Merhabalar, bugün Alan Tv’de, “Daralan”ın yeni bir bölümünde beraberiz. Konuğumuz gazeteci Halil Özen.
–Yakup Telci: “Abim, hoş geldin!”
-Hoş bulduk.
–Yakup Telci: “Yanımda Onur Öncü var, merhabalar, hoş geldiniz.
–Hoş bulduk.
Yakup Telci: “Halil Özen, Çağdaş Tuzla Gazetesi’nin genel yayın yönetmeni, çalışanı, var edeni; aslında Tuzla’da ünlü bir insan denebilir. Yok yok abi, öyle… Yıllardır Tuzla’da yerel gazetecilik yapıyor. Aslında Halil abi, bu Eren Ali Bingöl’ün AKP’ye transferiyle beraber çok fazla gündem olan Tuzla’daki arsa meselesi, enkazı, emsal transferleri ile ilgili meseleyi ilk haber yapan kişi de Halil Özen. Bugün de kendisini davet edelim ve bu Eren Ali Bingöl’ün transferi etrafında yeniden gündeme gelen meseleyi, hem Tuzla’da neler oluyor —buralarda anormal bir inşaat rantı var— hem de Tuzla’daki transfer üzerinden bu havayı konuşalım istedik.
—Onur Öncü: “Evet, aslında o klasik yerel gazetecilik; 30 tane reklamın döndüğü, basıldığı ve ücretsiz dağıtıldığı anlayışın dışına çıktınız siz haberinizle. Aslında bugün burada sizin haberiniz üzerinden konuşacağız biraz. Böyle medyaya baktığımız zaman tüm mesele şöyle özetlendi: Bir imar meselesi var, Tuzla Belediye Başkanı da bunun çözülmesi konusunda İBB ile görüşüyor. İBB buna kulak tıkıyor, hiçbir şekilde çözmüyor. O da son çağrı olarak AKP’ye katılıyor ve böyle olayın çözüleceğini düşünüyor, tırnak içerisinde. Halka yansıtılan bu; ama meselenin özü, 2026 Ağustos 4’ünde bu kaydı giriyoruz, dördünden çok önceye dayanıyor. İsterseniz oradan başlayalım, çünkü AKP ve Şadi Yazıcı dönemine ait değil mi efendim, hayali emsal transferi, sizin de haberini yaptığınız mesele?”
–Halil Özen: “Tabii bu olay 2018 yılında, vatandaşın yararına olsun diye aslında Tuzla Belediyesi’nden geçirilen emsal transferi hakkına dayalı. Şöyle ki: Bir bölgede okul, sosyal donatı alanı dediğimiz okul, cami, park gibi olan yerlerde vatandaşın arsası var ise oraya bina yapamıyor. Bina yapamayınca iki şey yapılabilir: Ya belediye istimlak edecek ya da oradaki imar hakkını, vatandaşın başka bir arsası varsa ya da o hakkı satın alacak olan bir müteahhit varsa, o müteahhidin projesine aktarabilir. Böylece buradaki inşaat hakkını vatandaş kaybetmemiş, yani zarar görmemiş oluyor. Tamamen iyi niyetle başlayan bir süreç bu. Buna ilişkin olarak da şey çıkartılıyor Tuzla Belediyesi’nden: Emsal transfer hakkı çıkartılıyor.

Fakat şöyle oluyor uygulamada: Bu hak önce belediyenin çevresinde birtakım ayakçılar; yeşil alanı olan, yani taşınabilecek hakkı olan insanların peşine düşüyorlar. Diyorlar ki: “Hiçbir işe yaramıyor, burada park görünüyor yerinizde, okul var, siz buraya bir şey yapamazsınız zaten, şu fiyata bize satar mısınız?” Ucuza. Vatandaş da paraya ihtiyacı olduğu için, doğal olarak bir şey de yapamayacağına göre o alana, ayakçılara bunu satıyor. Bu topladıkları emsalleri gene belediye çevresinden müteahhitler, tabii belediye ilişkileri olduğu için müteahhitler var orada, o müteahhitlere diyorlar ki: “Size ilave inşaat hakkı verelim, projelerinize bunu satın alın bizden, bu yeşil alanı ve sonra bu yeşil alanı belediyeye bağışlayın, onun karşılığında bir size imar hakkı verelim.” Yani 5 kat yapacaksanız örneğin 10 kat yapın, 10 daire yapacaksanız 15 daire yapın, oradan ekstradan daha fazla inşaat hakkınız olsun.
