CHP Genel Başkanı Özgür Özel: “Bu bir türkü, toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsü. Bu bir örgü, alev bir saç örgüsü. Kıvranıyor, kanlı kızıl bir meşale gibi yanıyor. Esmer alınlarında, bakır ayakları çıplak kahramanların. Ben de gördüm o kahramanları. Ben de sardım o örgüyü. Ben de onlarla güneşe giden köprüden geçtim. Ben de içtim toprak çanaklardan güneşi. Ben de söyledim o türküyü. Yüreğimiz topraktan aldı hızını, altın yeleli aslanların ağzını yırtarak gerindik. Sıçradık, şimşekli rüzgâra bindik. Kayalardan kayalarla kopan kartallar, çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını. Alev bilekli süvariler, kamçılıyor şaha kalkan atlarını. Akın var, güneşe akın. Güneşi zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın. Düşmesin bizimle yola, evinde ağlayanların gözyaşlarını boynunda ağır bir zincir gibi taşıyanlar. Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar. Akın var, güneşe akın. Güneşi zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın.”,
“Elbette zor zamanlardan geçiyoruz, geçeceğiz. En ağır bedelleri ödedik, ödüyoruz, ödeyeceğiz. Ben sizlere ilk seçime kadar güzel günler vadetmiyorum. Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum. Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum. Ben size mücadele vadediyorum. Ben size 100 yıl önce olduğu gibi gerekirse ölümü göze almayı, ama işgale teslim olmamayı vadediyorum. Ve tüm mücadelenin sonunda size iktidar vadediyorum, iktidar vadediyorum. Ben size onur, ben size haysiyet ve cesaret vadediyorum. Ben sizin gözlerinizde o cesareti görüyorum. Ben size bakınca bu zaferi birlikte kazanacağımız yol arkadaşlarımı görüyorum. Benimle birlikte yürümeye var mısınız?”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin 39’uncu Olağan ‘Şimdi İktidar Zamanı’ Kurultayı’nda konuştu:
“‘Birlikte geçtik köprülerden, birlikte türküler söyledik. Birlikte göğüsledik zoru biz. Güzeli birlikte düşledik. Sesimiz kısık çıktı bazen. Yine de türküler söyledik. Sendeledik yolda ilerlerken ama hiç geriye dönmedik. Kim demiş sustuk, kim demiş sustuk? Kim demiş direnmeyip teslim olduk?’ İşte teslim olmayanlar burada. İşte direnenler burada.

Merhaba dostlarım, merhaba, merhaba. İki yıl sonra yine omuz omuza, yürek yüreğe aynı salondayız. İki yılda kara kışlardan, dar yollardan geçtik. Bize ömür biçenler oldu. ‘Dayanamazlar, dağılırlar’ dediler. ‘Vazgeçerler’ dediler. ‘Teslim olacaklar’ dediler. Ama yine buradayız, ayaktayız.
Bin kere budadılar körpe dallarımızı / Bin kere kırdılar / Yine çiçekteyiz işte, yine meyvedeyiz /Bin kere korkuya boğdular zamanı / Bin kez ölümlediler / Yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.’ Hepiniz Cumhuriyet Halk Partisi’nin muhalefetteki son kurultayına hoş geldiniz, şeref verdiniz” dedi.
“BİZE İSTİKAMET ÇİZENLERE TESLİM OLMADIK”

Özel: “19 Mart’tan sonra darbeye karşı direniş evresine geçtik. 255 günde 72 eylemde toplamda 11 milyon yurttaşımızla meydanlarda buluştuk. Ve iki yılda 62 ilde 208 kez meydanları doldurduk, meydanlara dolmadık, meydanlardan hep birlikte taştık. Ankara’da oturmadık. Ankara merkezli siyaset yapmadık. Bize istikamet çizenlere de teslim olmadık.
İstanbul’daki baba ocağına kayyım atadılar, 5 bin polisle saldırdılar. Bunu tam da programımızı hep birlikte bu kurultaya yollayacak, son halini verdiğimiz 8 Eylül gününde yaptılar.

Bize yapılan her provokasyona, her türlü saldırıya, bizi pozitif gündemden başka gündemlere çekmeye çalışanlara inat sesi yükselttiğimiz gün de oldu ama sözü yükseltmenin, içeriğe önem vermenin ve bu ülkeyi yönetecek kadroların da bu ülkeyi yönetecek programın da hazır olduğuna inancımızla milletimizin hep karşısında, kararlılıkla, hem cesaretle hem metanetle durduk.
