CUMHURİYETİMİZİN 102. YILI KUTLU OLSUN!

Son dönemde siyasette dile getirilen Türk‑Kürt‑Arap birlikteliği söylemi ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “bir Kürt, bir Alevi yardımcısı” önerisi, Cumhur İttifakı’nın Yeni Osmanlıcı politikasının bir uzantısı olarak değerlendirildi. Sosyalist partiler bu tarz etnik temelli düzenlemeleri tersine bölücü, yurttaşlığı parçalayıcı ve emperyalist projelerin Türkiye içinde uygulanmasına hizmet eden bir yaklaşım olarak yorumladı.

Türkiye Komünist Partisi (TKP)

Kemal Okuyan, Cumhur İttifakı’nın bu söylemlerini “Genişletilmiş Cumhur İttifakı” olarak tanımladı. Erdoğan’ın “Türk‑Kürt‑Arap” söylemiyle Sünni eksenli yeni bir Osmanlıcı yaklaşımı yücelttiğini, bu tür etnik vurgularla kardeşlik değil kopuş ve düşmanlık oluşacağını belirtti. “Etnik kökene dayalı pozisyonlandırmaların ülkedeki yurttaşlık tanımını parçalayacağını, Lübnanlaştırma gibi sonuçlara yol açacağını” savundu. Ayrıca Çözüm Komisyonu’nun süreç öncesi toplumla şeffaf bilgi paylaşmadan yürütülmesini eleştirdi.

Türkiye Komünist Hareketi (TKH)

Kurtuluş Kılçer, süreci “Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) adım adım Türkiye’de uygulanması” olarak adlandırdı. Bu politikaların Irak ve Suriye gibi ülkelere yönelik emperyalist müdahalelerin uzantısı olduğunu, Türkiye’de etnik‑mezhepçi temelli dönüşümlerin ulus-devlet yapısını ortadan kaldırmayı hedeflediğini söyledi. “Laikliği ve ulusal kazanımları tasfiye eden bu sürece meşruiyet kazandırılamaz” dedi.

Halkın Kurtuluş Partisi’

HKP’ye göre, AKP, MHP ve DEM Parti; ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) Türkiye’de uygulamakla görevli üçlü bir blok oluşturmuştur. Partinin açıklamasında:

Erdoğan’ın BOP eşbaşkanı olarak görev yaptığı, sarayda oturmasının da bu görevle mümkün olduğu belirtiliyor. Bahçeli’nin “Kürt-Alevi Cumhurbaşkanı Yardımcısı” önerisi, laikliğe saldırı ve anayasanın ilk maddelerini ortadan kaldırma girişimi olarak görülüyor. Türk-Kürt-Arap federasyonu” söylemiyle Türkiye’nin Yugoslavya, Irak, Libya ve Suriye gibi parçalanmak istendiği ileri sürülüyor. Bu sürecin TBMM eliyle meşrulaştırılmaya çalışıldığı ve CHP dahil tüm muhalefet partilerinin bu oyuna gelmemesi gerektiği vurgulanıyor. HKP, süreci “vatanı bölme ve satma planı” olarak değerlendiriyor ve Kuvayi Milliye değerleriyle bu plana direneceğini ilan ediyor.

Devrim Hareketi

Ercan Bölükbaşı, AKP-MHP ittifakının bu adımları, hem dış politikanın hem iç siyasetin birbirini beslediği bir stratejinin iç yansıması olarak değerlendirdi. Etkinlik ve süreçleri “emperyalist müdahalelere hazırlık” olarak niteleyerek, “etnik veya inanç temelli formüllerin dağıtıcı etkisi” olacağını vurguladı. Bu politikaların “sahnede barış iddiası, perde arkasında daha fazla baskı” anlamına geldiğini söyledi .

Sol Parti

Önder İşleyen, Erdoğan–Bahçeli ittifakının şu anda yeni bir cephe kurduğunu, bu cepheyi “1923’le hesaplaşma cephesi” olarak kodladığını belirtti. Alevi ve Kürt kimliklerinden yararlanarak oluşturulmak istenen bu cepheyi, ABD güdümlü siyasal İslamcı dönüşümün bir parçası olarak tanımladı. Buna karşılık cumhuriyetin laik ve ileri gelenklerine sahip çıkılması gerektiğini ifade etti

Emek Partisi (EMEP)

İskender Bayhan, süreç iç siyaset dizaynı için kullanılmaya çalışıldığını söyledi. DEM Parti’nin Cumhur İttifakı içine çekilerek demokratik muhalefetin bölünmeye çalışıldığını vurguladı. Ayrıca çözüm komisyonunun, kendi politik çıkarlarını topluma dayatmak isteyen iktidar tarafından manipüle edilmeye açık olduğuna dikkat çekti. Halkın çıkarlarını savunan bir demokratik çözüm ekseni oluşturma çağrısı yaptı

Türkiye İşçi Partisi

Silahların susması ve barış girişimlerini olumlu bulduğunu, ancak bu sürecin Saray rejimi tarafından istismar edilmesine izin vermeyeceğini, Barışın gerçek anlamda sağlanmasının, halk düşmanı Saray iktidarının sona ermesiyle mümkün olacağını vurgulamaktadır.

Türkiye’nin demokratik, ilerici ve sosyalist güçleri, barış umudunu büyütmek için birleşmeye çağrılmaktadır. Esas hedef, Türk ve Kürt halkları arasında bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm temelinde bir barış ve kardeşlik tesis etmektir. Saray iktidarı; emperyalizmin, faşizmin ve sermayenin temsilcisidir ve barışın önündeki en büyük engeldir.

Genel Değerlendirme

Sol/sosyalist partiler ortak bir çizgide, etnik kimlik temelli pozisyonların Türkiye’nin demokratik ve laik cumhuriyet yapısıyla bağdaşmadığını savunuyor. Etnik temelli açılımların yalnızca sembolik değil, yapısal sonuçlara yol açacağını ve bu sürecin BOP çerçevesinde emperyalist yönetim projelerinin iç siyasete yansıtılması olduğunu ileri sürüyorlar.

İktidarın yürüttüğü süreçte şeffaflık eksikliğini, pazarlık ve anlaşmaların toplumdan gizli yürütülmesini eleştiren bu partiler; Meclis’te demokratik, açık, emekçi halkı merkeze alan bir tartışma zemini oluşturulmasını istiyor.

Exit mobile version