Burada bir tek vatandaş kandırılıyor ve kaybediyor; ayakçılar kazanıyor, müteahhitler kazanıyor, belediye kazanıyor. Bu emsal transferi hakkının en saf, en temiz ve en iyi niyetli halinde bu sonuç çıkıyor. Ama zamanla toplanacak yeşil alanlar bitiyor ya da olanlar satmıyor, kalanlar satmıyor. Bu sefer ikinci bir aşamaya geçiyor Tuzla Belediyesi, çünkü bu düzen kurulmuş, bir rant çarkı ayakçılar oluşmuş. Hala Şadi Yazıcı dönemindeyiz; Şadi Yazıcı zaten tamamen bu olayın başlangıcı, Şadi Yazıcı’ya dayalı. Son kısmında Eren Ali Bingöl de dahil oluyor. İkinci aşamaya geçiyor, yani bunu şöyle düşünebiliriz: Bir ahtapot var, organizasyonunu yapmış belediye içerisinde. İkinci aşamada da yandaşlarına rant aktarmak için bu sefer yasal olmayan, farklı imar planlarının olduğu —yani örneğin Postane Mahallesi ile Aydınlı Mahallesi, bunlar farklı plan bölgeleri olduğu için birbirine emsal transferi yapamazlar, taşıyamazlar—
–Yakup Telci: ” Bahsettiğin iki mahalledeki daire fiyatları arasında da neredeyse 1,5 kat fark da var, aynı zamanda var. Postane Mahallesi, kiraların ve gayrimenkul satın alma bedellerinin çok yüksek olduğu bir mahalle, tabii ki.
Şimdi ikinci aşamada, iyi niyetle başlayan şey yandaş şirketlere, birlikte kurdukları, ortak oldukları şirketlere farklı plan bölgelerinden emsal taşıma, yani Tepeören’de metrekaresi 10 lira olan bir arsanın Postane Mahallesi’nde 100 lira olan bir yere birebir taşınması; birebir, hatta Postane Mahallesi’nde yapılaşma hakkı 1.25 ise, Tepeören’de 0.80 ise Postane Mahallesi’nin değeri üzerinden, 1.25 üzerinden taşınması iki türlü rant yaratıyor; yani bir değer olarak farklı, bir de inşaat miktarı olarak da artmış oluyor. Ve yandaşlar ikinci aşamada bunu sürdürüyorlar.

Daha sonra ise bakıyorlar diyorlar ki: “Bu da bitti, Tuzla’daki yeşil alanları artık oradan oraya, oradan oraya taşımak…” Bunlar yasal sınır içinde bir yerden bir yere taşınıyor gibi görünen şeyler. Ama üçüncü olarak geldikleri nokta diyorlar ki: “Biz bir yeşil alanı birden fazla kişiye versek ne olur? Belediye sisteminden silmeyiz biz bunu.” Bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde saptadığı, 185 kişiye bir emsal hakkını, yani 185 tane ayrı inşaat projesine satıyor. Kriz çıkan yer burası.
Şimdi burası yanlış algılanıyor, şöyle yanlış algılanıyor: Bu bir emsal 185 yere taşındığında 185 tane projeye ek daireler yapılıyor ve ek dairelerin sahibi bir kişi. Bu, “bir evi birden fazla kişiye satan sahtekar müteahhit” durumu olmuyor. Neden? Bir evde çünkü birden fazla sahip olunca inşaat bittiğinde “o ev benim” diyorum ben, siz de diyorsunuz ki “benim”, Onur Bey de diyor ki “benim”. “Aa, bizi müteahhit dolandırmış” diyoruz ve hemen ona dönük ne yapmamız gerekiyorsa yasal olarak onu yapıyoruz. Ama şimdi 10 daire üzerine 5 daire daha yapılıp da 15 daire olduğunda o 5 daire birden kişiye, fazla kişiye satılmıyor; onların birer tane sahibi var, yani gökyüzüne doğru yükselen inşaatlar karşısında taraf olmayan, şikayetçisi olmayan, yani dolayısıyla seçim olmasa bu iş ortaya asla çıkmayacak olan bir düzen getiriyor.

Ve bu ne miktar biliyor musunuz? 520.000 metrekare saptanmış olanı! Yani bu yaklaşık 8-10.000 daire anlamına geliyor, yüz binlerce metrekareleri hesaplar bunu.
–Yakup Telci: “Şunu anlamak açısından, anlaşılsın diye de bir daha sordum abi: Bu yaptıkları emsal transferinin aslında toplam yeryüzündeki şeyi 520 metrekare değil, 520 metrekare değil, 520.000… Evet, ama yarattıkları inşaat alanı toplamda bu transferinden 520 bin metrekare. Bu da bugün Tuzla’daki metrekare başı fiyat düşünüldüğünde çok astronomik miktarlar ediyor. Yani 7-8 milyonla bir daire gibi düşünseniz, 7.000-8.000 daire gibi düşünseniz ve 7-8 milyonla çarpsanız, 49-50 milyar… Yani 1 milyar dolar ve üzerinde, evet, 1 milyar dolar üzerinde bir kentsel rant ortaya çıkartıp bunu pay ediyorlar kendileri, bunu pay ediyorlar.