“VAKTİ GELMİŞ DEĞİŞİME ENGEL OLACAĞINI SANANLAR VAR”

“Değerli yol arkadaşlarım, bugün karşımızda milletin iradesine direnenler vardır. Vakti gelmiş bir değişime engel olacaklarını sananlar vardır. İki yılda bu ülkede açılan derin yaraları hatırlamamız gerekir.
Yerel seçimlerden sonra bir yandan partimizde politika üretirken, diğer yandan belediyelerimizde hizmetler ürettik. Kısa sürede belediyelerimizden memnuniyet oranları, yerel seçimde alınan oyların da çok daha üzerine çıktı. Partimiz de yapılan tüm anketlerde birinci parti olmaya devam etti. Birinci parti olmanın sorumluluğu ile siyasetin yönünü, milletin sorunlarına çevirmek için çabaladık. ‘Savaş ilan ettiler.

Biz masada oturuyorduk, masanın altından balta çektiler. Savaş ilan edilen, saldırıya uğrayan kimse, yapı, parti ne yaparsa bundan sonra yapacağız, mücadele edeceğiz’ dedik. Adayımızı belirleyeceğimizi ilan ettik. İşte o zaman, o zaman daha da paniklediler. Millet erken seçim isterken onlar darbe hazırlığını erkene çektiler.
“HİÇBİR DÖNEM, BU DÖNEMİN GADDARLIĞIYLA YARIŞAMAZ.”
“Bugün 15 belediye başkanımız ve yol arkadaşımız tutukludur. Her birinin değerli aileleri; eşler, çocuklar, anneler, babalar bu salondadır. Bize emanettir ve millete emanettir. Yalanlar, iftiralar attılar. Ama bir yalan, bir doğrunun karşısında; bir iftira, bir hakikatin karşısında ne kadar dayanabilir ki?

Tüm vatandaşlarımızın vicdanına sesleniyorum. Bu kadar yalan, bu kadar iftira, bu kadar kul hakkı olur mu? Rahmetli Erbakan’ın dediği gibi ömür boyu alınları secdeden kalkmasa bu vebali ödeyemezler. Bu ülke elbet çok kara kışlar, çok zor zamanlar gördü. Ama hiçbir dönem bu dönemin gaddarlığı ile yarışamaz.
Soruyorum, kim inandığını özgürce dile getirebiliyor? Çıtını çıkaranı, Silivri’ye atıyorlar, kaşını oynatanın malına mülküne çöküyorlar. ‘Acaba’ diyenin kulağını çekiyorlar, sonra ortalıkta bir daha görünmüyor. Gazeteciler tutuklanırken, onların arkadaşları susuyor. Sanatçılar ip gibi sabahın köründe sıraya dizilip haysiyetleriyle oynanırken, diğer meslektaşları konuşmuyor. Siyasetçilere, iş insanlarına, sivil toplum temsilcilerine kelepçe vurulurken, diğerleri ‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ diyor.

Milyonlar direnirken, bedel öderken, susanlara soruyorum. Bu suskunluğu, bu çaresizliği kim öğretti size? Seyit Onbaşı’nın sırtında mermi değil, milletin kaderini taşıdığını ne zamandan beri unuttunuz? Nene Hatun’un sadece yaralı askerlere değil, milletin haysiyetini kurtarmaya koştuğunu ne zaman unuttunuz?
Elinde kumandası, üstünde pijaması oturanlara sesleniyorum. Gün sokaklara çıkma, meydanlara akma günüdür.

Gün; dayanışma, direnme günüdür. Gün; bu kara düzene itiraz etme günüdür. Ya o pijamayla evinde oturup sıranın sana gelmesini bekleyeceksin ya da meydanlara çıkıp bizimle birlikte bu darbeyi püskürteceksin. Evde, elinde kumandasıyla oturan, pijamalıya sesleniyorum. Ya meydanlara çıkacaksın, bu darbeyle yüzleşeceksin, nereye davet ediliyorsan oraya güç vereceksin, itiraz edeceksin, sandığı, Cumhuriyet’i kurtaracaksın. Ya da sonra hiç hayıflanmayacaksın. Meydanlar bizimdir, sokaklar bizimdir, mücadele bizimdir, Türkiye hepimizindir. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.”
