzdan sistematik biçimde AKP teşkilatlarına para aktarıldı.
- Ödemelerin önemli bir kısmı, dönemin Akfırat Belediye Başkanı Hilmi Yıldız’ın talimatlarıyla yapıldı.
- Çizelgelerde, kime, ne zaman, ne kadar verildiği kuruşu kuruşuna kayıt altına alındı.
- Bazı ödemeleri bizzat elden teslim ettiğini anlattı.
Rakamlar o gün itibari ile az buz değil:
- AKP Tuzla İlçe Başkanlığı’na yıllar boyunca her ay para aktarımı,
- İlçe binası için 50 bin TL,
- Kartepe Green Park’taki AKP toplantısı için 90–110 bin TL civarında bir fatura,
- AKP Orhanlı ve Akfırat belde örgütlerine toplamda yüz binlerle ifade edilen “destekler”,
- AKP İstanbul İl Başkanlığı’na düzenli aylık bağışlar,
- Seçim döneminde Anadolu Yakası SKM’nin yemek masraflarının belediyeden ödenmesi,
- Üstüne, bir seferde il başkanlığına elden götürülen 50 bin TL.
Yasa Ne Diyordu, Kim İçin İşlemedi?
Eski tabirle “trilyon” denilen bu toplamın, bugünün parasıyla milyonlara tekabül ettiği çok açık.

Ve en kritik nokta şu:
Akfırat’ın bir numaralı sanığı, eski Belediye Başkanı Hilmi Yıldız da bu ödemeleri inkâr etmedi.
“2004–2009 yılları arasında belediye ve şahsım adına yapılan, bilgim dâhilindeki ödemelerdir” diyerek, çizelgelerin kendi el yazısıyla talimatlar içerdiğini kabul etti.
Bütün bu para trafiğinin hukuki karşılığı çok netti.
Adres: 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu.
Özellikle 66. madde sade bir Türkçeyle şunu söylüyordu:
- Belediyeler siyasi partilere “bağış” veya “yardım” yapamaz.
- Bu yasağa rağmen bağış kabul eden ya da yaptıranlar ceza alır.
- Bu yolla elde edilen gelirler, tespit edilirse Hazine’ye gelir kaydedilir.
- Gerekirse, o parti hakkında devlet yardımının kesilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulur.
Yani, bugün İBB iddianamesinde CHP için tartışılan mekanizma, aslında Akfırat dosyasında birebir mevcuttu.
Aradaki fark şu: Akfırat’ta delil vardı, itiraf vardı, savcının talimatı vardı. Bu gün ise böyle bir şey olmadığı gibi, bir de CHP’nin kapatılması isteniyor!!!
Savcı Dosyayı Açtı, Başka Bir Savcı Sessizce Kapattı
Özel yetkili Savcı Selim Berna Altay o dönemde şunu yaptı:
- Akfırat Çetesi ana davasında görülen bu yasadışı parti finansmanı iddialarını,
- “Siyasi Partiler Kanunu’na muhalefet” başlığıyla ayrı bir dosyaya ayırdı. (Aksi takdirde onları da çete davasından yargılamak zorundaydı. Demek ki bu durumu göze alamadı.)
- Bu dosyayı Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi.
- Yani, açıkça “Burada siyasi partiye usulsüz para akışı var, bunu ayrıca soruşturun” dedi.
Normal bir hukuk düzeninde ne beklenirdi?
- Şüphelilerin tek tek ifadeye çağrılması,
- Çizelgelerde adı geçen il, ilçe, belde yöneticilerinin savunmalarının alınması,
- Parti kayıtlarının ve banka hareketlerinin incelenmesi,
- Gerekirse Anayasa Mahkemesi’ne kadar gidecek bir süreç…
Aynı Yasa, İki Belediye, İki Ayrı Adalet**
Peki ne oldu?
Tuzla Cumhuriyet Savcısı Aydın Özdemir, dosyayı aldı, baktı, şu kararı verdi: “İddialar mücerrettir (soyuttur).” Ve takipsizlik kararı yazdı. Şüphelilerin ifadesini bile almadan. Üstelik bununla yetinmedi; hukukun en temel güvencelerinden birini daha devreden çıkardı: “Kararın taraflara tebliğine gerek yoktur.” (Ben Halil Özen bu süreci kendim, adım adım takip ettim.Hem Birgün Gazetesi’nde, hem de Evrensel Gazetesi’nde kendi adım ve imzamla bu süreci AKP’ye Savcı Kalkanı başlığıyla haber olarak yayınlattım.)

Bu ne demek?