İstersen burada biraz şeye girelim; şimdi Şadi Yazıcı seçimi kazandı, az evvel seninle dışarıda da konuştuk, ilk 3-4 sene böyle hakkında dedikodular hiç yoktu, hatta dediğin gibi olumlu şeyler vardı. Sonradan böyle bir, sen “ahtapot ağ” dedin, bir organizasyon kurmaya karar vermiş belli ki. Kimler var bu işin içinde benim, yani gördüğüm bildiğim?
–Halil Özen: “Bu organizasyon; birincisi belediye başkanı var, buna karar vermiş olması lazım. Yani bu rant çetesi oluşunca, önce iyi niyetle vatandaştan ucuza yer kapatmayla başlayıp sonra kendi akrabalarına ve çevresindeki müteahhitlere yasa dışı emsal taşıtarak, o da yetmeyince… O da yetmeyince, yani ahtapotu doyurmak gerekiyor, nasıl doyuracaksınız? Bu sefer bir inşaat hakkını, emsal hakkını birden fazla projede kullandıracaksınız. Bu belediye başkanı bu işin içinde olmadan asla olmayacak bir şey. İkincisi, imardan sorumlu başkan yardımcısı olmadan gene olmayacak bir şey. Üçüncüsü, bütün bu kararlar encümenden geçiyor, belediye encümeni olmadan gene olmayacak bir şey. Bunun ayakçıları olması lazım, bir de bunun emlak istimlak müdürü olması lazım ki bu emlak istimlak müdürü önemli bir adamdı, yani biraz sonra konuşabiliriz belki. Ve oradaki bilgisayar başından bu emsallerin satılmasına rağmen silmeyecek, hep tutacak ve dolayısıyla onun hep satılmasını sağlayacak memurlar lazım. Dolayısıyla bu bir organizasyon, bu açık aleni olarak yüzsüzce, soysuzca tamamen talan etmek üzerine Tuzla’yı kurgulanmış, Tuzla’nın havasını, suyunu, yeşilini, hayatını çalan… Bence bence hayatını çalan, çünkü 10.000 fazla konut var şu anda Tuzla’da. 40-50.000 kişi arabasıyla, egzoz dumanıyla, her türlü insan ihtiyacıyla var olan parka, bahçeye ve yola hayatını aktarıyor, yani dolayısıyla orada yaşıyor ve dolayısıyla kentin içine adeta bıçak gibi saplanmış olan bir başka kent var Tuzla’da şu anda. Yaklaşık 10.000 konut, bu hayali kent imal etmişler, hayali kent atmışlar.
—Onur Öncü: “Peki ilk bu nasıl ortaya çıktı bu mesele? İki, bununla ilgili de bir yasal gelişme vesaire oldu mu?”

Şimdi şöyle söyleyeyim: Seçimler olduktan sonra belediye CHP’ye geçti. O ana kadar emsal projeleriyle belediyeye başvurmuş olan müteahhitler ve emsal satın almış, parasını da bu belediyedeki organizasyona ödemiş olan müteahhitlerin projeleri onaylanmadı. Dolayısıyla müteahhitler parasını ödediklerinin karşılığında inşaat yapmak istiyorlardı, projelerini hayata geçirmek istiyorlardı ama belediye değişmişti.
İşte burada müteahhitler homurdanmaya ve kendi aralarında örgütlenip bir WhatsApp grubu kurmaya… İlk başta 48 üyeli bir grup kuruldur; o grup içerisinde de başkaları yokmuş varsaydıkları için, her türlü ödedikleri çekleri, belgeleri, her türlü yazışmaları —yani belediye başkanı ve diğerleriyle ilgili olarak ne yapılması gerektiğine ilişkin bütün yazışmaları— burada yapmaya başladılar. Biz bunları tabii hepsine tanık olduk ve sonuç olarak baktık ki müteahhitler gerçekten dolandırılan iyi niyetli müteahhitler, bir kısmı öyle. Yani bu şikayetçiler iyi niyetli müteahhitler, parasını ödemiş emsal transferinin ama projesi encümenden geçip ruhsat alamıyor, dolayısıyla homurdanıyorlar. Yani büyük paralar çünkü ödedikleri; 40 milyon, 50 milyon, 80 milyon, büyük paralar ve çekleri var, senetleri var, her şey ortada.
