Hollywood’un usta oyuncularından Robert De Niro ile ABD eski başkanı Donald Trump arasındaki yıllardır süren gerilim, bu kez hem sokakta hem sahnede büyüyor.
28 Mart’ta düzenlenecek ülke çapındaki “No Kings” (Krallara Hayır) eylemleri öncesinde De Niro’nun çağrıları, ABD’de giderek derinleşen tek adam yönetimi tartışmasının en sert ifadelerinden biri haline geldi.
“Bu ülkenin düşmanıdır”

Robert De Niro, son haftalarda yaptığı açıklamalarda Trump’a yönelik eleştirilerini en sert noktaya taşıdı.
Ünlü oyuncu, Trump için: “Bu ülkenin düşmanıdır”, “Kendi ülkem tarafından ihanete uğramış hissediyorum” ifadelerini kullanarak tartışmayı bir siyasi polemiğin ötesine, doğrudan rejim meselesine taşıdı.
De Niro’nun çıkışları, özellikle Trump’ın yeniden seçilmesi halinde iktidarı bırakmayabileceği yönündeki uyarılarıyla birlikte değerlendirildiğinde, Amerikan demokrasisine yönelik ciddi bir alarm olarak görülüyor.
Trump’tan karşı saldırı
Trump cephesi ise bu sözlere sert ifadelerle karşılık verdi. Trump, De Niro için “hasta”, “bunamış” ve “çok düşük IQ’lu” ifadelerini kullanırken, kampanya çevresi de oyuncunun açıklamalarını “şov” olarak nitelendirdi.
Karşılıklı sertleşme, ABD’de siyasetin artık yalnızca politik aktörler arasında değil, kültür ve sanat alanıyla da açık bir çatışmaya dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Cannes sahnesinden dünyaya: “Sanat faşistler için tehdittir”
- Cannes Film Festivali’nde Onursal Altın Palmiye ödülünü alan Robert De Niro, ödülünü Leonardo DiCaprio’nun elinden almıştı. Ancak geceye damga vuran, ödül değil yaptığı politik konuşma olmuştu.
De Niro, sanat ile otoriter rejimler arasındaki gerilimi şu sözlerle anlatmıştı: “Sanat gerçeğin peşindedir. Sanat çeşitliliği kucaklar. İşte bu yüzden sanat ve biz sanatçılar, dünyanın otokratları ve faşistleri için bir tehdidiz.”
Bu sözler, yalnızca bir kültür savunusu değil; baskıcı yönetimlerin sanatı neden hedef aldığına dair açık bir politik manifesto olarak yorumlandı.
Trump’a doğrudan eleştiri: “Yaratıcılığa vergi koyamazsınız”
De Niro konuşmasında Trump’ı doğrudan hedef alarak, “Amerika’nın cahil başkanı” ifadesini kullanmıştı.
Trump’ın kültür kurumlarına müdahalesini, sanata ve eğitime ayrılan kaynakları kesmesini ve ABD dışında üretilen filmlere yönelik yüzde 100 gümrük vergisi planını eleştiren De Niro, şu sözlerle tepki göstermişti: “Yaratıcılığa fiyat biçemezsiniz ama görünen o ki vergi koyabilirsiniz.” Ünlü oyuncu, bu politikaların yalnızca ABD’yi değil, küresel sanat üretimini de tehdit ettiğini vurguladı.
“Artık izleme değil, harekete geçme zamanı”
De Niro, konuşmasının sonunda yalnızca eleştirmekle kalmamış; açık bir mücadele çağrısı yapmıştı:

“Bu sadece Amerika’nın problemi değil, küresel bir sorun. Film gibi oturup izleyemeyiz. Harekete geçmemiz lazım. Özgürlüğü önemseyen herkes için örgütlenme ve eylemlilik zamanı.”
Bu çağrı, 28 Mart’ta yapılacak “No Kings” protestolarının politik zeminini güçlendiren bir çıkış olarak değerlendiriliyor.
28 Mart: “Hiç kimse kral değildir”
De Niro’nun öncülük ettiği çağrıyla düzenlenecek eylemler, Trump’ın otoriterleştiği yönündeki eleştirilere karşı kitlesel bir yanıt olmayı hedefliyor.
Eylemlerin ortak mesajı: Hiç kimse kral değildir”. “Demokrasi devredilemez”.“Halk susmaz” Bu yönüyle protestolar, yalnızca bir siyasi lideri değil, tek adam yönetimi anlayışını hedef alıyor.
Bir oyuncunun sahneden söylediği sözler, artık yalnızca sanat dünyasında yankılanmıyor. Robert De Niro’nun çağrısı, milyonlara şu soruyu soruyor: “Bir ülke, bir kişiye teslim edilir mi?” 28 Mart’ta bu sorunun yanıtı, yalnızca ABD’de değil, dünyanın dört bir yanında yankı bulacak.


