Darbeciler Bu Kez Cübbeleriyle Geldi
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “Bu bir iddianame değil, darbecilerin siyasete yönelik bir muhtırasıdır” sözleri, Türkiye’nin bugün yaşadığı siyasal tabloyu özetliyor.
Özel, “Darbeciler bu kez tankla, postalla değil; yargı cübbeleriyle geldiler. Seçimle gelen ama seçimle gitmek istemeyen bir avuç insan, korktukları rakiplerini hapse atarak Türkiye’yi büyük bir siyasi ve ekonomik krizin karanlığına sürüklediler” diyerek, yargı eliyle siyaseti dizayn etme çabasına açık bir tavır aldı.
Bu açıklama, yalnızca bir parti liderinin tepkisi, şikayeti değil; aynı zamanda demokrasiden yana tüm yurttaşlara yapılan bir çağrıdır. Çünkü bugün yaşananlar, 12 Eylül darbesinin karanlığını hatırlatmaktadır.
CHP’yi kapatmaya kalkışan Evren zihniyeti, şimdi yargı maskesiyle yeniden sahnede.
Yavuz Hırsızın Hikayesi
Türkiye bugün “yavuz hırsız ev sahibini bastırır mı, bastıramaz mı” kavgası içinde.
Bir zamanlar “bir yüzükle siyasete başlayanlar”Vakıfları aracılığı ile yurtdışında mülkler edinmiş; mahalleler satın almış durumdalar. İktidarlarında, para sayma makineleri ve özel yolsuzluk konuşmaları unutulmadı henüz. Özelleştirmelerle milletin bütün birikimlerini sattılar.
Ama halk artık beslenme, barınma, sağlık ve eğitimden bile mahrum bırakıldı. Temel ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda. Ülkedeki emekli, asgari ücretli, işsiz, genç, kadın, çocuk, kedi, köpek, ağaç, toprak vd. bu iktidara beddua ediyor. Ama iktidardakilerin umurunda değil!
Ve iktidardakiler, bu kara düzeni sürdürebilmek için baskıyı, korkuyu, tehdidi bir yönetim biçimi haline getirdiler. Kimi zaman yargı kararlarıyla, kimi zaman kayyımlarla halkın iradesine saldırdılar.
Bugün CHP’yi ve demokrasi güçlerini yıldırmak, sindirmek ve teslim almak için aynı oyunun yeni perdesi oynanıyor.
Kayyım Düzeni: Planın İlk Aşaması
CHP’ye yönelik yıldırma operasyonu önce “kayyım deneyiyle”– kendi deyimlerince çağrı heyeti- başladı. Kayyımlar “CHP’nin ağır abileri” olarak; CHP örgütlerini kendi meşruiyetlerine ikna etmeye, “iyi ve tarafsız abiler” gibi görünmeye, çalıştılar. Ancak bu kandırmaca 5.000 polisli il başkanlığı binası baskında ve öncesindeki – ortada bir ceset var, bırakalım da koksun mu- küstahça söylenmiş sözleriyle iflas edince, planın ikinci aşamasına geçildi: “Madem kayyım Gürsel Tekin ve şürekası çökemedi partiye, o zaman işbirliği yaptıkları AKP yargısı çöksün.”
Artık hedef açık: “CHP’yi kapatmak”. Yani “madem içeriden ikilik çıkararak ele geçiremedik, o zaman dışarıdan vururuz. Kayyım Gürsel Tekin ve şürekasına teslim ederiz.” diyorlar. Yalnızca aba altından değil; her taraftan aleni sopa gösteriyorlar.
13 yıldır hiç bir başarı elde edememiş; ve AKP’nin 13 yıl boyunca anayasa değişikliğinde geçerli sayılan mühürsüz oylardan, milletvekili dokunulmazlıklarının -anayasaya aykırı ama diyerek- kaldırılmasına kadar, Ekmelettin İhsanoğlu’nun ortak Cumhurbaşkanı adaylığı rezaletinden Ümit Özdağ ile Kılıçdaroğlu’nun yaptığı kapalı kapılar ardındaki Kürtleri arkadan hançerleyen anlaşmalara,”Gel bakalım Muharrem”den, kendi seçmenine: “tıpış tıpış gelip oy verecekler” terbiyesizliğini yapan kifayetsiz muhteris Kılıçdaroğlu’nu tekrar başa getirmek.
Etrafına, 1. Kılıçdaroğlu seferinde olduğu gibi yine çöreklenerek partide söz sahibi olmak, çeşmenin başını tutmak; 2, Kılıçdaroğlu seferini gerçekleştirmek! AKP’yi hiç olmazsa -bir, iki seçim daha- iktidarda tutmak.
İktidarın her uygulamasına evet demiş, siyasi ikbali için yüzde 80 oyunu aldığı Kürtleri satmayı bile ahlaki sorun yapmamış bir lider müsveddesinin; 13 yıl boyunca majestelerinin muhalefetini yürütmüş; kendisine sunduğumuz Sayıştay raporlarında mahkum olması kesin olan – ki gerçektende sonrasında mahkum olmuş ve kararı kesinleşmiş- kişileri 2. kez tüm uyarılarımıza rağmen belediye başkanı olarak adaylaştırmış bir Kemal Kılıçdaroğlu’nun – dürüst diye savunularak- yeniden CHP’nin başına dönebilmesi….