Bu tartışma bize ulaştı, biz bütün bu belgelere ulaştık seçimden hemen sonra, yani 2024’ün Kasım ayı ve düşündük taşındık, bu haberi yapmaya karar verdik ve haberi yaptık. Haberi yaptıktan sonra sağ olsun Timur Soykan, Can Bursalı bize sahip çıktılar; haberimiz Evrensel, BirGün, Cumhuriyet, Halk TV’de galiba yayınlandı ve onun üzerine ofisimiz basılmaya kalkıldı. Ama o yazışmalardan biz gene anladık ki ofisimize geliyorlar ve kendi aralarındaki bizi tehdit eden yazışmalara da biz ulaştık ve neyse, onu da savuşturduk. Onu da bizi koruma kalkanına alan sağ olsun Timur Soykan ve Can Bursalı kardeşimiz bizi savundular, haber yaptılar, ifşa ettiler, dolayısıyla da bizim için koruma kalkanı oluşturmuş oldu.
–Yakup Telci: “Yerelde de bir koruma kalkanı vardı abi?”
Tabii, yani insanlar ben hatırlıyorum, hani senin etrafında bir toplanma oldu, tabii genelde sağ olsun Türkiye İşçi Partisi, Türkiye Komünist Partisi, Emek Partisi ve namuslu, düzgün CHP’lilerin bir kısmı benimle birlikte, bizimle birlikte davrandılar, bizi korumak için onlar da çaba harcadılar. Dolayısıyla biz haberi yapmış olduk ve haber gazetelerde yayınlandı.
Yayınlandıktan sonra bizim bölgemizin bir milletvekili var —yani onu tabii ben çok seviyorum ama tabii sadece bu olaydan dolayı sevmiyorum— gerçekten Tuzla bölgesindeki bütün emeğin ve emekçilerin sorunlarına, tersanelerden tutun okul sorununa kadar, bu tarz yolsuzluk sorunlarına kadar sahip çıkan İskender Bayhan diye benim için gerçekten kahraman olan çok düzgün bir milletvekilimiz var, ona ulaştık. O bir soru önergesi hazırladı ve 2024 yılının Aralık ayında, sanıyorum haberimizden hemen 3 gün sonra soru önergesini İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya verdi ve TBMM’ye taşımış oldu.
Oradan bir ses çıkmadı. Biz bu haberi yaptıktan sonra 4 tane devam haberi daha yaptık. O haberlerde de buradaki kazanılan milyar dolar diye, rant diye konuştuğumuz, iddia ettiğimiz şeyin aktarıldığı Şadi Yazıcı’ya ait bir vakıf vardı: Türkiye Temel Bilimler Araştırma Vakfı. Buradan emsalden elde edilen bazı mülklerin oraya aktarıldığını ve onlara tapularını bulduk; bir sürü hayali emsalle elde edilmiş müteahhitler tarafından ekstra rantların bir kısmı bu vakfa aktarılıyordu ve bunun değeri o zaman 40 milyon dolar civarındaydı tapuların değeri, bizim bilebildiğimiz, bilmediklerimiz hariç.

Bu haberleri yaptıktan sonra müfettiş geldi Tuzla Belediyesi’ne. Müfettiş araştırmalarını, incelemelerini yaptı, fakat tabii dışarıya asla bir… Ne rapor şu anda da elimize geçmiş bir rapor yok, ne bir bilgi gelmedi. Bizim sadece duyduğumuz özel bilgilerde, 60.000 metrekare civarında bir hayali emsal saptandığı, 2.000 kadar dosyada sorun olduğuydu, o gün itibariyle söylüyorum ben. Biz onu da haber yaptık: “7.000 dosyadan 2.000’ine kırmızı kart!” diyerek ve Eren Ali Bingöl’ü sıkıştırmaya başladık.
Sıkıştırmaya başladık, ama biz şimdi CHP üzerinde çok büyük baskı olduğu için, bir de biz o baskılara katılmayalım diye, yani iyi niyetle usul usul yapmaya çalıştık, yani daha gürültülü gidebilirdik. Sadece o konuda bir eksiğimiz oldu diyebilirim, eksik kabul edilirse. Ama Eren Ali Bingöl seçildikten sonra ilk daha biz bu olayı patlattık ve ardından müfettişler geldi. Geldikten sonra Eren Ali Bingöl’ün kendi belediye meclis üyelerine hayali emsal meselesini asla konuşmayacaksınız —ne özel hayatınızda ne de belediye meclisinde— diyerek resmi yazılar gösterdiği gene meclis üyeleri tarafından, yani görenlerden biri tarafından bize iletildi.
