Sosyal hakların sistematik biçimde aşındırıldığı, iş cinayetlerinin ve sosyal cinayetlerin ülke geneline yayıldığı bir dönemde, Sosyal Haklar Derneği (SHD) bu karanlık tabloya karşı yürüttüğü hak mücadelesinde 20 yılı geride bıraktı. Dernek, yayımladığı 20. yıl açıklamasında sosyal hak mücadelesinin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal bir mücadele olduğunun altını çizdi.

2006 yılında, iktidarın sosyal devleti tasfiye etmeye yönelik politikalarının görünür hâle gelmeye başladığı bir dönemde bir grup emekçi tarafından kurulan Sosyal Haklar Derneği, geçen yirmi yıl boyunca sosyal hak ihlallerine ve bu ihlallerin yol açtığı sosyal cinayetlere karşı hukuk mücadelesi, eğitim çalışmaları ve kamusal faaliyetler yürüttü.
Toplumsal davalarda adalet arayışı
Dernek bünyesinde faaliyet yürüten Sosyal Hukuk Avukatları, Soma, Aladağ, Çorlu, Hendek, Amasra ve İliç gibi Türkiye’nin yakın tarihine kazınan toplumsal davalarda, gerçek sorumluların yargılanmasının önüne çekilen “koruma duvarına” karşı mücadele verdi. SHD, bir yandan adalet arayan yurttaşların hukuki mücadelesine omuz verirken, diğer yandan cezasızlık politikasına karşı kamuoyu oluşturmayı hedefledi.
Açıklamada, bu davaların her birinin “kader” ya da “kaçınılmaz kaza” değil, siyasal ve ekonomik tercihler sonucu ortaya çıkan yapısal adaletsizliklerin ürünü olduğu vurgulandı.
“Sosyal haklar ikincil değil, asli insan haklarıdır”
Sosyal Haklar Derneği, mücadelesinin merkezine sosyal hakların insan haklarının vazgeçilmez bir parçası olduğu gerçeğini koyduğunu belirtti. Açıklamada, barınma, sağlık, eğitim, güvenli çalışma ve kent hakkı gibi sosyal hakların “ikincil” haklar olarak görülmesine karşı çıkıldığı ifade edildi.
Bu yaklaşım doğrultusunda dernek; paneller, seminerler, eğitim programları ve yaz okulları aracılığıyla topluma ve özellikle genç kuşaklara sosyal hak bilincini aktarmayı amaçlayan çalışmalar yürüttü.
Can Atalay vurgusu: “Bu bir cezalandırmadır”

Derneğin 20. yılına ilişkin açıklamada, Hatay Milletvekili ve avukat Can Atalay’ın cezaevinde tutulmasına da özel bir yer ayrıldı. Açıklamada, kuruluşundan bu yana SHD mücadelesinin içinde yer alan Can Atalay’ın tutukluluğunun, doğrudan bu hak mücadelesini hedef alan bir cezalandırma olduğu vurgulandı.
“Can Atalay, güvenli çalışma hakkının, barınma hakkının, kent hakkının ve toplumsal adaletin savunucusu olduğu için içeridedir” denilen açıklamada, onun tutsaklığının bu mücadelenin neden hâlâ sürdürülmesi gerektiğinin somut bir kanıtı olduğu ifade edildi.
Can Atalay sosyal hak mücadelesinin simge isimlerinden…

Can Atalay, Türkiye’de sosyal hak mücadelesini yalnızca savunan değil, bizzat bedelini ödeyen isimlerden biri olduğu için simgesel bir yere sahip.
Atalay’ın mücadelesi, hukuku teknik bir alan olmaktan çıkarıp yaşam hakkı, emek hakkı ve kent hakkı ile doğrudan ilişkilendiren bir çizgide şekillendi.
Av. Can Atalay:
- İş cinayetleri ve toplumsal felaketlerde mağdurların avukatı oldu.
Soma, Aladağ, Çorlu, Hendek, Amasra, İliç gibi davalarda, “kader” söylemine karşı gerçek sorumluların yargılanması için mücadele yürüttü. - Sosyal hak ihlallerini bireysel değil, yapısal bir sorun olarak ele aldı.
İş kazalarını “sosyal cinayet”, barınma krizini “kent hakkı ihlali”, çevre talanını “yaşam hakkına saldırı” olarak tanımladı. - Hukuku, cezasızlık düzenine karşı bir mücadele aracı olarak kullandı.
Mahkeme salonlarını kamuoyu mücadelesinden ayırmadı; adalet talebini toplumsallaştırdı. - Siyasal baskıya rağmen geri adım atmadı.
Gezi davası kapsamında tutuklanması ve milletvekilliğinin düşürülmesi, bizzat yürüttüğü bu sosyal hak mücadelesinin hedef alınması olarak değerlendirildi. - Cezaevindeyken dahi mücadelenin parçası olmaya devam ediyor.
Tutsaklığı, sosyal haklar mücadelesinin neden hâlâ gerekli olduğunun somut kanıtı olarak görülüyor. Başta 6 Şubat Depremi olmak üzere raporlar hazırlamaya devam ediyor.
Bu nedenle Can Atalay, yalnızca bir avukat ya da siyasetçi değil; “sosyal haklar için mücadele edenlerin hafızasında” yer eden, bedel ödemiş bir simge isim olarak anılıyor.
Sosyal Hukuk Avukatları…