“Ben bu dosyayı kapatıyorum, kimsenin de itiraz etmesini istemiyorum” demek.
Çünkü tebligat yapılmazsa, CMK 172’ye göre “takipsizlik” kararına itiraz yolu da fiilen ortadan kalkmış oluyor.
Sonuç:
- Akfırat Belediyesinden AKP’ye aktarıldığı iddia edilen yaklaşık 1 milyon liralık kaynak,
- Bizzat belediyenin mali işler müdürünün “Ben verdim” diye itiraf ettiği elden teslim paralar,
- Bir belediye başkanının mahkemede, “Evet, bunlar bilgim dahilinde ödendi” dediği ödeme listeleri…
Yargılanmadan tarihe gömüldü.
Ne parti hakkında Hazine yardımının kesilmesi tartışıldı,
Ne parti kapatma gündeme geldi,
Ne de “yolsuzluk–siyasi finansman–belediye üçgeni” hukuk önünde gerçekten konuşuldu.
Bugün: Aynı Yasa, Farklı Terazi

Gelelim bugüne.
Şimdi önümüzde İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmamoğlu iddianamesi var.
CHP’li İBB yönetimi ve Ekrem İmamoğlu hakkında hazırlanan binlerce sayfalık dosya, yine aynı kanunun etrafında dönüyor:
- Belediyenin kaynaklarının CHP’ye aktarıldığı,
- Belediye imkânlarının parti lehine kullanıldığı,
- Bu nedenle hem ağır cezalar hem de parti kapatma tartışmaları.
Bu kez savcılık, yine 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na dayanıyor, ama bu kez hedefte muhalefet var. Ve dosya, siyasi iktidarın ajandasına tam oturuyor:
- CHP’yi yıpratmak,
- İBB’yi ve Ekrem İmamoğlu’nu tasfiye etmek,
- Yerel yönetimlerin kaynaklarını kontrol altına almak.
Soru basit: Akfırat’ta itiraflı, belgeli milyonlar yargılanmadı da, bugün tartışmalı henüz iddiadan öteye geçmemiş harcama kalemleri nasıl oluyor da parti kapatma zeminine dönüştürülüyor?
Aynı yasa.
Aynı “belediyeden partiye para” şeması.
Ama iki ayrı dosyada iki ayrı adalet.
Bir Dosya Neden Yargılanmaz, Diğeri Neden Anayasa Mahkemesi’ne Taşınır?
Bu çelişki, bugünkü siyasal rejimin en net fotoğraflarından biri.

- Akfırat dosyasında:
- İtiraflar var, çizelgeler var, el yazısı talimatlar var,
- Belediye başkanı ödemeleri kabul ediyor,
- Savcı “Siyasi Partiler Yasası’na muhalefet” diyor,
- Ama başka bir savcı, şüphelileri çağırma zahmetine bile girmeden, kararını taraflara tebliğ etmeden dosyayı kapatıyor.
- İBB dosyasında:
- Siyasi atmosfer çoktan belirlenmiş,
- Bir belediye başkanı, bir parti ve muhalefet bloğu topyekûn hedefe konmuş,
- Yargı, “bağımsız” bir değerlendirme yapmaktan çok, siyasetin açtığı koridora pas atıyor,
- Dosya, parti kapatma tartışmalarıyla birlikte kamuoyuna sunuluyor. Hiç bir şey kesinleşmediği halde…
Bir tarafta “AKP’ye cimri davranılmadığı” iddia edilen bir belediye;
Diğer tarafta, “CHP’ye yardım yaptı” diye mahkum edilmek; kapısına kilit vurulmak istenen bir siyasi parti.
Bu tabloya bakıp da, “Türkiye’de yargı bağımsız ve tarafsızdır” cümlesini kurabilen herkes, ya hafızasını kaybetmiş, ya da tarih defterini hiç açmamış demektir.
Bu Bir ‘Tarihten Yaprak’ Değil, Ders Kitabı Bölümü
Akfırat dosyası, gazetelerin arşiv sayfalarında kalmış bir “eski haber” değil.
Bugün İBB iddianamesine, CHP hakkındaki kapatma tartışmalarına bakarken elimizdeki en güçlü karşılaştırma aracı.
Çünkü şunu gösteriyor:
- Yasa aynı, ama uygulayan irade değiştikçe adalet rengi değişen bir sıvı gibi akıyor.
- Bir dönem, iktidar partisinin belediye–parti–iş çevresi üçgeni “mücerret” sayılırken,
- Bugün muhalefet söz konusu olduğunda, en küçük harcama kalemi bile “örgüt faaliyeti” diye dosyaya yapıştırılıyor.