Ben bu da dahil olmak üzere neden susuyorsunuz diye yazılar yazdım o dönem, o tarihli yazılarımız var. Ve o arada izliyorum; bir bakıyorum kreşler yapılacak, ama bu hayali emsal transferleri yapan, en önemli, en önemli bizzat baştakilerin ortak olduğu ya da desteklediği firmaların ismi geçiyor; cumhuriyet etkinlikleri olacak, kitap günleri olacak, sponsor olarak bunlar var. Baktık ki sponsor olarak bunları alıyor.
Sonra İdris Güllüce’nin yeğeni bir bilmem ne Güllüce, onu yazı işleri müdürü yaptı. Sonra bir iskeleci, Darıca tarafından bir AKP’li belediyeden bir başkan yardımcısı getirdi. Bakıyorum, eleştiriyorum ben sürekli yazıyorum, yani diyorum ki: “Kadro mu yok, şey mi yok, neden yani böyle bir şey oluyor?” Sonra ben bir iki yazı yazdım, dedim ki: “İdris Güllüce Kültür Merkezi var, onun adı Atatürk Kültür Merkezi olarak değiştir artık, yani bunun ismini değiştir, yani niye İdris Güllüce Kültür Merkezi kalsın? Babasının parasıyla bunu yapmadı ki bu adam. Dolayısıyla demek ki hepimizin şeyi olan, herhangi biri olsun” dedim, Türkan Saylan… Sadece Atatürk Kültür Merkezi de demedim, yani Türkan Saylan olsun, başka bir şey olsun, Uğur Mumcu olsun, yani saydım, Nazım Hikmet olsun, hepsini yazıda söyledim. Hani fakat bakıyorum, sessiz olduk, asla yok.

Ardından artık ben tahmin ediyorum ama bunu alenen de söyleyemiyorum. Ardından baktım: Tuzyap Genel Müdürü, 15 yıllık Şadi Yazıcı’nın danışmanı, müdürü, sağ kolu —tanıyorum kendisini de şahsen tanıdığım için de bu kadar iddia ediyorum zaten onu— Harun Oğuzhan’ı aldı, başkan yardımcısı yaptı. Nereden sorumlu başkan yardımcısı yaptı? Bu işlerden sorumlu; ruhsat, iskan vesaireden sorumlu başkan yardımcısı yaptı. Böyle kalmadı, kendi özel kalem müdürü olan avukat, onu da geldi bu Harun’un yardımcısı olarak yaptı, denetçisi olarak koydu oraya. Bunlar iskandan, ruhsattan ve inşaatlardan sorumlular. Belli ki o konuda deneyimli birilerine ihtiyaç duymuş tırnak içerisinde ve bu sürecin epey de deneyimliler ve bu sürecin iki tarafın denetiminde sağlanması, sorunun çözülmesi… Ama tanık da olsunlar ki hani biri Şadi Yazıcı’nın bir sağ kolu, öbürü de Eren Bingöl’ün sağ kolu, birbirine hakkın polislendirilmesi de yaptırıyor.
–Onur Öncü: “Evet, o zaman ittifak kurmuşlar bunlar, değil mi?”
Yani zaten ilginç olan o, arka planda birlikte nikah salonlarında, düğünlerde pozlar veriyorlar; Şadi Yazıcı falan hepsi var, eşi var, Eren Bingöl’ün ailecekken onlar birlikteler, bir sürü yerde pozları var. Ama bu baştan başlayan bir süreç, yani 2 yıl önceden, yani bu olay patladıktan hemen sonra baştan iyi niyetle belki bocalamış ve hemen onu anında teslim almışlar ve ondan sonra uzlaşmaya başlamışlar. Atamalarıyla geldi buraya kadar.
Ve en son artık bu Harun Oğuzhan’ın da atama yaptıktan sonra, yani Şadi Yazıcı’nın sağ kolunu atadıktan sonra zaten artık o her şey ortaya çıkmış oldu. Gene onu haberleştirdik, gene onu anlattık biz ve ardından da işte “Bu sorunu nasıl çözeriz?” diyerek 1025 parsele ilişkin imar planı değişikliğini İBB’ye gönderdiler Tuzla Belediyesi’nden. Ve sonra İBB bizim haberimizi, ilk haberimizin tamamının raporuna alarak bunun hepsinin doğru olduğunu… Bu ne zaman yaptı bunu? İBB daha yeni yaptı, daha yeni yaptı, raporunu yeni yayınladı, aynen açıklama iki gün önce, 3 gün önce oldu, ondan önce de raporu oldu.
–Yakup Telci: “2 yıldır siz hiç bir CHP’li makama bunları ilettiniz mi?”
Ben CHP’li makamları özel olarak hiç kimseye bir şey iletmedim, ben özel olarak hiç kimseye bir şey vermedim, göndermedim. Haberlerimizi yaptık, haberlerimizi işte sizler gibi gazeteciler sahiplendiler, yayınladılar, beni arayan soran olmadı.