“BİR CEPHE OLARAK DEMOKRATİK SİYASETİ SAVUNUYORUZ”

“ Ve hangi partiden olursa olsun tüm yurttaşlarımıza sesleniyorum, 19 Mart bir sivil darbedir. Görünen hedefi Atatürk’ün iki büyük eserinden biri olan CHP olsa da asıl hedefi Atatürk’ün diğer eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Sandık olmazsa Cumhuriyet olmaz. Demokrasi olmazsa Cumhuriyet olmaz. Adalet olmazsa, hukuk olmazsa, Cumhuriyet olmaz. DEM Parti’nin Eş Genel Başkanlarının hapse atılması da Zafer Partisi Genel Başkanının hapse atılması da 19 Mart darbesi bir bütün olarak siyaset kurumunu, halkın seçme, seçtikleri tarafından yönetilme hakkını hedef almaktır. İşte tam bu nedenle biz bir mevzi olarak partimizi değil, bir cephe olarak demokratik siyaseti savunuyoruz.
Herkesi de bizi değil, kendi varlıklarını ve çok partili rekabeti savunmaya davet ediyoruz. Bir Stockholm Sendromu’na kapılmamaya, dün elinden zor kurtulduğumuz celladımıza aşık olmamaya davet ediyorum. Meydanların susmadan haykırdığı gibi; kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.”
“BU PANKARTA HERKES İYİ BAKSIN…”

“Şunu göreyim bakayım o ‘Özgür Gelecek’i bir şey anlatacağım. Bu pankart değişim kurultayında Manisa’nın sürprizi olarak karşıma çıkmıştı, sonra Gömeç’te karşıma çıktı. Sonra İstanbul Büyükşehir iddianamesinde karşıma çıktı. İBB iddianamesi der ki, “‘Özgür Gelecek’ pankartı açmak suretiyle bunu önceden planladıkları anlaşılıyor.” İBB iddianamesi der ki, “‘Özgür Gelecek’ pankartı açıldığında hep bir ağızdan ‘Güzel günler göreceğiz, güneşli günler’ diyerek ülkede iktidarı devralacaklarını, salona girdiğinde ‘Güzel günler göreceğiz’ diyerek ülkenin yönetimini değiştireceklerini ve ülkeye örgütün belirlediği Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı yapmayı planladıkları anlaşılıyor.”
Buradan o iddianameyi yazana, yazdıranlara söylüyorum. Ne sandınız ya? Güzel günler gelecek, bu kötü günler bitecek. Güzel günler gelecek, güneşli günler. Hep birlikte o güzel günlere geleceğiz. ‘Özgür Gelecek’ dedik, geldik işte. Buradayım. Seçim olacak, bu millet görev verecek, Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olacak. Buradayız, karşınızdayız. Cesareti olan çıksın karşımıza.”
“MÜESSES NİZAMIN ÇARKINA ÇOMAK SOKTUK”
“Cumhuriyet Halk Partisi’nin kapatmaya kalkanlar bilsin ki; bizi çok yılanlar sokmaya çalıştı. 12 Eylül’de Kenan Evren bu partiyi kapatabileceğini sandı. Bu çınara uzanan elleri biz değiliz, millet kırar, millet kırar. Değişmeyen aktörleri, yeni kuşağa direnen siyasetçileri, millete dayatan bir düzenle karşı karşıyayız.

‘Bugünün müesses nizamı nedir?’ diye sorarsanız, AK Parti iktidarının 23 yılda kurduğu kara düzenin ta kendisidir. Artık bu müesses nizamın çıkarları ile milletin çıkarları birbirinden ayrışmış, birbiriyle karşıt hale gelmiştir. Çünkü müesses nizamın çarkı 86 milyon millet değil, kurdukları düzeni güvende tutmak için dönmektedir. İşte biz bu müesses nizamın çarkına çomak soktuk arkadaşlar, çomak soktuk. Biz birbirinin aynısı, bu azınlığa baş kaldırdık. ‘Ben devletim’ diyenlere milletin gücünü hatırlattı. ‘Kurultayı kazanamaz’ dediler, kazandık. ‘Yerel seçimleri kazanamazlar’ dediler, başardık. ‘Bunlar ittifak kuramaz’ dediler, Türkiye ittifakını kurduk. ‘Sokağa çıkmayın, partinizde oturun’ dediler, vallahi de oturmadık. ‘Oraya gideceksin, şuraya gitmeyeceksin. Oraya gideceksin, şuraya geleceksin’ dediler. Doğru bildiğimizi yaptık, doğru bildiğimizden şaşmadık. İşte CHP hedefte ise sebebi budur. Artık kimse Cumhuriyet Halk Partisi’ne sınır ve istikamet çizemez. Siyaseti bildiğimiz gibi yaparız. Bir hesap vereceksek sadece hesabı milletimize veririz.