Akfırat dosyası, bugünkü iktidarın ve yargının geldiği noktayı anlatan canlı bir ders:
- Yargı, aynı hükmü herkese eşit uygulamadıkça, hukuk olmaktan çıkar.
- Belediyeden partiye para akışı, bir yerde “takipsizlik”, başka yerde “parti kapatma gerekçesi” olamaz.
- Siyasi iktidar değişirken, dosyaların kaderi değişiyor; ama yurttaşın adalet duygusu her seferinde biraz daha kırılıyor.
Son Söz: Aynı Kitabın İki Sayfası
Bugün CHP’ye, İBB’ye, Ekrem İmamoğlu’na yöneltilen suçlamaları tartışırken, Akfırat dosyasını hatırlamak, geçmişe nostalji için değil, bugünü doğru okumak için şart.
- Akfırat’ta dosya yargının karanlık raflarına kaldırıldı.
- İstanbul’da ise benzer başlıklarla bir dosya, Anayasa Mahkemesi’nin kapısına kadar götürülmek isteniyor.
Eğer bu ülkede gerçekten bir gün hukukun üstünlüğü kurulacaksa, o gün geldiğinde:
- Akfırat’taki takipsizlik kararları da,
- Bugün muhalefete karşı açılan siyasi içerikli davalar da
- aynı masanın üzerine konulacak; ve şu soru mutlaka sorulacak: “Bu iki sayfayı aynı kitabın içinde nasıl yan yana koyabildiniz?”
O gün gelene kadar, arşivi kapatmamak, bu dosyaları unutturmamak,
hem gazeteciliğin, hem yurttaşlığın, hem de tarih karşısında yüzümüzü kara çıkarmama meselesi.
*****
İşte o tarihlerde Birgün, Evrensel ve Çağdaş Tuzla gazetelerinde yayınlanan haberimiz.
AKP’YE SAVCI KALKANI !
“Akfırat Çetesi” davasında adları geçen “ünlü şahsiyetler” önce “çete dosyasından” ayrıldı, sonra haklarında kovuşturmaya gerek olmadığına dair karar verildi. Kararı veren Tuzla Cumhuriyet Savcısı, şüphelilerin ifadelerini almadığı gibi, “kararın taraflara tebliğine gerek yoktur” diyerek itiraz yollarını da yok etti ve dosyayı sessizce kapattı.
Böylece AKP İstanbul İl, Tuzla İlçe, Akfrat ve Orhanlı Belde Başkanlıkları’na yapılan parasal yardımların, 2007 milletvekili seçim harcamalarının ve Greenpark’ta düzenlenen ‘AKP Kaynaşma Toplantısı’ giderleri için belediyeden yapılan trilyonlarca liralık ödemenin, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasına göre soruşturulma imkanı da kalmadı.
Yardımlar yasadışı!
Oysa, Özel Yetkili Savcı Selim Berna Altay tarafından; Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilen dosyada, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’na Muhalefet Etmek suçundan da inceleme yapılması isteniyordu.
Yasaya göre: Belediyelerin siyasi partilere bağış adı altında yardım yapamayacağı, aksi taktirde o parti aleyhine Anayasa Mahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca re’sen yazı ile başvurulacağı, o partinin devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılması için Anayasa Mahkemesine dava açabileceği kuralı getiriliyor. Ayrıca bu kanuna aykırı davranışta bulunanların 1 yıla kadar hapis cezasi ile cezalandırılmaları da öngörülüyordu.
Havuz ortak, suçlar bireysel!
Akfırat Davası’nda tutuklu olarak yargılanan Akfırat Belediyesi Hesap İşleri eski Müdürü Şahin Yiğit 2005-2009 yılları arasında günlük olarak tuttuğu ödeme çizelgelerini savcılığa ulaştırarak; belediyede kayıt dışı bir para havuzu oluşturulduğunu itiraf etti.
Yiğit daha sonra “etkin pişmanlık yasası”ndan yararlanmak isteyerek hazırladığı 31 sayfalık dilekçesini savcılğa gönderdi. Bunun üzerine ikinci kez ifadesi alınan Yiğit, bu paraların bir bölümünün AKP’nin İstanbul İl Başkanlığı, Tuzla İlçe Başkanlığı, Akfırat Belde Başkanları ve üst düzey siyasilere aktarıldığını iddia etti.