— Onur Öncü: “Bir de fikri takibi de yapılmış, yani mesela devamındaki haberler var, hepsini anlattınız, işte müfettiş meselesi, kırmızı kart meselesi, beş tane haber var, onların hepsine ben de şeyde baktım. Ya siz olayın da zaten o konuda takipçisi olmuşsunuz. Artık o saatten sonra resmi kurumlar bunu dikkate alıp şey yapmalı ki burada da aslında bir parantez: Ya bu en başta da söyledim, yerel gazeteciliğin aslında gerçekten çok önemli olduğunun, yani 3 kuruş reklam alıp işte basın bildirisi yayınlamayan kurumların da var olduğunu çok net bir şekilde de görmüş olduk. Çünkü mesele yerelden çıktı ve şu an Türkiye’nin en çok konuşulan meselelerinden birisi. İşte İBB’de topu meclise attı, şimdi Erhan Ali Bingöl’ün geçişini de ben size ekstra soracağım sonra, ama Tuzla meselesi… “Söz yetki karar” diyeyim bu konuda, mecliste mi bu mesele özelinde? Yani şimdi şöyle ki çözümü nasıl olacak.”

–Halil Özen: “Şimdi bunu Özgür Özel’den duyduk ve İBB Nuri Aslan’dan, başkan vekilinden duyduk, doğru söylüyorlar. Çünkü burada büyük bir rant ağı kurulmuş, birileri çok büyük bir serveti ve muhtemelen sadece Tuzla’da olmayan başka ilçelerde de büyük ihtimalle olan çok büyük bir rant haberleştirdik, ortaya çıkardık ve bunu yapanlar var. Buna ortak olanların bu bedeli, yani Tuzla halkına yeşil alanını geri vermesi gerekir, değil mi? Rant elde ettiyse eğer. Nasıl mesela herhangi bir suç işlediğinizde 10 kat cezalı olarak size geri dönüyor herhangi bir şey, trafik suçundan tutun başka bir cezaya kadar dönüyor. E burada da zimmet çıkartılıp geriye kimler bunu aldıysa, kimler çaldıysa, nereye aktardıysa, onların hepsinin misliğiyle geriye alınması ve Tuzla halkına, yani kamuya, belediyeye tekrar kazandırılması gerekiyor.
Yani burada yapılan şeyi organizasyonun yaptığı hataları suçları İBB aklayamaz ki. Zaten İBB zaten eğer ben onu o zaman da yazdım da, İBB eğer bunu onaylasaydı hepsi muhtemelen bir operasyonun hepsi birden gidebilirdi. Neden? Suç olan bir şeyi, çünkü özel imar planı yapılamaz, parsellere özgü imar planı yapılamaz. Ben sana 1025 tane soygun yapılmış parsel gönderiyorum, sen o 1025 tanesini de sadece onlarda değişik mahallelerde kat artışı vererek çalınan kısmını yasallaştırıyorsun, hırsızlığa ortak oluyorsun anlamına gelir bu, öyle değil mi? Dolayısıyla o zaman da yasa dışı bir şeye imza attığın için muhtemeldir ki sorumlu olursun yasal olarak da.
–Onur Öncü: “Yani Eren Ali Bingöl o zaman bunu istemiş,
–Halil Özen: “Yani ben öyle düşündüm, yani yazdım bunu, böyle düşündüm ben gerçekten öyle mi ya? Ya bu bilmiyorum, o bile olabilir, yani o bile, o bile ihtimal olarak olabilir.
–Yakup Telci: “Değil, ya bir kere şu kesin: Belediye başkanı seçilmiş, ben ilk haber yapıldığı gün Halil Abi ile bu konuda sohbet etmiştik. Şimdi şu çok açık: Belediye başkanı seçildiği an itibariyle, hemen 2 ay 3 ay sonra Halil Abi’nin görebildiği meseleyi belediye başkanı aynı gün görmüştür. Bunu Tuzla halkına ihbar etmeyi veya partisiyle bunun hak karşısında mücadele etmeyi düşünmemiş, sistemi sürdürmeyi düşünmüş.”
–Halil Özen: “Ben bunu anlıyorum. Tam buraya, tam buraya yapayım, senin sözüne ek: Mart, 31 Mart’ta seçimler oldu, biz bu haberi Kasım ayında yaptık. 31 Mart’tan Kasım ayına kadar Eren Ali Bingöl gelen taleplerin 282 tanesini imzalamış, yani var olan düzeni sürdürmüş. Ama biz Kasım ayında haberi yapınca müfettişler de buraya gelince, bir anda o 282 tane ya da daha fazla ya da daha az, sayı öyle geçti, bunlara bir gecede encümen toplayarak iptal ediyor, hepsini iptal etti. Fakat belediyede konuşmalarda, meclis toplantılarında ben bakıyorum bakıyorum izliyorum, “sehven yapılmış bir hata ama…” AKP Grup Başkanvekili oradan çıkıyor, “Ama siz de yani yaptınız, siz de imzaladıklarınız o…” O diyor ki “Ama diyor ben onları iptal ettim” diyor, Eren Ali’nin bir şey var ama anlaşılamıyor olay.
