Halil Özen| Analiz-Haber
Tuzla Belediye Meclisi’nin Kasım ayı toplantısını izlerken, AKP’li Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl’ün hem siyasi hem de idari anlamda nasıl bir savrulma yaşadığına tanık oldum. Oturum boyunca dikkatimi çeken ve notlarıma yansıyan iki temel kriz vardı: İlki, belgeler karşısında iskambil kâğıdı gibi yıkılan “Kapalı Pazar” mağduriyeti kurgusu; ikincisi ise seçilmiş bir meclis üyesinin makam odasını habersizce boşaltacak kadar ileri giden tahammülsüzlük ve bunun meclis kürsüsünden savunulma biçimiydi.
Aklıma eylül oturumu geldi. AKP’ye yeni geçmişti. Kendisine o gün hobi bahçeleri tanıklıklıkları, hayali emsal transferleri, kendisinin iddia ettiği Tuzlayı saran imar rant çeteleri, Fatih Altaylı ve İBB Raporu hakkında ciddi sorular sorulmuş ve sorular gün boyunca birikmişti. Başkan, perşembe günü ikinci oturuma gelip hepsini cevaplayacağını söyleyerek adeta nefesinin kesildiği ilk oturumu kapatmıştı. Gerçekten de perşembe günü geldi. Ama kapanışa yaklaşık on dakika kala… Salona girdi, Başkan Yardımcısı Eyüp Sunar’a söz verdi ve oturumu kapattı. Cevap bekleyen bütün sorular da salonda öylece öksüz kalakalmışlardı.
“Reddedildi” İddiası Belgeleri Görünce Nasıl “Bekletildi” Yalanına Dönüştü?

Bu kez, meclis kürsüsünden İBB’yi hedef alan Bingöl’ü dinlerken, ilçeye yapılacak kapalı pazar yeri planlarının İBB tarafından kasıtlı olarak “reddedildiğini” öne sürerek bir mağduriyet algısı yaratmaya çalıştığını açıkça gördüm.
Ancak karşısında dersine iyi çalışmış bir muhalefet vardı. Aynı zamanda İBB Meclis Üyesi de olan Ülkü İnanlı, dosyaların aslında Ekim ayındaki İBB Meclisi’nde kabul edildiğini resmi raporlarla ortaya koyunca, Bingöl’ün o iddialı “reddedildi” tezi gözlerimin önünde saniyeler içinde çöktü.
Belgeler yüzüne vurulunca göz göre göre savunduğu iddiadan çark eden Bingöl’ün, hemen taktik değiştirip sürece sığındığını izledim. Bu kez “Peki Mart’ta gönderdik, neden Ekim’e kadar bekletildi?” diyerek, projelerin aylarca siyasi amaçlarla sümen altı edildiği yalanına sarıldı.
AKP’ye Ağustos’ta Geçip, Mart’tan Beri Mağduriyet Çıkarmak!
Başkan Bingöl’ün bu yeni “bekletildik” kılıfı da Ülkü İnanlı’nın kronolojik gerçeği hatırlatmasıyla adeta duvara tosladı. İnanlı, ilçe meclisinden Mart ayında çıkan kararın İBB Planlama Müdürlüğü’nden meclise havalesinin ancak Haziran ayında yapılabildiğini, Ağustos ayının ise meclis tatili olduğunu haklı olarak hatırlattı. Binlerce dosyanın görüşüldüğü İBB’de 3 aylık olağan bir sürecin, kasıtlı bir bekletme gibi sunulmasının açık bir çarpıtma olduğunu vurguladı.

