“Cumhurbaşkanını tutuklamaya kalkarsanız halkın jaguarını serbest bırakmış olursunuz”
Gustavo Petro, ABD Başkanı Donald Trump’ın Venezuela’ya yönelik askeri operasyonun ardından Kolombiya hakkında sarf ettiği “Kolombiya operasyonu kulağa hoş geliyor” sözlerine sert tepki gösterdi. Petro, Kolombiya’da halkın desteğini alan bir cumhurbaşkanının tutuklanmasına yönelik herhangi bir girişimin, “halkın gücünü serbest bırakmak” anlamına geleceğini vurguladı.
“İstemediğim halde yeniden silah alabilirim”
Eski bir gerilla olan Petro, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, 1989 Barış Anlaşması’ndan sonra bir daha silah kullanmayacağına yemin ettiğini hatırlatarak, “Ancak ülkem uğruna, istemediğim silahları tekrar kullanacağım” ifadelerini kullandı. Trump’ın sözlerini “gayrimeşru bir tehdit” olarak niteleyen Petro, çevirilerin doğruluğunu kontrol ettikten sonra kapsamlı yanıt vereceğini belirtti.
Rubio’ya “Anayasa’yı okuyun” çağrısı
Petro, ABD’li siyasetçi Marco Rubio’ya da seslenerek, “Kolombiya Anayasası’nı okumasını öneririm. Söyledikleri tamamen yanlıştır” dedi. Kolombiya Cumhurbaşkanı olarak anayasanın verdiği yetkiyle ordu ve polis güçlerinin başkomutanı olduğunu vurgulayan Petro, bu çerçevede “dünya tarihindeki en büyük kokain operasyonunu” başlattıklarını savundu.
“Koka ekimini durdurduk, elebaşlarını hedef aldık”
Petro, koka yaprağı ekiminin durdurulduğunu, yeni uyuşturucuyla mücadele politikalarına öncülük ettiklerini ve silahlı uyuşturucu örgütlerinin elebaşlarının yakalanması için talimat verdiğini söyledi.
“Halkın jaguarı serbest kalır”
“Halkımın önemli bir bölümünün istediği ve saygı duyduğu cumhurbaşkanını tutuklamaya kalkarsanız, halkın jaguarını (gücünü) serbest bırakmış olursunuz” diyen Petro, kamu kurumlarında ABD bayrağını Kolombiya bayrağının önüne koyan tüm askerî ve emniyet görevlilerinin derhal görevden ayrılması talimatını verdiğini açıkladı.
Mal varlığı vurgusu
Petro, kendisine yöneltilen suçlamaları reddederek şunları kaydetti:
“Ne gayrimeşru bir çocuktum ne de uyuşturucu kaçakçısıyım. Tek varlığım, hâlâ maaşımla ödediğim aile evim. Banka hesap özetlerim kamuoyuna açıktır. Açgözlü değilim. Halkıma güveniyorum ve cumhurbaşkanını her türlü gayrimeşru şiddete karşı savunmalarını istedim.”
Trump’ın hedef alması
Trump daha önce Kolombiya’yı “hasta ülke” olarak nitelemiş, Petro’yu ABD’ye kokain gönderildiği iddiasıyla hedef almış ve olası saldırı ihtimaline dair “Kolombiya operasyonu kulağa hoş geliyor” demişti.
“Bolívar, kılıcıyla savaşa geri mi dönüyor?”
Silahlı mücadeleden sandığa: Petro’nun geçmişi ve M-19 deneyimi
Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’nun açıklamalarının yankı uyandırmasının nedenlerinden biri, yalnızca bugün ülkeyi yöneten bir devlet başkanı olması değil; aynı zamanda Kolombiya’nın yakın tarihindeki silahlı ve siyasal mücadelelerin içinden gelmiş bir isim olması. Petro, 1970’li ve 1980’li yıllarda, seçim hilelerine ve oligarşik düzene karşı ortaya çıkan M-19 hareketinin ideologları arasında yer aldı. M-19, Latin Amerika’daki birçok silahlı örgütten farklı olarak, katı bir ideolojik dogmadan ziyade, katılımcı demokrasi ve halk egemenliği talebiyle öne çıktı.
M-19’un en bilinen eylemlerinden biri, 1974’te Simón Bolívar’ın kılıcının Bogota’daki bir müzeden alınmasıydı. “Bolívar, kılıcıyla savaşa geri dönüyor” notuyla yapılan bu eylem, örgütün kendisini tarihsel bir halk mücadelesinin devamı olarak konumlandırdığını gösteriyordu. Petro’nun bugün konuşmalarında sık sık Bolívar’a, halk egemenliğine ve üç renkli Kolombiya bayrağına yaptığı vurgu, bu tarihsel hafızanın hâlâ canlı olduğunu ortaya koyuyor.
“Bir daha silah kullanmamaya yemin etmiştim”
Petro’nun “gerekirse yeniden silaha sarılırım” sözleri, bu nedenle sıradan bir tehdit olarak değil, silahlı mücadeleden barışa geçmiş bir siyasal çizginin istisnai bir uyarısı olarak okunuyor. 1989’da M-19’un silah bırakmasıyla sonuçlanan barış sürecinin parçası olan Petro, o günden bu yana siyaseti sandıkta ve parlamentoda yürüttü. Ancak Petro’ya göre bugün gelinen noktada, seçilmiş bir cumhurbaşkanının dış müdahale imasıyla kriminalize edilmesi, yalnızca şahsına değil, Kolombiya halkının egemenliğine yönelmiş bir tehdit niteliği taşıyor.
Bu nedenle Petro’nun açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump ve ABD’li Senatör Marco Rubio’ya verilmiş sert bir yanıt olmanın ötesinde, Kolombiya’nın uzun çatışma tarihinden süzülüp gelen bir uyarı olarak dikkat çekiyor:
Halkın iradesi yok sayıldığında, devlet krizi yalnızca kurumsal değil, tarihsel bir kırılmaya dönüşebilir.
Silahlı mücadeleden siyasete geçişin simgesi
Bugün Petro’nun cumhurbaşkanlığı, M-19’un Kolombiya tarihinde bıraktığı en kalıcı mirası da temsil ediyor: Silahlı mücadeleden demokratik siyasete geçişin mümkün olduğu fikrini. M-19’un 1990’larda partiye dönüşmesi, her ne kadar suikastlar ve yargı süreçleriyle sekteye uğrasa da, Petro’nun yıllar sonra sandıktan çıkarak ülkenin en üst makamına gelmesi, bu geçişin tarihsel önemini pekiştirdi.
Bu yönüyle Petro, Kolombiya’da yalnızca bir devlet başkanı değil; gerilla deneyiminden parlamenter siyasete, oradan da yürütmenin başına uzanan istisnai bir siyasal hattın bugünkü temsilcisi olarak öne çıkıyor.