Ben anlıyorum da, yani vatandaşın anlamasının imkânı yok, çünkü bu gördüğümüz milyar dolarlık soygunu “sehven”, “hata”, “yanlışlıkla yapılmış hesaplamalar” vesaire diye konuşuluyor Tuzla Belediye Meclisi’nde. Ve üstelik Eren Ali bunların hepsini bildiğine rağmen, ama o arada bu suçla bence Özgür Özel de onu açıkladı zaten, ona ortak olmuş, oradan kuyruğunu kaptırmış, bence bence. Ve ondan sonra da işte parti değiştirmek için bahaneler bulup İBB’yi filan suçladı, Deniz Zeyrek yazdı o da şey. Eren Ali Bingöl’le tesadüf eseri tabii Deniz Zeyrek’in yazısı… Mehmet Ali Kulat, popüler bir anketçi, böyle çok görüyoruz medyalarda, orada. Bunu da Ankara’da bir meyhanede ve eski bir Yargıtay Ağır Ceza 1. Dairesi başkanıyla üçü birlikte konuşmuş. Zaten kısa bir süre sonra da Eren Ali Bingöl AKP’ye geçmiş.
–Yakup Telci: “Size bir sorum olacak: Şimdi Eren Ali Tuzla’da AKP’ye geçti, zaten AKP kazanmış. Kazandığında da belli ki belediye tezgahından devam ettiğine göre Tuzla halkı bunu nasıl karşıladı? Yani şu an ne hissediyordur sence sokakta vatandaş?”
Şu anda yarın yürüyüş yapacaklar; demokrasi yürüyüşü adı altında protesto yürüyüşleri olacak. Dün bir çelenk göndermiş açılışa, onu çöpe atmış bir vatandaş, fotoğrafını çektiği bana gönderdi. Tuzla’da şu anda Emek Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Türkiye Komünist Partisi, CHP belediye meclis üyelerinin büyük bir çoğunluğu, yani hemen hemen hepsi, yeni partiye ayrılanlar, bütün halk, halkın kendisi bizzat binlerce, binlerce, on binlerce beddua ediyor Eren Ali’ye ve yani özellikle Aydınlı, Şifa Mahallesi gibi yerlerde, Postane Cami gibi mahallelerde gerçekten halkın öfkesi çok ama çok fazla. Yani insan içine girip de dolaşabileceğini zannetmiyorum bundan sonra, çok zorlanacak.
–Yakup Telci: “Aday gösterip AKP’ye geçene kadar savunan siyasi iradeye dönük bir tepki var mı?”
Tabii, insanlar, şimdi ben de dahil hepimiz soruyoruz, yani hepimiz soruyoruz. Bu, genel olarak bence CHP’nin içerisindeki çok büyük bir eksiklik, yani herkes kendi adamını atamaya çalışıyor, herkes “kim kimle iş yapabilirim, kim beni savunur?” diye bakıyor. İşte “İmamoğlu, İmamoğlu” diye ağzından düşmeyen Eren Ali Bingöl’ün, Özgür Özel’in peşinde dolaşan “abi abi” diye, Eren Ali Bingöl’ün geldiği durum burası. Çok kötü, çok kötü, kötüden kötü.
–Onur Öncü: “Bizim artık şeyi de konuşmak gerekiyor: Yani AKP’ye geçmeseydi, tutuklansaydı yine bu meseleler böyle gündem olur muydu sizce?”
Yakup’un sorduğu sorunun aslında başka bir versiyonunu şey yaptım.
–Halil Özen: “E tabii, yani çok daha savunulurdu, yani Eren Ali Bingöl tabii ki çok daha savunulurdu. Yani şöyle, aslında Eren Ali Bingöl bu hataları yapmayacaktı, mesele o değil. Yani mesele geldiğinde var olan rant düzenine, rant ilişkilerine teslim olması, uyarılarımıza rağmen bunu yapması. İfşa edecekti en başta, anlatacak, bütün hepsini yazdığımı emin olun, halk toplantıları yap, mahalleleri gez, bütün basını topla, herkese bunları anlat, ne varsa, ne aldın, onu anlat.