Şunu hepinizin çok iyi anlamasını isterim. Zamanı gelmiş bir vedaya direnenlerin düzeni bozulmasın diye milletin huzuru ve refahı feda edilmeyecektir. Verdiğimiz mücadele yeninin eskiye karşı mücadelesidir. Türkiye’nin gelecek yürüyüşü AK Parti’nin kara düzeninin krizlerine, kaoslarına, kavgalarına sıkıştırılamaz. Bu mücadele veda edemeyenlerle geleceğe yürüyenler arasındadır. Yaşadığımız tüm sıkıntılar ve tüm zorluklar yeninin doğum sancısıdır. Türkiye bir doğum sancısı çekmektedir. Ancak hiçbir güç yeninin doğumuna, eskinin gidişine mani olamayacaktır.
“BU MİLLET BİZİMLE BİRLİKTE ZİNCİRLERDEN KURTULACAK”
“Müesses nizamla mücadeleden dönüş yoktur. Dönüşü olmayan bu yolda korkanlara da yer yoktur. Müesses nizamla işbirlikçi olanlara, kara düzenin sesi olanlara, örgütlerin vermediği görevleri başka kapıda arayanlara yer yoktur. Cumhuriyet Halk Partisi arınacaksa işte bu anlayıştan arınacaktır. Bizi yüzde 25’e hapsetmek isteyenlerden sokaklardan ve meydanlardan koparmak isteyenlerden arınacaktır. Artık kimse bizi yenilgiye alıştıramayacak. Ya müesses nizamın paslı zincirleri bu milleti saracak ya da bu millet bizimle birlikte zincirlerinden kurtulacak.”
“BÜYÜK TÜRKİYE İTTİFAKI BİZİM HAYALİMİZ VE İDEALİMİZDİR”
“Değerli yol arkadaşlarım, bugün milletten korkanlar, ‘Kürt sorunu’ demekten de korkanlardır. Cumhuriyet Halk Partisi kararlılıkla bu sorunun demokratik yöntemlerle çözümünü savunmuştur. Büyük bir Türkiye İttifakı, bizim hayalimiz ve idealimizdir. Bu anlayışla bu sorunun demokratik yollardan çözülmesi için Meclis’te komisyon kurma önerisini de dile getiren partiyiz. Türkiye’nin demokratik geleceğine cesaretle liderlik edeceğiz. ‘
‘Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.’ Biz bu vatanın her köşesine barış, huzur ve refah sözü veriyoruz. Gelinen aşamada komisyon 18 toplantı yapmıştır. Ama hala belediyelerde, millet iradesinin üstünde atadıkları kayyımlar bulunmaktadır. Hala Kürtlerin belediye meclislerine girmesini suç sayan, Kent Uzlaşısı adı altında utanç davalarından insanlar hapis yatmaktadır. Hala seçilmiş siyasetçiler hapistedir. Hala Anayasa Mahkemesi kararları, AİHM kararları uygulanmamaktadır. Bunlar çözülmeden, tüm meselenin ‘olmazsa olmaz’ denilerek İmralı’ya gitmeme noktasına sıkıştırılması doğru olmamıştır. Siyaset dayatmalarla değil, milletin rızasını alarak yapılır. O yüzden partimizin aldığı karar yıkıcı değil yapıcıdır. Çünkü menzil barışsa istikamet samimiyettir.”
“KUŞATMAYI KIRMANIN PAROLASI CESARET!

Gençler önlerine konulan barikatları aştılar ve Saraçhane’de buluştular. Yedi gün, yedi gece aynı meydanda, aynı otobüsün üzerinde, aynı mikrofondan yükselen sesimize güç verdiler. Darbecilere geçit vermediler. Onları Saraçhane’den püskürttüler. Saraçhane’deki yedi gün, yedi gece süren ve ‘İlk gece ne olacaksa bu gece olacak’ dediğimiz ve ‘Bin kişi bile toplanamaz’ dedikleri önlemlere rağmen 110 bin kişiyle toplanıp, 23’ü akşamı Saraçhane’de 1,2 milyon kişi olan ve darbeyi püskürten o gün orada olmasa da kendi memleketinden, ilinden, ilçesinden bu mücadeleye yüreğini koyanlara selam olsun, helal olsun. Dört günlük gözaltı süresini 23 Mart’taki ön seçime denk getirmişlerdi. Dediler ki ‘Aday gözaltındayken ön seçimi yapamazlar.’ Ama bu hesapları tutmadı. Sandığı koyduk, sandığın yanına dayanışma sandıklarını da koyduk. Milletimizi davet ettik ve 2 milyon üyesi olan Cumhuriyet Halk Partisi yanına koyduğu dayanışma sandıklarıyla 15,5 milyon vatandaşımız koştu, geldi, oylarını kullandı. En genci 18, en yaşlısı 104 yaşındaydı. Elbette altı yaşında çizdiği resmini sandığa atanlar da vardı. Karnında üç aylık bebeği ile gelen de oldu, iki elinde iki bastonuyla merdivenleri tırmanan da. Biz onlara ‘Gelin, seçin, tarihe geçin’ demiştik. Geldiler, seçtiler, tarihe geçtiler. Hepsinin önünde saygıyla eğiliyorum.”