Ama bu millet, ne çakallara terk edilecek bir ülkeye ; ne de çakallarla işbirliği yapan kifayetsiz muhteris kayyımlara teslim edilebilecek bir partiye CHP’ye sahip. CHP hepimizin ailesinin onuru, hikayesi. O bağımsızlık mücadelesi hikayeleri ile büyümüş insanlar olarak dedelerimizin, babamızın, annemizin partisine sahip çıkmak bizlerin de onur mücadelesi…
Geçmişin Sessizliğinin Bedeli
Bugün yaşadıklarımız tabi ki dünün sessizliğinin sonucudur. Mücadele ihmallerinin sonucu.
Deniz Baykal döneminde iş insanı Uzanların mal varlığına kanunsuz biçimde AKP tarafından el konulduğunda kimse sesini çıkarmadı. O gün sevinen iş adamları, sonrasında aynı mukadderattan kaçamadılar.
Görevden alınan başta Diyarbakır Van gibi Kürtlerin yoğun yaşadığı illerin belediye başkanlarının yerine kayyımlar atanırken susan siyasiler; yeterli desteği vermeyenler bugün aynı kaderle karşı karşıyalar. Çünkü o gün sınır aşıldı ve bir daha hiçbir fren tutmadı.
Erdoğan’ı yasalara aykırı olarak milletvekili yaparken Baykal’da nasıl olsa gider diye düşünüyordu. En son Kemal Kılıçdaroğlu dokunulmazlıklar kaldırırken; ” Anayasa aykırı ama evet kaldırılsın oyu vereceğiz!” açıklaması, bugüne nasıl gelindiğini de bize iyi anlatıyor. Şimdi artık o hukuksuzluk düzeni, ülkenin her alanını kuşatmış durumda.
Eğitimden sağlığa, ekonomiden dış işlerine kadar devletin bütün damarlarına çöken bir iktidar var karşımızda. Ve onlar, bu mutlak hâkimiyetin ebedî olduğunu sanıyorlar. Oysa tarih defalarca gösterdi: Hiçbir karanlık ebedî değildir. Bunu insanlık tarihi hepimize göstermiştir.
Özgür Özel’in Omuzlarındaki Yük
Özgür Özel büyük bir baskı altında. Yalnızca bugünün değil, geçmişte partisinin yaptığı yanlışların sonuçlarının da ağır yükünü taşıyor. Onlarla yüzleşmek zorunda kalıyor. Doğru bir bakışla özeleştiriler yapıyor. Yalnızca kendi partisindeki sözde “ağır abilerle” değil; onların partiye çökmek için işbirliği yaptığı iktidarla ve onların emperyalist uzantılarıyla da mücadele etmek zorunda… Her yeri ahtapot gibi saran; her yönden saldıran muazzam büyük bir güçle savaşmak zorunda…
Ancak her türlü olumsuzluğa rağmen, onun önünde tarihsel de bir fırsat var: CHP’yi yeniden bağımsızlık ülküsü ile donanmış; dünyamızda bugün şekillenen vahşi katliamcı emperyalizmine karşı konumlayarak halkın partisi haline getirmek. Korkuya, baskıya, kumpasa, katliamlara, “yargı muhtırasına” karşı direnişin sesi yapmak. Bunu kendi dışındaki bütün sol-demokrat muhalefetle birlikte gerçekleştirmek. Laik Cumhuriyeti, demokrasiyi, ülkede ve dünya da barışı, ve halk iradesini savunmak.
Evladı Fatihan’ın torunu, Atatürk’ün hemşerisi, Selanik’in ve Balkanların aydınlanma felsefesini içselleştirerek gelen bir ailenin çocuğu olarak Özgür Özel bilsin ki, bu ülkenin dört bir yanında onunla aynı düşünceyi paylaşan, onun için kaygılanan milyonlar var. Yeter ki doğrulardan şaşmasın! Kendini çok dikkatlice korusun! Ama mutlaka ciddiyetle korusun. Ailesinin kendisine verdiği insani öğütleri unutmasın! Mücadeleyi Mustafa Kemal’in aydınlık yüzüyle sürdürsün. Onun iki büyük eserine, Cumhuriyet Halk Partisi ve Laik Cumhuriyete sahip çıksın! Biz onunla yürümeye her türlü mücadeleye sonuna kadar hazırız!
Çoban Ateşleri Yeniden Yanacak!
Bizim ne kayyım adı altında iktidara peşkeş çekecek çakallara teslim edecek bir partimiz; ne de Orta çağ karanlığında yaşayanlara terk edilecek bir ülkemiz var. Ailelerimizin, dedelerimizin, babalarımızın tarihi de olan partimizi asla AKP ve onun işbirlikçileri kayyımlara teslim etmeyeceğiz.
Doğrulardan yana olanlar, bu ülkenin her köşesinde çoban ateşlerini yakacak! Ve o ateşlerin ışığı, bir kez daha bu toprakların karanlığını aydınlatacak.
Bu ülke emperyalizme karşı mücadelede bir an bile düşünmeden bütün benliği ile yer alan ve bedeller ödeyen ailelerimizin; yani bizim. Ve biz gerçeğin, mütevazılığın, çağdaşlığın, onurlu bir yaşamın temsilcileriyiz.
Bilimden, demokrasiden, halk iradesinden asla vazgeçmeyeceğiz. Ve tarih; sonunda hep doğrulardan yana olanları mutlaka “onurlandırarak” yazacaktır. Özgür Özel’de bu tarihi sorumluluğu, her türlü parti içi konforunu reddederek; zorlukları göze alarak yola çıkan o en onurlu insanlardan biri olarak tarih sayfalarına geçecek.



