CUMHURİYETİMİZİN 102. YILI KUTLU OLSUN!

Levent Tüzel, 29 Temmuz 2025

Başta Kürt halkı olmak üzere bütün bir ülke yeniden barışı konuşuyor; barışa duyulan yakıcı özlem her yerden ses veriyor. Ancak geçmiş deneyimlerin izlerini hafızalarında taşıyanlar için bütün belirsizliklerle birlikte düşündüğünde sorgulamalar artıyor, beklentiler zayıflıyor.

Devlet adına konuşanlar süreci barış ve demokratikleşme yönünde bir adım olarak nitelemek yerine Kürt silahlı hareketini tasfiye boyutuyla işlemekte. İktidar, “Terörsüz Türkiye” kodlamasıyla daha baştan Kürt sorunu denilen Kürt halkının demokratik çözüm ve eşit haklara dayalı taleplerini yok sayıp, siyaseten sınırlarını çiziyor. Yani bir toplumsal uzlaşma ile değil, kendi dışındaki güçleri ve önermelerini hesaba katmadan yol almak istiyor. Buradaki siyasi hesap iktidar gücü olarak toplum üzerindeki egemenliğini sürdürmek, güçlendirmek. Ayrıca muhalefet çevreleri arasında bu sorun üzerinden hamlelerle dağınıklık yaratmak, muhalefeti zayıflatmak hesabı güdüyor.

Şimdi bütün gözler Meclis bünyesinde kurulacak komisyona çevrilmiş durumda. Meclisin soruna el atması ve çözüm gücü olarak ortaya çıkmış gibi görünmesine rağmen gelişmeler ve açıklamalar pek öyle olmadığını gösteriyor.

Komisyon bir uzlaşma ve çözüm komisyonu misyonu edinmiş haliyle bilinen meclis komisyonlarından farklı bir nitelik taşıyor. Yani bir yasa ya da meclis kararıyla belirlenmeyip tamamen iktidar inisiyatifinde, Meclis başkanının kararı ve çalışmaları ile kurulup yol alması isteniyor. Dolayısıyla büyük anlam yüklenen meclis komisyonu daha başından adıyla, meclisteki temsil sayısı esas alınarak oluşturulmasıyla, karar oluşturma sayısındaki belirsizliğiyle, icra gücünün ne olup olmayacağının iktidarın niyetine bağlılığıyla, toplumsal uzlaşı ve katılım karakteri taşımaktan uzaktır. Değil meclis dışı toplumsal güçlerin olmayışı, partilerin eşit temsiliyeti dahi sağlanmamışken kurulacak komisyon bir iktidar aparatı olarak çalışacak ve o ölçüde barış ve demokratik çözüm üretme potansiyeli taşımayacaktır. Kaldı ki böyle bir kapsam ve benimsenme sağlanmadıkça her an için kırılgan bir yapı olarak, işlevsizleşme ihtimali taşıyacaktır.

Oysa bir kısım milliyetçi çevreler dışında ülkenin büyük bir çoğunluğu barış yönünde yol alınmasını arzu etmekte; bölgesel gelişmeler nedeniyle de olsa doğmuş olan bu fırsatın heba edilmemesini dilemektedir. Böylesi bir zeminde beklenen, iktidarın bu atmosferi siyasi emellerle ziyan etmemesi, topluma bütün şeffaflığıyla katılıma açık bir davranış sergilenmesidir.

Peki böyle mi olmaktadır? Erdoğan hamasi söylemlerde bulunsa da, vurgular ve eylemler devlet örgüt ikilemi arasında; istihbarat ve diploması ekseninde olmaktadır. Ekim ayından bu yana topluma yansıyan; şüphesiz temasları ve çalışmaları çok daha önceden başlayan hatta hiç kesilmeyen bir görüşme trafiğine rağmen “ağırdan alındığı”, bölgesel gelişmelerle etkileşimin esas olduğu, iç dinamikler yönüyle toplumsal bir sahiplenmenin dert edilmediği; esas olarak da Kürt halkının beklenti ve hasletleriyle tamamen alakasız, salt bir terörden kurtulma olarak işlendiği görülmektedir.

Bütün bu gelişmelere rağmen Kürt siyasetçileri, devrimci ve Sosyalist güçler, CHP ve muhalefetin diğer unsurları barış ve demokratikleşme gibi ülkemiz halklarının bu yakıcı ihtiyacını iktidarın siyasi istismarına terk etmeyip; olması gerekenleri söylemekte, bütün olmazlıklarına rağmen başta komisyona dair olmak üzere atılması gereken adımlara işaret etmektedir.

Siyasi iktidar ve devlet yönetimi toplumun bu barış ve çözüm beklentilerine yanıt vermediği ölçüde; emekçi sınıfların insanca yaşam, ekmek, siyasal özgürlük ve adalet talepleri karşısında gerilemekten kaçınamayacak, her yerden yükselen saray rejiminin son bulması talebi daha da güçlenerek yol alacaktır. Artık halk olarak büyük bir çoğunluk böyle yönetilmek istemediğini söylemekten çekinmemekte iktidarsa 23 yıllık yönetim deneyimi ve olanaklarına rağmen böyle yönetemeyeceğini daha iyi görmektedir diyebiliriz. Barış ve demokratikleşme yolunda mücadele bütün alavere dalaverelere rağmen halkları kucaklaştıracak; işçi ve emekçilerin kazanımı olacaktır.

*****

Levent Tüzel Kimdir?

Abdullah Levent Tüzel 1961 Bulancak, Giresun doğumlu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun.
Serbest avukatlık yapıyor. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyeliği ve Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şube Başkanlığı yapmıştır.

1996 yılında Emek Partisi’nin kurucu Genel Başkanı olmuştur. 2011 yılına kadar EMEP Genel Başkanlığı görevini yürütmüştür. TBMM 24. ve 25. dönem İstanbul milletvekilliği yapmıştır.

Evli ve bir çocuk babasıdır.
Halen Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısıdır.

Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı

Exit mobile version