Şimdi mesela Eren Ali Bingöl’ün bizim yaptığımız iki haber —hayali emsal transferleri, hobi bahçeleri vesaire gibi haberler dışında— Tuzla Belediyesi’nde başka yolsuzluk olmaması mümkün mü? Yani siz düşünün, bu hayali emsal transferini yapan bir irade, bu şeytani planları yapan yapı, başka şeyler yapmamış mıdır? 1.000 tane vardır. Niye çıkmıyor? Niye çıkmıyor? Neden çıkmadı şimdiye kadar? Hepsini tek söyledik, hepsini yazdık, yemin ediyorum ya bakın inceleyin, yani Çağdaş Tuzla Gazetesi’ndeki yazılara.
Özgür Özel’i uyarmak dahil olmak üzere, Özgür Özel’e özel yazdığım yazı var, ikisinin resmini koydum. Dedim ki: “Sevgili Başkan, 1.000 tane işin olduğunu biliyorum, saldırı altında olduğunuzu da biliyorum, ama şu belediye meclis toplantısının video kaydını izleyin. Siz burada bir yolsuzluk olduğunu hissediyor musunuz? Bunu vatandaş nasıl anlasın?” Anlatabildim mi? Bu konuları dikkate almalısınız, yardımcılarınızı uyarmalısınız, size girif vermeliler, bu konuları anlatmalılar diye özel bir yıl önce, 2025 yılında yazmışım o yazıyı.
–Yakup Telci: ” Abi, hala “hırsız” diyor da dün çıkmış tehdit, “hırsız” diyor da tehdit edildiği için gitti, yoksa gitmezdi kardeşim yani. Hala en nihayetinde bunlar abi-kardeş, bunlar ortak yani.
–Halil Özen: ” Ama oradaki hatayı anlaması lazım. Hata şu: Bir hırsızın benden sende olmaz
–Yakup Telci: ” Abi, o senin için öyle.”
–Halil Özen: “Hayır, hiç kimse o Özgür Özel için de böyle. Eğer bir hareketin temsilcisiyse, eğer bir hareketin ama namuslu, düzgün hareketin temsilcisi ise, o zaman Özgür Özel içinde olamaz, olmaması lazım. Ben olmayacağına inanıyorum, yani en azından öyle söyleyeyim, olmayacağına inanıyorum. Geç kalındı, geç kalındığını ben de fark ediyorum. Bu açıklamalar için de geç kalındı. Samimi olduklarına inanıyorum, iyi niyetle iyi bir şey yapmaya çalıştıklarına da inanıyorum, yani Özgür Özel’in iyi bir şey yapmaya çalıştığına da inanıyorum aslında ve dostane, benim yazdıklarım bir siyasi beklentiyle, bir çıkar için filan söylenen laflar değil, sadece daha düzgün bir ülkede yaşayalım, hep beraber daha mutlu olalım. Çünkü soyan adamın AKP’lisi, CHP’lisi diye bir şey yok; “benim hırsızım”, “senin hırsızım” diye bir şey olmaz. Hırsız hırsızdır, toplumdan çalıyor, bizden çalıyor, yeşilden çalıyor, parktan çalıyor, bizden çalıyor.
–Yakup Telci: “İnşallah bundan sorun olmaz abi, inşallah.”
–Halil Özen: ” Ama biz elimizden geleni yapmalıyız, yani bilmiyorum, biz yapalım elimizden geleni, artık hani ondan sonra ne olacaksa olacak, biz sadece onurluca yaşayalım, düzgün yaşayalım. Hani Selçuklu Aşığı’nın dediği gibi adam gibi yaşayalım, değil mi? Düzgün yaşayalım. Önemli olan bu bizim için, çünkü yaşamak demek nefes alıp vermek demek değil sadece, haysiyetli yaşayalım biz, haysiyetli yaşayalım. Çünkü çocuklarımıza, torunlarımıza bizim bırakabileceğimiz miras ne olabilir ki? Bu olabilir en fazla yani ve yapabileceğimiz en iyi şey de bu olabilir. Dolayısıyla biz elimizden geleni yapacağız, artık gerisi topluma kalmış, tabii ona kalmış.
İkinci kez de bir soru önergesi verildi İskender Bayhan tarafından 2026 yılında, bu İBB raporu üzerine. Bu sefer biz zaten 2024’te vermiştik, cevap bile vermemiştiniz ama 2026 yılında bu İBB raporu yayınlandıktan ve bizim haberimizin doğruluğu teyit edildikten sonra tırnak içinde bir soru önergesi daha verdi ve tekrar bunun yasal işlemlerin yapılması gereği konusunda TBMM’ye soru önergesinde bulundu.
–Yakup Telci: “Çok teşekkürler abi.”
–Onur Öncü: “Çok teşekkürler abi.
—Halil Özen: “Ben teşekkür ederim, sağ olun.”
İzlemek İçin tıklayın!


