Tarih, bazen hırsın, ihanetin ve “mutlak butlan” kararlarının gölgesinde yazılan bir trajedidir. Bugün CHP’de yaşananlar, ne yazık ki yıllar öncesinden geleceğini öngördüğümüz o karanlık tabloya evrildi. Siyaset bazen de, bir karakter imtihanıdır. Ne yazık ki atanmış Kılıçdaroğlu, bu imtihandan sadece sınıfta kalmamış; kendi siyasi ikbalini AKP’nin “Mutlak sultanlığına” tescil ettirerek tarihin tozlu sayfalarına en absürt şekilde “İlk demokratik kayyım” olarak geçmiştir.
Halil Özen
27 Haziran 2025’te bu sütunlarda sorduğum “Gandhi Kemal’den Kayyım Kemal’e; Bir İhanet Destanı mı?” sorusu, ne yazık ki bir soru işareti olmaktan çıkmış, acı bir gerçeklik olarak karşımıza dikilmiştir.
Bugün CHP’nin başına oturtulan Kılıçdaroğlu, halkın iradesiyle değil, AKP yargısının “mutlak butlan” kılıfıyla oraya atanmıştır. Bu, siyasi bir kaza değil, iki buçuk yıl boyunca kurgulanmış bir “Truva Atı” operasyonudur. Kılıçdaroğlu, bir zamanlar“Evladım”, “Yiğidim”, “Bu berbat şehirleşmeyi bitirecek yiğit Ekrem Başkan” diyerek övdüğü insanları bugün siyasal infaza terketmektedir. İmamoğlu’nun beton duvarlar arasında çürütülmesine sessiz kalması yalnızca politik bir dönüş değildir. Bu, atanmış Kılıçdaroğlu’nun karakterinin çözülmesidir. Çünkü hırs bazen insanı sadece yaşlandırmaz; çürütür de. İşte böyle bir çürümeye tanık oluyoruz Kılıçdaroğlu’nda…
Dün vitrine koyduğu İmamoğlu ve Yavaş’ı bugün saray yargısının pençelerine teslim ederken, kendi adaylaştırdığı belediye başkanlarından da “arınalım” diyerek aslında kendi celladının CHP için iddia ettiği kara çalmalarını tekrar eden celladına aşık bir mahkum gibi davranmaktadır.
Daha önce de belirttiğim gibi; İktidar, ülkemizdeki demokratların umudunu kırmak, çaresiz hissettirmek ve onları siyasete küstürmeye çalışmak dışında, CHP’ye atadığı Truva atının içine yüzde 3’lük, 5’lik bir kitle desteği de sığdırıp nihai amacına ulaşmak istiyor. Böylece, kendine, iktidarı garantilemek istiyor. Kılıçdaroğlu, bu kurgunun başrolünde… AKP’nin ömrünü uzatmak için verilen her talimatı onun ağzından konuşarak gerçekleştirmeye çalışıyor.
“Kurt ile Tilki” Sofrasında Artık Kalmadı!
AKP iki yıldır tırnaklarını törpüleyip dişlerini sivriltmiş, yargı ağına düşecek “Kuzuyu” beklemekteydi. Mutlak butlancı Kılıçdaroğlu ve şürekası ise bu sofrada kendilerine pay düşeceğini sanan tilkiler misali pusuya yatmış ellerini ovuşturuyorlardı. Oysa tarih yazar ki; kurt, tilkiye avın artığından başka bir şey bırakmaz. Kılıçdaroğlu’nun bugünkü suskunluğu, bu kirli işbirliğinin sessiz ikrarıdır. Kendi belirlediği yol arkadaşlarını “beton duvarların arasına gömmek isteyen” bir hırsın, Shakespeare trajedilerindeki en düşkün figürlerinden farkı kalmamıştır. Unutulmasın: “Taç için karakterini satanlar, başlarında bir onur sembolü değil, bir utanç vesikası taşırlar.”
Mutlak Butlan CHP’nin Değil, Memleketin Meselesidir
Bu nedenle bugün yaşananlar yalnızca CHP’nin iç meselesi değildir. Mesele, bir siyasi partinin genel başkanının kim olacağı meselesini çoktan aşmıştır. Çünkü son iki yılda oluşan toplumsal muhalefet dalgası yalnızca CHP’lilerin değil; emekçilerin, gençlerin, kadınların, emeklilerin bu ülkede adalet isteyen milyonların ortak umuduna dönüşmüştür.
Seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve değişimci kadroların öncülüğünde kurulan hat, ilk kez farklı toplumsal kesimleri ortak bir demokrasi talebi etrafında buluşturmayı başardı. Ekrem İmamoğlu’na yönelik operasyonlara ve sonrasındaki gelişmelere karşı yükselen tepki de bunun göstergesiydi. Meydanlarda yalnızca CHP’liler yoktu; farklı siyasi görüşlerden milyonlar, kendi geleceklerine sahip çıkmak için yan yana gelmişti. İşte iktidarın asıl korkusu da buydu. Çünkü karşısında artık sadece bir parti değil, giderek birleşen bir toplumsal muhalefet bulunmaktaydı.