Bir gazeteci olarak bu tartışmada tespit ettiğim en trajikomik siyasi kurnazlık ise Başkan Bingöl’ün kendi kurguladığı zaman çizelgesiydi.
Meclis kürsüsünde Mart ayından başlayıp Kasım’a kadar bütün ayları (Maaart, Niiisann, Mayııss, Haziirann, Temmmuuz, Ağustosss, Eylülll, Ekiiim, Kasımmm) tek tek, adeta ağzını yaya yaya ve harfleri uzatarak sayan Bingöl; ucuz bir melodramda boy gösteren amatör bir tiyatro oyuncusu edasıyla sergilediği bu tiyatral performansla, uğradığı sözde haksızlığın izleyenlerin gözünde çok daha uzun ve yıpratıcı algılanmasını ister gibiydi.
Herhalde birileri kendisine “Böyle abartılı jestler, uzatılmış kelimeler ve dramatik eslerle konuşursan halkın gözünde daha inandırıcı olursun” diye akıl vermiş olacak ki; meclis kürsüsünü adeta bir tiyatro sahnesine çevirerek okuduğu bu kötü yazılmış tiratla açıkça “AKP’ye geçtiğim için İBB bizi cezalandırıyor” alt metnini işlemeye çalıştı.
Ancak ortada devasa bir mantık çöküşü vardı: Başkan, AKP’ye geçiş rozetini henüz Ağustos ayında takmıştı! Yani Mart ayında İBB’ye gönderilen bir dosyanın, ta o dönemden itibaren “AKP’li olduğu” gerekçesiyle kasıtlı olarak engellendiği iması, aklın ve mantığın sınırlarını zorlayan ucuz bir siyasi manipülasyondu. Kendi siyasi manevralarını haklı çıkarmak için “kasten bekletiliyoruz” demagojisine sığınan hukukçu kimlikli bir belediye başkanının; meclis üyelerinin ve Tuzla halkının gözünün içine baka baka böyle bir kurgu yaratması tek kelimeyle ibretlikti. Daha iki ay önce saflarına katıldığı iktidar partisi üzerinden, aylar öncesine uzanan sahte bir mağduriyet üretmeye kalkması, Tuzla meclis tutanaklarına tam bir siyasi fiyasko olarak geçti.
“Bu Aklı Değiştirin” Küstahlığı ve Kifayetsiz Alaycılık
Oturumun ikinci perdesinde ise meclis iradesine yönelik bir tahammülsüzlüğe şahit oldum. Belediye Başkanı Bingöl’ün, seçilmiş bir meclis üyesine karşı takındığı tepeden bakan ukala tavrı gizlenemez boyuttaydı.
Yeni Parti Grup Başkanvekili Ali Ekber Kızılkan meclisin seçtiği 1. Başkanvekili Gökhan Can’a tahsis edilen odanın kendisine haber verilmeden boşaltıldığını söyledi. “Bu odanın bu şekilde boşaltılması meclis başkanvekiline bir zarar vermez ama bu meclisin saygınlığına zarar verir.” dedi. Yapılan işlemi “Bunun adı gasptır” sözleriyle niteledi.

Meclis 1. Başkanvekili Gökhan Can’ın, “Oda sizin olsun, benim derdim şahsi eşyalarımın benden habersiz alınması” şeklindeki son derece haklı ve somut itirazına karşı Bingöl’ün sergilediği tutum, objektif bir idari değerlendirmeden ziyade bir güç zehirlenmesinin kişiliğinde cisimleşmiş bir yansımasıydı.
Bingöl’ün, Gökhan Can’ın şahsi eşyalarıyla ilgili meşru sorusunu manipüle edip, sanki Can odayı geri istiyormuş gibi bir algı yaratarak “Bütün Tuzla halkı olarak biz sizin odanıza ağlıyoruz! Kahrolduk! En az bir süre yas tutacağız!” diyerek alay etmesi, bir belediye başkanının taşıması gereken insanlık vasıflarıyla da taban tabana zıttı. Bu kifayetsiz ve çiğ yaklaşım, mağdur edilmiş bir meclis üyesinin hak arayışını küçümseme çabasından başka bir şey değildi.