“HODRİ MEYDAN, GETİR SANDIĞI MİLLET KARARI VERSİN”
“Bugün adayımızın metrodaki sesinden, duvardaki resminden, sosyal medyadaki hesabından bile korkuyorlar. Onlara buradan bir kez daha söylüyorum: Ekrem İmamoğlu adayımızdır. A planımız da B planımız da Z planımız da budur. Onunla mücadelenin meşru yolu sandıkta yarışmaktır. Ekrem İmamoğlu, milletin adayıdır. Sarayın adayı kimse, kendisine güveniyorsa meydana çıkmalıdır. Ekrem İmamoğlu’nu alt edeceksen millete güveneceksin, karşısına çıkacaksın. Hodri meydan. Yargı kollarına değil, teşkilatına güveneceksin. Ben örgütüme güveniyorum. Ben milletime güveniyorum. Adayım burada ve örgütüm burada, sandık nerede? Hodri meydan. Getirin sandığı, millet versin kararı.”
“HAYATIMIN ONUR MESELESİ“
“Biz verdiğimiz değişim sözünün altını, tüm bu adımları atarak doldurduk. Ve şimdi kadroları, tüzüğü, parti programı yenilenmiş, kendine güvenen bir parti olarak hep birlikte geleceğe yürüyoruz. Biz ilk seçimlerini kazanan, yenilgiyle tanışmayan bir kadroyuz. Ve size bu kurultaydan geçen kurultayda olduğu gibi bir söz vererek ayrılmayı ve bu sözü tutmayı kendim için, hayatımın onur meselesi sayıyorum.
Geçen kurultay, bu salonda, bu kürsüde 1970’lerde rahmetli Ecevit’in yaptığı gibi, girdiği ikisi yerel ikisi genel tüm seçimlerden partisini birinci çıkardığını, bizim de bunu başaracağımızı eğer bunu başarmazsak bu görevde kalmayacağımızı söylemiştim. Bu sözü verdikten 4 ay – 5 ay sonra bu sözün ilk adımını atmak, ilk sınavda verdiğimiz sözü tutmak nasip oldu.
Şimdi buradan bu kurultaydan, 40’ncı kurultayımızda tarih önünde söz veriyorum. Bu kurultay partimizin muhalefetteki son kurultayıdır. 40’ncı kurultay, iktidardaki ilk kurultayımız o
yaptığı günden bir gün sonra, 22 Şubat’ta 31 yıllık diplomasına soruşturma açtılar. 19 Mart günü fakültenin yönetim kurulu toplanacaktı. Fakülte yönetimini bu hukuksuz, bu akıl almaz karara ikna edememişlerdi. Bu yüzden işi üniversitede çöp toplatmak, ring seferlerini düzenlemek olan üniversite yönetim kurulunu, yetkisiz olduğu halde topladılar ve diplomayı siyasi atamalarla kendilerinden yaptıkları üniversite yönetim kuruluna diploma iptali yaptırdılar.”
“EN GENCİ 18, EN YAŞLISI 104 YAŞINDAYDI, TARİHE GEÇTİLER!”
“Ön seçime beş gün kala bir iftar zamanında bu yetkisiz kurul diplomayı iptal etti. O kadar korkuyorlardı ki diplomayı iptal etmekle yetinmediler, iptalden saatler sonra bir sahur vaktinde Ekrem Başkanımızın evine yüzlerce polisle baskın yaptılar. Tepedeki bir kişi, üç savcı, üç hakim, üç gizli tanıkla bu milletin hafızasından hiçbir zaman silinmeyecek bir darbeye kalkıştılar.

Darbeciler bu kez postalla, tankla değil, üzerlerindeki cübbeleri ile geldiler. Sonra ‘Herkes sussun, kimse tepki göstermesin’ istediler. Gösterileri yasakladılar, meydanları ablukaya aldılar. Otobüsleri durdurdular, metroları kapattılar. Köprüleri kaldırdılar, vapurları bağladılar. Her şeyi hesap ettiler ama milleti hesap edemediler. Cumhuriyet Halk Partililer Vatan Emniyet’in önünde, öğrenciler Beyazıt Meydanı’nda toplandı. İki taraf da seçtiğine sahip çıkmak için, sandığa sahip çıkmak için, iradesine ve geleceğine sahip çıktı.”
