Özgür basın geleneğinin en önemli isimlerinden, gazeteci-yazar Hüseyin Aykol, Ankara’da düzenlenen törenle son yolculuğuna uğurlandı. Aykol, ardında mücadeleyle örülmüş bir yaşam, binlerce öğrenci ve unutulmayacak bir gazetecilik mirası bıraktı.
Bir süredir sağlık sorunları nedeniyle tedavi gören 73 yaşındaki Aykol, Ankara Sincan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaşamını yitirdi. Aykol için Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi’nde düzenlenen törene ailesi, yol arkadaşları, gazeteciler, siyasetçiler ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Tören salonuna getirilen Aykol’un cenazesi meslektaşları tarafından omuzlanarak sahneye taşındı. Tabutunun üzerine kırmızı karanfiller bırakılırken, salona “Özgür Basın’ın devrimci çınarı, seni unutmayacağız” yazılı pankart asıldı.
Özgür Basın emekçilerinin mesajı okundu
Törende Özgür Basın emekçilerinin Hüseyin Aykol için kaleme aldığı mesajı gazeteci Reyhan Hacıoğlu okudu. Mesajda Aykol; “mamoste”, “hoca” ve “yoldaş” olarak anıldı. Yaşamını halkların eşitliği, özgürlük ve hakikat mücadelesine adadığı vurgulandı.
Aykol’un cezaevlerinde ve işkencehanelerde dahi savunduğu değerlerden vazgeçmediği, dışarı çıktığında ise hem tutsakların hem de ezilenlerin sesi olduğu ifade edildi. Hapishanelerden gelen mektupları her sabah ilk iş olarak okuduğu, “İçeriden” köşesiyle zindanların sesini kamuoyuna taşıdığı hatırlatıldı. Mesaj, “Yolun yolumuzdur, Rêya te rêya me ye” sözleriyle sona erdi.
Nuray Çevirmen: “Ona veda etmiyorum”
Aykol’un eşi Nuray Çevirmen, törende yaptığı konuşmada, 80 gün boyunca yoğun bakım sürecinde eşiyle konuştuğunu ve onun kendisini duyduğuna olan inancını hiç kaybetmediğini söyledi. Çevirmen, yaşadıkları süreci yazdığını, gelen mektupları ve mesajları Aykol’a okuduğunu belirterek, “Ona veda etmiyorum. Eve döndüğümüzde yine bizimle olacak” dedi. Konuşmasını Sadi-i Şirazi’den dizelerle tamamlayan Çevirmen, yarım kalan umutlara ve bekleyişe dikkat çekti.
Bakırhan: “Sen bize değil, biz sana borçluyuz”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Hüseyin Aykol’u uzun yıllardır tanıdığını belirterek, onun mütevazılığına, disiplinine ve işine duyduğu bağlılığa dikkat çekti.
Aykol’un “Ben Kürt halkına borçluyum” sözlerini hatırlatan Bakırhan, “Bir Kürt olarak söylüyorum: Sen bize değil, biz sana borçluyuz. Bu borcu özgür, demokratik ve eşit bir ülke yaratarak ödeyeceğiz” dedi.
“Onurunu lekeleyecek hiçbir şeyi kabul etmedi”
Aykol’un yol arkadaşı Aytunç Altay ise, gençlik yıllarındaki mücadelesine ve cezaevi sürecine değinerek, “İşkence gördü, yıllarını cezaevlerinde geçirdi ama onurunu lekeleyecek hiçbir şeyi kabul etmedi” diye konuştu. Gazeteci-yazar Haydar Ergül de Aykol’u “sakin akan ama geçtiği yeri değiştiren bir nehir”e benzeterek, onun güçlü hafızasına ve devrimci kişiliğine dikkat çekti.