Hele ki tartışma sırasında Gökhan Can’a yönelttiği “Bu aklı değiştirin!” sözü, ukalalığın zirvesiydi. Seçilmiş bir meclis başkanvekiline, sanki ona akıl vermek kendi haddineymiş gibi yukarıdan ve emir kipinde konuşması, Bingöl’ün meclise bakış açısını özetliyordu.
Hukukçu Başkandan Hukuksuzluğa ‘Tutanak’ Kılıfı
Bingöl’ün, odanın boşaltılmasını “tutanakla girildi” sözüyle meşrulaştırmaya çalışmasını hayretle izledim. Kendisi de bir hukukçu olan Bingöl’ün; kilitli ve tahsisli bir odaya sahibinin rızası ve bilgisi dışında girilmesinin, eşyalarının bir tutanağa yazılmasıyla hukuki hale gelmeyeceğini çok iyi bilmesi gerekirdi. “Anahtarı iki aydır istedik” bahanesine sığınsa da, Gökhan Can’ın da işaret ettiği gibi, iki ay önce ortada ne DEM Parti grubu vardı ne de acil bir oda ihtiyacı.
Ekrem İmamoğlu’na Selamın Faturası: Görevden Alma
Beni en çok şaşırtan anlardan biri ise Gökhan Can’ın kürsüden dile getirdiği iddiaydı. Can, Silivri’de tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu’na Tuzla Belediye Meclis Başkanvekili olarak yaptığı konuşmada selam gönderdiği için aynı akşam OSB’deki görevinden Eren Ali Bingöl tarafından alındığını açıkladı. Bingöl, bu ağır iddiayı çürütmek yerine, “Siz sıkışınca Ekrem İmamoğlu mağduriyet kartı mı kullanacaksınız?” diyerek konuyu kestirip atmaya çalıştı. Oysa Eren Ali Bingöl’ü Tuzla Belediye Başkanı Adayı yapan da, İmamoğlu-Özel rüzgarı ile seçtiren de İmamoğlu’nun kendisi idi.
Yoksa kim tanır Eren Ali Bingöl’ü. Tıpkı İstanbul’un ve Türkiyenin başka yerlerinde olduğu gibi başarı İmamoğlu-Özel birlikteliği ile gelmişti. Ama Gökhan Can’ın görevden alınma iddiası bu nedenden dolayı ise, Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl’ün vasıfları arasına bir de ‘kendini bilmezlik ve nankörlük’ özelliklerini de birlikte eklemek gerekecektir. Ve bu tavır asla açıklanamaz. Verdiği kaçamak yanıt, Bingöl’ün siyasi bir hesaplaşma uğruna kendine muhalif gördüğü isimlere karşı nasıl pervasızca bir tasfiye politikası izlediğinin zımni bir itirafı gibi meclis salonunda yankılandı.
Gözlemlediğim bu utanç verici tartışma; Eren Ali Bingöl’ün hukuk, adalet, vefa ve siyasi nezaket kavramlarını kendi iktidar hevesleri uğruna nasıl araçsallaştırdığını tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.
Tuzla halkı, kendilerine sadakatle, şeffaf hizmet etmek yerine kendi iradesini alıp başka bir partiye geçip kurgulanmış mağduriyetler üreten ve meclis kürsüsünden “Kahrolduk, yas tutacağız” diye ukalalık yapan Eren Ali Bingöl’ün bu vurdum duymaz tavrını elbette hafızasına kazıyacaktır.

Bir gazeteci olarak bu gerilimli toplantıda dikkatimi çeken en önemli husus da, AKP’ye geçişin ardından Başkan Eren Ali Bingöl’ün bozulan sinir sisteminin ve yaşadığı psikolojik baskının meclis kürsüsüne nasıl yansıdığıydı. Eski partisindeki yol arkadaşlarıyla yüzleşmekte zorlanan Bingöl, argüman üretemediği veya köşeye sıkıştığı her an meclis olgunluğunu bir kenara bırakarak hızla “senli-benli” bir sokak ağzına ve tahakküm kurmaya çalışan emir kiplerine sığındı.
Toplantı boyunca, kendi iradesine itiraz edenlere karşı kibirle parmak sallayan Bingöl’ün güç zehirlenmesine ve eski dostlarına karşı savurduğu üst perdeden (Emredici-dalga geçici-küçümseyici -yer yer konuşturmayın beni şimdi tarzı tehdit edici ) üsluba şahit olduk. Örneğin, şahsi eşyalarının habersizce taşınmasına haklı olarak isyan eden Gökhan Can’a emir kipiyle “Bu aklı değiştirin!” talimatı vermesi, bir belediye başkanından ziyade despot bir yönetici profilini çiziyordu. Benzer şekilde, Tuzla için en önemli konulardan biri olan imar dosyalarındaki bürokratik eksiklikleri usulünce hatırlatan Kubilay Yıldız’ın sözünü hışımla kesip “Neyi eleştiriyorsun sen şimdi? Yahu değil arkadaşım!” diye bağırması, başkanlık makamının vakarından tamamen uzak bir tahammülsüzlüktü.
Belki de tablonun en vahim anı, siyasi çizgisindeki kaymayı yüzüne vuran Ali Ekber Kızılkan’a karşı verdiği tepkiydi. Bingöl, siyasi bir eleştiriye demokratik bir olgunlukla yanıt vermek yerine; “Bunu sorma hakkın ve haddin yoktur, olay başka yere gider ha!” diyerek meclis kürsüsünden eski yol arkadaşına, en yakınındakine aba altından sopa gösterip açıkça tehditler savurdu.
Ki o Ali Ekber Kızılkan bize; “Eren Ali Bingöl parti değiştirecek, grupta sorunlar var; hobi bahçelerini yasallaştırmak istiyor; diye yazdığımızda- yalan haber yapıyorsunuz diyerek bütün CHP grubunu bu tavrına ortak etmek için çok uğraşmış; bir kısım CHP’liler onun bu yalan açıklamasını paylaşmış ama hepsini bu iftiraya ortak edememişti. Başkan AKP’ye hızla geçmiş; ama o Kızılkan bizden bir özür bile dilememişti.