“DEVLETLE MİLLET YARIŞIRSA MİLLET KAZANIR”
“Cumhuriyet Halk Partisi’nde de özgüvensiz siyaset devri kapanmıştır. Artık yüzde 25 değiliz, yüzde 40’a uzanan bir seçmen kitlemiz var. Daha önce eli CHP’ye gitmeyenler artık bizimledir. Partimiz herkesin baba evidir. Bu sofrada herkese yer vardır. Bundan sonra da demokratları kapsayan; aslan sosyal demokratlarla, milliyetçi demokratlarla, muhafazakar demokratlarla, Kürt demokratlarla, liberal demokratlarla, sosyalist demokratlarla hep birlikte yürüyeceğiz.
Müesses nizamın savcıları, hakimleri olabilir. Ama bizim yanımızda millet var, millet. Yanımızda kirasını ödeyemediği için okulu bırakan öğrenciler var; akşam sokakta yürümeye korkan kadınlar var. Pazardan filesi boş dönen emekliler var. Sendikalaşması, örgütlülük hakkı engellenen, sömürülen işçiler var. Artık hayat standardı bozulan, yoksullaşan orta direk var. Güzelim okullardan mezun olup yoksulluk sınırının altında maaşlara çalıştırılan, her gün sırtındaki yük biraz daha artar ve üstüne üstlük işten atma tehdidi ile terbiye edilen, korkutulan beyaz yakalılar var. Hali, vakti yerinde olsa da işinin, malının, mülkünün geleceğinden endişe duyanlar, önünü göremeyenler var. Biliyoruz ki milletimiz büyüktür. Biliyoruz ki bir gün devletle millet karşı karşıya gelsin istenmez. Bu millet devletini sever; çağırır askere gider, ister vergisini verir. Ama büyük olan millettir. Siz bir gün eğer devleti milletin karşısına dikerseniz millet o zaman kendi tarafındadır. Devletle millet yarışırsa millet kazanır. Millet kazanacaktır.
“TERÖRSÜZ VE DEMOKRATİK TÜRKİYE’Yİ İNŞA EDECEĞİZ”
“Meclise sunduğumuz 29 maddelik çözüm önerilerimizi meydanlarda ve komisyonda savunmaya devam edeceğiz. Biz, varlığını bir düşmana borçlu olan, düşmanı olmadan var olamayan bir parti değiliz. Yurtta, bölgede, dünyada barışı, kardeşliği ve refahı savunuyoruz. Biz, düşman aramıyoruz. Bizim liderliğimiz, düşmanlığın değil barışın liderliğidir. İçinde bulunduğumuz Orta Doğu coğrafyası, uzun yıllar çatışmaların, savaşın ve acının dinmediği bir coğrafyadır. Buna yüz çeviremeyiz. Yok sayamayız. Körfez Savaşı bizi nasıl etkilediyse, Suriye Savaşı da Türkiye’nin ekonomik ve sosyal iklimini derinden etkilemiştir. Gazze’deki soykırım hepimizin ağlatmıştır, ayağa kaldırmıştır. Türkiye’nin huzuru ve refahı, bölgenin barış ve düzeni için kritiktir, olmazsa olmazdır. Türkiye huzurluysa bölge huzurlu olur, bölgede huzurun önceliği olur. Bölgede huzur ve barış olursa Türkiye’de kardeşlik ve refah hızla büyür. Tam da bu nedenle milli çıkarlarımızı, kardeşliğimizi ve birliğimizi merkeze alan bir bilinçle bölgesel bir güç olma sorumluluğumuzla, altını çizerek söylüyorum, altını çizerek, Türkiye’nin demokrasi ve sosyal birikimi Orta Doğu’daki tüm kimlikler ve inançlar için huzur ve refah sağlayacak güce sahiptir. Bu öncülüğü yapabilmek ise ancak kendi toplumsal barışını, demokrasi ve adaletini sağlamış bir Türkiye ile mümkündür. Herkes suni tartışmalardan vazgeçip hedefe odaklanmalıdır. Biz, terörsüz ve demokratik Türkiye’yi mutlaka inşa edeceğiz. Türkiye’yi içine kapatan, toplumu birbirine düşüren, siyaseti tarihe gömmeye, bölgemizde barışı, kardeşliği, ülkemizde de huzuru, eşitliği ve refahı sağlayacak yeni bir dönemi başlatmaya geliyoruz.”
