Gazeteci, belgeselci ve çevre aktivisti Hakan Tosun, Esenyurt’ta 10 Ekim gecesi uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Tosun’un ölümü, yalnızca bir cinayet değil; Türkiye’de basın özgürlüğüne, doğa mücadelesine ve halkın haber alma hakkına yönelmiş yeni bir tehdit olarak değerlendiriliyor.
Cenazesinde Binlerce Kişi: “Hakan için adalet, doğa için adalet”
Tosun’un cenazesi bugün yüzlerce gazeteci, çevre aktivisti, sendika temsilcisi ve yurttaşın katılımıyla Nurtepe Metro Durağı’ndan başlayan yürüyüşle son yolculuğuna uğurlandı.
Kalabalık “Hakan Tosun’a ne oldu?”, “Gazeteci cinayetleri politiktir”, “Hoşçakal direnişin belgeselcisi” ve “Görüntü kesildi sanmayın, gerçek hâlâ kayıtta” pankartları taşıdı.
Katılımcılar, yürüyüş boyunca “Hakan için adalet, doğa için adalet” ve “Katillerden hesabı biz soracağız” sloganlarını attı.
Törene, Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, TİP Genel Başkanı Erkan Baş, EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, CHP Milletvekilleri Orhan Sarıbal ve Ali Şeker, DEM Parti İl Başkanı Çınar Altan ve çok sayıda gazeteci katıldı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen törene çelenk gönderdi.

“Ya rant ya çete kurbanı”
Cemevinde konuşan avukat Onur Cingil, olayın aydınlatılması için kamuoyunun baskısının hayati olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Emniyetin olay yerinde yapmadığını fail yakınları yaptı. Görüntüler toplandı, deliller karartıldı. Hakan ya rantın ya da çetenin kurbanı. Söz veriyorum, bu dosya aydınlatılacak. Hakan rahat uyu kardeşim.”
Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan da, “Yaramız kabuk bağlamıyor, başka analar ağlamasın. Canım çok yanıyor. Adalet istiyoruz, başka çocuklar öldürülmesin” dedi.
Metin Göktepe’nin kardeşi Meryem Göktepe ise, “Hakan da gerçeğin peşinde olduğu için katledildi. Bu ülkede gazetecilik bedel ödemektir. Ailesinin ailesiyiz” sözleriyle kalabalığa seslendi.
27 Saatlik Gecikme, Kayıp Eşyalar ve Karanlık Noktalar
CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, olayla ilgili İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya soru önergesiyle TBMM’de sordu.
Emre, 27 saatlik gecikme, kaybolan eşyalar, kamera kayıtları ve tehdit iddialarının aydınlatılmasını istedi.
Milletvekili Emre önergesinde şu soruları yöneltti: İlk ihbarın ardından ambulans ve polis olay yerine ne zaman ulaştı? Kamera kayıtları eksiksiz toplandı mı? Tosun’un kimliği neden 27 saat sonra tespit edildi? Kayıp eşyalarla ilgili soruşturma başlatıldı mı? Olayın gazetecilik faaliyetiyle bağlantısı araştırılıyor mu? Hatay ve Çorum’daki çevre haberleriyle saldırı arasında ilişki var mı? Son 5 yıldaki motosikletli saldırıların sayısı ve alınan önlemler nelerdir?
Emre açıklamasında, “Bir gazeteciye yönelik şiddet, sadece bireysel bir saldırı değil, toplumun haber alma hakkına yönelmiş bir tehdittir. Kamu vicdanı açısından bu olay tüm yönleriyle aydınlatılmalıdır,”
dedi.
Gazeteci Arkadaşları: “Delilleri kim sakladı?”
Tosun’un meslektaşları ve yakın çevresi, olayla ilgili yedi kritik sorunun hâlâ yanıtsız olduğunu söylüyor: Tosun’un telefonu, kimliği ve kamerası neden kayıp? Olay yerindeki kamera kayıtlarını kimler topladı? Görüntüler hangi amaçla basına servis edildi? Tosun’un hastanede kimliksiz kalmasının nedeni neydi? Şüpheliler dışında başka kişiler sorgulandı mı? Olay yerine emniyet mi önce ulaştı, yoksa “fail yakınları” mı? Saldırı, Tosun’un haber yaptığı çevre direnişleriyle ilişkili mi?
Bu sorular, olayın yalnızca bir asayiş vakası değil, organize bir saldırı olabileceği kuşkusunu büyütüyor.
Hakan Tosun Kimdir?
1975 doğumlu Hakan Tosun, medya sektörüne 1993’te özel radyolarda teknik danışman olarak başladı.
1998’de İzmir’e taşındı, yerel televizyonlarda haber montaj operatörü olarak çalıştı.
2009’dan itibaren bağımsız belgeselciliğe yöneldi.
Eserleri arasında “Çatılara Doğru”, “Tekel İşçileri”, “Büyük Anadolu Yürüyüşü”, “Dönüşüm (Gentrification)” ve “Validebağ Direnişi” gibi toplumsal mücadeleleri belgeleyen yapıtlar yer aldı.
Tosun, ayrıca “Doğa ve Kent Aktivizm Documentary” adlı bağımsız yapım şirketinde yönetmenlik yapıyordu.
Çağdaş Tuzla: Susturulan Bir Kameranın Ardında Kalan Gerçek
Hakan Tosun’un ölümü, yalnızca bir gazetecinin değil; halkın haber alma hakkının susturulması anlamına geliyor. Tosun’un “doğa, kent ve insan hakları” üçgeninde kurduğu gazetecilik hattı, Türkiye’de ekoloji mücadelesi yürüten herkesin ortak sesi haline gelmişti.
Bugün “Hakan Tosun’a ne oldu?” sorusu, aslında “Bu ülkede gerçeği söyleyenler neden öldürülüyor?” sorusunun yankısıdır. O yanıt bulunmadıkça, her kameranın arkasında bir sessizlik, her sokağın başında bir karanlık kalacak.
Cemevinde yükselen bir pankartta şöyle yazıyordu: “Görüntü kesildi sanmayın, gerçek hâlâ kayıtta. Hakan Tosun’un gerçeğe adanmış kamerası susturulmuş olabilir; ama o gerçeği arayanlar, yani bizler; hepimiz, onun bıraktığı yerden kayda devam ediyoruz.