Başkan Bingöl’ün bu tahammülsüzlüğünden ve güç zehirlenmesinden kadın meclis üyeleri de nasibini fazlasıyla aldı. Özellikle İBB süreciyle ilgili resmi tarihleri ve belgeleri yüzüne okuyan Ülkü İnanlı’ya karşı sergilediği tutum, meclis adabından tamamen uzaktı. İnanlı’nın konuşmasını sürekli araya girerek sabote etmeye çalışan, “Yalvarırım bir daha okur musunuz!” diyerek aklınca tiye almaya kalkan Bingöl, kendi kurgusu çökünce panikle “Yalan söylüyorsunuz!” ve “Manipülasyon yapıyorsunuz!” diyerek bağırıp çağırmaya başladı. Ancak İnanlı’nın kendinden emin “Ben ne dediğimi biliyorum, insicamımı bozamazsınız!” duruşu karşısında başkanın bu agresif bastırma çabası adeta duvara tosladı.

Bir diğer utanç verici an ise, kapalı pazar yeri protokolündeki yasal eksiklikleri ve mevzuata aykırılıkları madde madde anlatan hukukçu meclis üyesi Av. Filiz Akar Akyol’a yönelik tavrında gizliydi.
Akyol’un hukuki eleştirilerine ve İBB sürecinin konuşulması isteğine tahammül edemeyen Bingöl, akılalmaz bir şekilde “Konunun dışına çıktı, burada yetkimi kullanıyorum, oylamaya geçiyorum” diyerek bir meclis üyesinin söz hakkını açıkça gasp etmeye yeltendi. Bununla da yetinmeyip, Akyol’un mevzuat uyarılarını “Eksiklik görüyorsanız bu saatte (21.30) değil, daha önce söyleseydiniz” diyerek adeta bir öğretmenin öğrenciyi azarlaması gibi geçiştirmeye çalışması ve sonrasında alaycı bir üslupla “Ne yapıyoruz karar verin, ben oy birliği mi yazayım hocam!” diyerek dayatmacı bir tavra bürünmesi ibretlikti.
Özetle, Tuzla Belediye Meclisi’nde izlediğimiz manzara, sadece tartışmalı kararların alındığı bir oturum değildi; sol – insani değerlerle büyütülmüş bir başkanın hukukçu kimliğini, başkanlık ağırlığını ve insanlığını meclis salonunun dışında bırakıp, çaresiz kaldığı her an gücün kibrine sığınarak sergilediği trajikomik bir asabiyet şovuydu. Görünen o ki; eski yol arkadaşlarıyla yüzleşmenin ağırlığı, Başkan Bingöl’de sadece siyasi bir savrulmaya değil, demokratik tartışma kültüründen tamamen kopmuş, karşısındakini –özellikle de eleştiren kadın meclis üyelerini– azarlayarak bastırmaya çalışan despotik bir ruh haline dönüşmüş durumda.