“DEVLETİN KAPILARI MİLLETE KAPALI, BİR AVUÇ İNSANA AÇIK”
“Değerli arkadaşlar, bu kara düzen milletimizi sınıflara bölmektedir. Millet ‘iktidara yakın olanlar’ ve ‘olmayanlar’ ayrımıyla bölünmektedir. Korunan zenginler; iktidara yakın olanlar, gelir ve servete bölüşebiliyorlar. Kaliteli eğitime ve sağlık hizmetine erişebiliyorlar. Mahkemelerden istedikleri kararları çıkartabiliyorlar. Liyakatsiz de olsalar torpille makam sahibi olabiliyorlar. Bunlar kara düzenin seçkin zümresidir. Ama milletin evlatları işsiz, okusa da iş bulamıyor. Milletin evlatları yoksul, çalışsa da hak ettiği gelire erişemiyor. Artık kimse ‘Okursam, çalışırsam başarırım, kazanırım’ diyemiyor. İşçinin evladı nitelikli eğitime ulaşamıyor. Emekli devlet hastanesinde günlerce randevu sırası bekliyor. Bir vatandaş ‘İktidara yakın biriyle davalık olsam ben mahkemede adaleti nasıl bulurum?’ deyince ‘AK Parti’ye yakın avukat mı tutsam?’ diye aklından geçiriyorum. Bu kara düzende devletin kapıları milletin yüzüne kapanmıştır. Devletin kapıları millete kapalı, bir avuç insana açıktır. Kendini milletin üstünde gören bu kara düzen Türkiye’nin enflasyonunda Avrupa birincisi yapmıştır. Yoksulluk ve gelir adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Vergi adaletsizliğinde, yüksek faizde Avrupa birincisiyiz. Cumhuriyet 10 yılda her yaştan 15 milyon genç yaratmıştı. AK Parti’nin kara düzeni 5 milyon evde oturan genç yaratmıştır. Demokrasilerde siyasetin pusulası millettir. Ama biz Türkiye’de artık siyasetin pusulasının bozulmuş olduğunu görüyoruz, biliyoruz. Bizim hedefimiz Türkiye’yi millet merkezli siyasete döndürmektir.”
“ADALETİ GETİREREK BU SORUNLARDAN ÇIKACAĞIZ”
“Peki biz bu sorunlardan nasıl çıkacağız? Dört alanda yapacağımız reformlarla adaleti getirerek. Öncelikle mahkemede adaleti sağlayacağız. Artık yolu adliyeye düşen herkes orada adaleti bulacak, görecek. Sonra gelirde adaleti sağlayacağız. Okuyan, emek verip, çalışan herkes insanca yaşayabileceği bir erişecek. Mülakat kalkacak, liyakat gelecek. Çiftçi desteklenecek, teknolojik girişimler desteklenecek ve Türkiye üreten Türkiye olacak. Elde edilen gelir adaletle bölüşülecek.
Bu ülkenin onurlu insanları birinin yakını olduğu için değil, bu memleketin yurttaşı olduğu için temel vatandaşlık geliri ile belli bir gelir seviyesine sahip olacak. Vergide adaleti sağlayacağız. Artık bu devletin kasası yoksullardan yüzde 89 vergi toplayarak, verginin yüzde 89’unu yoksullardan toplayarak dolmayacak. Vergi gerçekten kazananlardan alınacak. Çok kazandan çok, az kazanandan az alınacak. Kazanmayandan vergi alınmayacak. Sosyal adaleti sağlayacağız. Birilerinin eşit, birilerinin az eşit olduğu düzen değişecek. Kürtler, Aleviler bu devletin eşit yurttaşları olduklarını iliklerinde, kemiklerinde hissedecekler. Birilerinin güvende olduğu ama kadınların, çocukların şiddete karşı; işçilerin iş cinayetlerine karşı korunmadığı bu düzen değişecek.
Bu dört reformun tepesinde demokratik, laik, sosyal hukuk devleti çatısı olacak. O çatı Cumhuriyet’tir. Cumhuriyet kurucusuna verdiğimiz sözle ilelebet payidar kalacaktır. Dış politikada Türkiye saygınlığa kavuşacak, iktidarımızda dünyadaki hiçbir lidere karşı boynumuz bükülmeyecek. Dış politikada oğullara, mahdumlara, damatlara önem, ehemmiyet, yetki veren ciddiyetsizlikten eser kalmayacaktır. Dünyanın her yerinde vatandaşlarımız Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan gurur duyacak, pasaportlarının gördüğü saygıdan memnun olacak, devleti her an yanında hissedecek. Demokrasi, adalet ve ekonomide atacağımız adımlar; dış politikada elde edeceğimiz saygınlık, bize Avrupa Birliği’nin kapılarını açacaktır. Türkiye en kısa sürede Avrupa Birliği’ne tam üye olacaktır. Başta gençler olmak üzere tüm vatandaşlarımız vizesiz Avrupa, yasaksız Türkiye’ye kavuşacaktır.”