Dilekçesinde bölgeye 100.000lerce kamyon yasadışı döküm yapıldığını, orman arazilerine otoparklar inşa edildiğini anlatan Yiğit, işlerin yolunda gitmesini sağlamak amacyla, Eski İstanbul Valisi Muammer Güler’in oğlu Barış Güler’e ve dönemin Akfırat Jandarma Komutanı Özcan Canoğlu’na tescilli devlet ormanından arazi verildiğini, dönemin İstanbul Orman Bölge Müdürü Faruk Çebi ve Kanlıca Orman İşletme Şefi Ömer Fürtun’un rüşvet aldıklarını, İstanbul Büyükşehirde bazı müdürlerin ‘maaşa bağlandığı’ gibi ciddi iddialarda bulundu.
Tüm bu itiraflar ve mahkemeye sunulan delillerin ardından Beşiktaş Özel Yetkili Savcısı Selim Berna Altay işlenen suçların “nitelikli ” olduğuna hükmederek bu kişilerin dosyalarını 16/9/2009 tarihinde Akfırat davasından ayırdı ve soruşturulması için Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi.
Ağır Ceza’da ‘delil’, Tuzla’da “mücerret iddia”…
Şahin Yiğit’in itirafları ve her bir sayfasında tutuklu yargılanan Akfırat Eski Belediye Başkanı Hilmi Yıldız’ın parafı bulunan ödeme çizelgeleri için, yine Yıldız’ın bizzat kendisinin mahkemede “Bu ödemeler 2004-2009 yılları arasında benim bilgim dahilinde olan ödemelerdir.”demesine, Şahin Yiğit’in iddilarının müfettiş raporlarında ve Jandarma Fezlekelerinde yer almasına ve bu çizelgelerin çete davasının görüldüğü 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde delil olarak kabul edilip belgelerin orijinallerinin adli emanete alınmasına rağmen dosyayı inceleyen Tuzla Cumhuriyet Savcısı Aydın Özdemir iddiaların “mücerret’ (yani soyut) olduğuna hükmederek; takipsizlik kararı verdi.
İfade alınmadı, tebligat yapılmadı!
Akfırat Belediyesinde oluşturulduğu müfettiş raporlarında yer alan kayıt dışı para havuzuna, itiraflara, tutuklu hesap işleri müdürünün kendi el yazısıyla hazırlanmış 5 yılı kapsayan ödeme çizelgelerine, tutuklu Belediye Başkanı’nın bu çizelgelerin doğruluğunu kabul etmesine, jandarma fezlekelerine, Eski İstanbul Valisi Muammer Güler’in oğlu Barış Güler’in tutuklu sanık Enes Yıldız’la dinlemeye takılan telefon konuşmalarına, Barış Güler’e tescilli devlet ormanından arazi tahsis edilmesine, hatta tapu işlemlerinde Barış Güler’in ev adresi olarak tutuklu Belediye Başkanı Hilmi Yıldız’ın evini göstermesine, tüm bunların 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından delil kabul edilmesine rağmen Tuzla Cumhuriyet Savcısı Aydın Özdemir’in şüpelilierin ifadesini bile almadan ve CMK’nın 172. Maddesine aykırı biçimde kararı taraflara tebliğ etmemesi hukukçular tarafından “skandal” olarak değerlendirildi. Kararın şikayetçilere tebliğ edilmemesi takipsizlik kararına itiraz yolunu kendiliğinden kapatmış oldu. Savcının 22/1/2011 tarihli takipsizlik kararında, aralarında kamuoyunda “sahte şeyh’ olarak tanınan Yaşar Yılmaz, İstanbul Orman Bölge Müdürü Faruk Çebi, Kanlıca Orman İşletme Şefi Ömer Fürtun, AKP Tuzla İlçe, belde yönetimlerinde görevli kişilerin de bulunduğu 19 kişinin adresinin ve açık kimlik bilgilerinin bilinmediğinin belirtilmesi de ayrıca dikkat çekiyor.
*****
Şimdi ne durumdalar:
Tuzla Cumhuriyet Başsavcısı Haluk Kırca : Yargıtay Tetkik Hakimliği’ne atandı.(Bu karardan bir ay sonra, Şubat ayının sonunda.)
Barış Güler’in babası Eski İstanbul Valisi Muammer Güler: Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’na atandı. Şu anda AKP milletvekili aday adayı oldu.
İstanbul Orman Bölge Müdürü Faruk Çebi : Görevi sırasında önce AKP milettevekili aday adayı, sonra Büyükçekmece AKP Belediye Başkan Aday Adayı olan Çebi atanmayınca görevine döndü. En son 27 Şubat 2011’de Başbakan’ın özel görevlendirmesiyle Çevre Orman Bakanlığı Müstaşarı olarak atandı.
Dönemin Tuzla İlçe Başkanı Şadi Yazıcı : Şu anda Tuzla Belediye Başkanı oldu.