Sevdiği şarkıyla uğurlandı…
Konuşmaların ardından Hüseyin Aykol’un çok sevdiği Kitaro’nun Caravansary şarkısı çalındı. “Muhteşem, yıldızlarla dolu bir gökyüzünün altında. Uzaklardaki bir kumsalın kıyısına vuran deniz dalgalarının arasında. Dolunay ufuktan beyaz kumlu bir kumsalın üzerinde beliriyor!” muş gibi. Bu senfoni melodisi bir zaman makinesi gibi. Ruhlarımızı geçmişe uçuruyor. Yaşadığımız anılarla birlikte, hüzünlü, mutlu, zor, birlikte, arkadaşlar, akrabalar, anne babalar, eşimiz…”
Törenin ardından Aykol’un cenazesi Karşıyaka Mezarlığı’na götürülerek toprağa verildi. Hüseyin Aykol, yarım asrı aşan gazetecilik ve mücadele yaşamıyla yalnızca bir dönemin tanığı değil, özgür basının hafızası olarak anılmaya devam edecek.
Hüseyin Aykol Kimdir?

Gazeteci-yazar Hüseyin Aykol, Türkiye’de özgür basın geleneğinin en uzun soluklu ve en etkili isimlerinden biri olarak kabul ediliyor. Yarım asrı aşan gazetecilik yaşamı boyunca hem tanık hem özne oldu; işkenceyi, cezaevlerini, yasakları yaşadı ama hakikatten vazgeçmedi.
1956 yılında Manisa’nın Salihli ilçesine bağlı Poyrazdamları köyünde doğan Aykol, ailesinin yaşadığı ekonomik zorluklara rağmen ilkokul öğretmeninin desteğiyle İzmir Koleji’ni burslu ve yatılı olarak okudu. Üniversite eğitimine Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde başladı; ancak öğrencilik yıllarında tanıştığı sol mücadeleyle birlikte yönünü siyasal ve toplumsal mücadeleye çevirdi.
Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne geçti. Bu yıllarda Ser Yayınevi’nde çalıştı; çeviriler yaptı, redaksiyon süreçlerinde yer aldı. İyi derecede İngilizce bilen Aykol’un 1978 yılında yayımlanan çeviri kitapları sayesinde Türkiye Yazarlar Sendikası’na üye oldu.
Cezaevleriyle geçen yıllar
12 Eylül askeri darbesi sonrası 1981 yılında gözaltına alınan Aykol, 45 gün boyunca ağır işkencelere maruz kaldı. Mamak başta olmak üzere Çanakkale, Buca, Aydın ve Salihli cezaevlerinde yaklaşık 10 yıl kaldı. Cezaevleri, onun için suskunluk değil; daha derin bir tanıklık alanı oldu.
Özgür basının öğretmeni
1990’lı yıllardan itibaren Halk Gerçeği, Yeni Ülke ve Özgür Gündem gazetelerinde çalıştı. Uzun yıllar genel yayın yönetmenliği yaptı. Gazete binalarının bombalandığı, gazetecilerin öldürüldüğü dönemlerde dahi “Biz gazeteciyiz, işimizi yapacağız” diyerek yayıncılığı sürdürdü.
Aykol, cezaevlerinden gelen mektupları kamuoyuna taşıdığı “İçeriden” köşesiyle “zindanların sesi” olarak anıldı. Bu süreçte binlerce gazeteci yetiştirdi, onlarca gazete ve derginin kuruluşunda aktif rol aldı.
Kitapları ve mirası
Hüseyin Aykol’un çalışmaları yalnızca günlük gazetecilikle sınırlı kalmadı. Başlıca kitapları arasında: Özgür Basın Tarihi. Haber Basınından İslamcı Medyaya. Ayrılığın İçinden Geçerken. Aykırı Kadınlar. İlginç Zamanlarda Yaşamak yer alıyor.
Hayatını ifade özgürlüğüne, halkların eşitliğine ve hakikat mücadelesine adayan Hüseyin Aykol, ardında yalnızca yazılar değil; bir duruş, bir gelenek ve güçlü bir hafıza bıraktı.