Bu yüzden, kendisi yok hükmünde olan bu yargı kararının hedefi yalnızca CHP yönetimini değiştirmek değildi. Amaç, muhalefetin moral üstünlüğünü kırmak, toplumun değişim umudunu dağıtmak ve birleşik demokrasi cephesinin oluşmasını engellemekti.
Tam da bu nedenle mesele artık CHP’nin çok ötesindedir. Bu, halkın iradesinin temsil edilip edilmeyeceği meselesidir. Bu, Türkiye’nin geleceğinin hangi ellerde nasıl şekilleneceği meselesidir. Bugün sessiz kalınırsa, ya da zaman kaybedilirse, kaybeden yalnızca CHP olmayacaktır. Kaybeden; adalet isteyen gençler, insanca yaşam isteyen emekliler, emeğinin karşılığını arayan işçiler, özgürlük isteyen kadınlar ve daha demokratik, laik bir ülke hayal eden milyonlar olacaktır. Bu nedenle verilecek mücadele bir partiyi değil, halkın geleceğini savunma mücadelesidir. Ve herkesi, hepimizi yakından ilgilendirmektedir.
CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel siyasi zekâsı, insani vasıfları, aydınlanmacı kökleri, mücadeleci karakteri ve samimi sahiciliği ile ‘bizden’ biri olduğunu kanıtlarken; sadece kendi partililerinin değil, geniş halk kesimlerinin umudu haline de geldi. Tüm muhalefeti demokrasi mücadelesi içine çekmeyi başardı.
Milyonların oyunu alarak yerel seçimlerde AKP’yi yenmiş, birinci parti olmuştu. Üyesi olmayan milyonları katarak partisinin cumhurbaşkanı adayını belirlemişti. Ülke ekonomisinin yüzde 85’ini yöneten seçilmiş yerel yöneticileri, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve değişim kadroları için artık mutlak butlancılara nezaket dönemi kapanmalıydı. Nitekim, Ankara’da polisin gazı, mermisi ve tazyikli suyuna karşı yürüyerek TBMM’ye varan o, on binlerce insanın, İzmir-Manisa buluşmalarında yüz binlerin attığı sloganlar bu gerçeği hatırlatıyordu. Ve bu buluşmalardaki katılım halkın iradesinin, siyasi pazarlıklara kurban edilemeyeceğini bir kez daha ispatlıyordu..
Kılıçdaroğlu kurultayı toplamadan süreci sündürme, kadroları disiplinle veya siyasi rüşvetlerle (belediye başkanlığı, vekillik) oyalama taktiği uygulayacağını: en kısa zamanda değil; “Uygun zamanda kurultayın toplayacağım.” diyerek peşinen ilan etmişti. Bu konuda Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanı adayı yapıldığında, Kılıçdaroğlu tarafından nasıl aşağılandığı, yalnız bırakıldığı ve kadrolarının nasıl yok edildiği önemli bir tarihsel ders olarak değerlendirilmelidir.
Cumhuriyetin Yeni Yüzyılında Yeniden Kuruluş, Yeniden Kurtuluş!
CHP’nin marka değeri ve tarihsel kimliği kuşkusuz önemlidir. Ancak o kimlik bugün bizzat AKP desteğini arkasına alan “Mutlak butlancılar” eliyle esir alınmıştır. Kirletilmiştir. O kimliğe büyük Orta Doğu Projesi kapsamında iktidarı destekleyen uysal muhalefet rolü biçilmiştir. Atanmış Kılıçdaroğlu aracılığı ile bu rolü oynatmayı istiyorlar. Eğer atanmış Kılıçdaroğlu ve ekibi derhal kurultay tarihini ilan etmiyorsa; CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel ve arkadaşları için yol açıktır. Tarih yazmak. Yurt çapında ilçelerden illere, bölgelere yayılan bir “Türkiye Büyük Yürüyüşü” başlatılmalıdır. Bu yürüyüş ile sadece bir protesto değil, eş zamanlı -tam bağımsızlıkçı, laik Cumhuriyetten, emekten ve demokrasiden yana – yeni bir “Halkçı Parti “ programı organize edilmelidir.
Bugün sosyal demokratlar ve değişimciler çok daha güçlü bir meşruiyetle yürümelidir. Bu yürüyüşün toplumda karşılığı vardır. Bu karşılık ülkemizde yaşanan siyasi kirlenme ve yoksullaşmadan yani nesnel koşullardan kaynaklanmaktadır. Genç ve yenilikçi bir lider olarak her gün verdiği mücadele ile parıltısı daha da artan Özgür Özel’in liderliğinden kaynaklı bir karşılığı da vardır. Evet bu yolun zor olacağı aşikardır; ama diğer seçenek teslim olmaktır. Ki bu asla düşünülemez.
Karar anı gelmiştir. Beklemek siyasi intihardır. “Bunun için uygun zaman yoktur. En kısa zamanda gerçekleştirilmelidir.” O kısa zamanda da sokaktan, halktan kopmadan; mutlak sultancıları ve işbirlikçileri butlancıları teşhir ederek yeni yolu inşa etmeliyiz. İhanet tescillenmiştir, şimdi sıra bize elbirliği ile giydirilmeye çalıştıkları ‘Mutlak Butlan/Mutlak Sultan’ deli gömleğini yırtıp atma zamanıdır!