Sosyal Hukuk Avukatları, sosyal hak ihlallerine karşı yürütülen mücadelede, hukuku sermayenin ve iktidarın değil; emekçilerin, yurttaşların ve mağdurların yanında konumlandırmayı amaçlayan bir gönüllü hukukçular ağı.
Bu yapı, sosyal hakların yalnızca bireysel dava konusu değil, toplumsal ve siyasal bir mücadele alanı olduğu anlayışıyla hareket ediyor.
Temel özellikleri:
- İş cinayetleri, maden ve tren katliamları, yurt yangınları, çevre felaketleri gibi toplumsal davalarda mağdur ve ailelerin avukatlığını gönüllü olarak üstlenirler.
- Davaları yalnızca mahkeme salonlarıyla sınırlamaz; kamuoyu oluşturma, raporlama ve cezasızlık politikalarını teşhir etme çalışmaları yürütürler.
- Hukuku “sonradan işletilen bir telafi mekanizması” değil, önleyici ve dönüştürücü bir mücadele aracı olarak ele alırlar.
- Sosyal hak ihlallerinin kader, ihmal ya da münferit hata değil, siyasal tercihler ve sistematik politikalar sonucu ortaya çıktığını savunurlar.
Sosyal Hukuk Avukatları’nın mücadelesi; yaşam hakkı, güvenli çalışma hakkı, barınma hakkı, çevre hakkı ve kent hakkı gibi temel sosyal hakların savunusunu merkeze alırlar.
“Sosyal Haklar Herkese, Mücadele Eden Herkesle”

Sosyal Haklar Derneği, Can Atalay ve bugün cezaevinde bulunan pek çok yol arkadaşının yoldaşlığıyla yürütülen mücadelenin büyütülerek sürdürüleceğini belirtti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Sosyal hak mücadelesinin demokrasinin, eşitliğin ve insan onurunun savunulması olduğunu bir kez daha vurguluyoruz. Bu dernek çatısı altında mücadele etmiş, mücadelemizde bize yoldaş olmuş herkes adına sosyal adalet talebini daha güçlü biçimde yükseltme kararlılığımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz.”
Sosyal Haklar Derneği, 20. yılında bir kez daha “Sosyal Haklar Herkese, Mücadele Eden Herkesle” diyerek, sosyal adalet mücadelesini büyütme çağrısı yaptı.
Sosyal Haklar Derneği hangi davalarda yer aldı?

Sosyal Haklar Derneği ve dernek bünyesinde faaliyet yürüten Sosyal Hukuk Avukatları, son 20 yılda Türkiye’nin yakın tarihine damga vuran çok sayıda toplumsal davada, mağdurların ve yakınlarının yanında yer aldı. Dernek, bu davalarda yalnızca hukuki temsil değil, cezasızlık politikalarına karşı kamusal mücadele de yürüttü.
Öne çıkan bazı davalar şunlar:
- Soma Maden Katliamı (2014):
301 madencinin yaşamını yitirdiği faciada, şirket sahipleri ve kamu görevlilerinin sorumluluğunun açığa çıkarılması için yürütülen hukuk mücadelesi. - Aladağ Yurt Yangını (2016):
11 kız çocuğunun yaşamını yitirdiği yangında, tarikat yurtları ve devlet denetimsizliği gerçeğinin yargı önüne taşınması. - Çorlu Tren Katliamı (2018):
25 kişinin hayatını kaybettiği kazada, “doğal afet” söylemine karşı altyapı ihmallerinin ve TCDD sorumluluğunun ortaya konulması. - Hendek Havai Fişek Fabrikası Patlaması (2020):
7 işçinin yaşamını yitirdiği patlamada, iş güvenliği ihlalleri ve patron–devlet ilişkilerinin sorgulanması. - Amasra Maden Katliamı (2022):
43 madencinin öldüğü patlamada, önlenebilir bir felaketin cezasız bırakılmasına karşı yürütülen adalet mücadelesi. - İliç Maden Faciası (2024):
Altın madeninde yaşanan toprak kayması sonrası, çevre hakkı ve yaşam hakkı ekseninde sürdürülen hukuki ve toplumsal mücadele.
Dernek, bu davaların tamamında yaşananların “kader” değil, siyasal tercihler ve sermaye yanlısı politikaların sonucu olduğunu vurgulayarak, sosyal hak mücadelesini yaşam hakkı, çalışma hakkı ve adalet talebiyle birlikte ele aldı.