“Güçlü yurttaşla güvenli geleceği kuracağız, kazanan Türkiye olacak. Güçlü yurttaş, güvenli gelecek, kazanan Türkiye’ yolunda hep birlikte çalışacağız. Şüphesiz Türkiye, 102 yıl önce büyük mücadelelerle o dönemin kuşatmalarında ve işgallerinden kurtarılmıştır. Ülkemiz 102 yıl sonra bu kez küçük bir zümrenin demokrasi ve adaleti hedef alan kuşatmasının altındadır. Bugün Cumhuriyetimizi çağın kuşatmasından kurtarmaya ihtiyaç vardır. Ülkemizi çağın kuşatmasından kurtaracak irade bu salondadır. Kuşatmayı kırmanın parolası cesarettir. Cesaret, bu salondadır. Karşımızda vergiyi tabana, siyasi tavana yayan bir düzen vardır. Biz vergiyi tavana, siyasi tabana yaymaya, tabanla siyaset yapmaya, bu ülkenin yoksulları için siyaset yapmaya geliyoruz.
Bugün Türkiye’de siyasetin rotası şaşmıştır. Biz siyasetin rotasını milletimize çevirmeye geliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi yeni bir siyaset hattındadır. Siyasetimiz millet merkezli siyaset hattıdır. İttifakımız Türkiye İttifakı’dır. Altı okun ışığında, sosyal demokrasiye tüm bağlılığımızla daha fazla sosyal hayatın merkezinde siyaset yapacağız. Milletin merkezine yani sosyal merkeze konumlanıyoruz. Sokağı duyvn, meydana inan, köye giden, fabrikayı örgütleyen, kapıyı çalan, eve gelen, sorunu bilen ve çözümlerini söyleyen bir siyaset hattında yürüyeceğiz.”
“255 GÜNDÜR MEYDANLARDAYIZ”
“Seçim kampanyamız 19 Mart’ta direnişle, 23 Mart’ta Cumhurbaşkanı adayımızı belirlememizle fiilen başlamıştır. Partimiz 255 gündür sokaktadır, meydandadır. Gerekirse bin gün sürecek dünyanın en uzun seçim maratonunu hep birlikte koşacağız. Seçime kadar durmadan, ev ev, sokak sokak çalışacağız. Bu zaferin destanını birlikte yazacağız. Türküsünü birlikte yakacağız. ‘Bu bir türkü, toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsü. Bu bir örgü, alev bir saç örgüsü. Kıvranıyor, kanlı kızıl bir meşale gibi yanıyor. Esmer alınlarında, bakır ayakları çıplak kahramanların. Ben de gördüm o kahramanları. Ben de sardım o örgüyü. Ben de onlarla güneşe giden köprüden geçtim. Ben de içtim toprak çanaklardan güneşi. Ben de söyledim o türküyü. Yüreğimiz topraktan aldı hızını, altın yeleli aslanların ağzını yırtarak gerindik. Sıçradık, şimşekli rüzgâra bindik. Kayalardan kayalarla kopan kartallar, çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını. Alev bilekli süvariler, kamçılıyor şaha kalkan atlarını. Akın var, güneşe akın. Güneşi zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın. Düşmesin bizimle yola, evinde ağlayanların gözyaşlarını boynunda ağır bir zincir gibi taşıyanlar. Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar. Akın var, güneşe akın. Güneşi zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın.”,
“SİZE MÜCADELE VADEDİYORUM”
“Elbette zor zamanlardan geçiyoruz, geçeceğiz. En ağır bedelleri ödedik, ödüyoruz, ödeyeceğiz. Ben sizlere ilk seçime kadar güzel günler vadetmiyorum. Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum. Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum. Ben size mücadele vadediyorum. Ben size 100 yıl önce olduğu gibi gerekirse ölümü göze almayı, ama işgale teslim olmamayı vadediyorum. Ve tüm mücadelenin sonunda size iktidar vadediyorum, iktidar vadediyorum. Ben size onur, ben size haysiyet ve cesaret vadediyorum. Ben sizin gözlerinizde o cesareti görüyorum. Ben size bakınca bu zaferi birlikte kazanacağımız yol arkadaşlarımı görüyorum. Benimle birlikte yürümeye var mısınız? Benimle birlikte yürümeye var mısınız? Var mısınız? Var mısınız? O zaman o zaman haydi bakalım gençler, yürüyelim arkadaşlar.”
29.11.2025


