CUMHURİYET HEP YAŞAYACAK!
Cumhuriyet nedir? Ebedi Liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e göre Cumhuriyet fazilettir, Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir.
Yine Mustafa Kemal Atatürk’e göre gerçek egemenlik “Ulusal Egemenliktir” ve bu da ancak halkın bilinçli mücadelesiyle elde edilir. Cumhuriyettin gereği olan halk egemenliği düşüncesini Mustafa Kemal Atatürk 1906’da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin Selanik Şubesi’ni açarken yaptığı konuşmada milleti hâkim kılmaktan söz etmiş, yine Sofya’ya askeri ateşe olarak giderken “Diktatörlük milleti mesut ve müreffeh kılmaz. Devletin esasını cumhuriyet prensiplerine göre hazırlamak lazımdır” demiştir.
Mustafa Kemal Atatürk, Fransız Devrimi ile Türk Devrimi arasındaki farkları ifade ederken “10 Temmuz Fransız İnkılabı, bir baskıcı hükümdarla millet arasında en nihayet kayıt ve şartlar ile denge arayan bir düşünüşü elde etmeye yöneltilmiş idi. Hâlbuki bizim inkılabımız meşrutiyet yönetimini dahi özgürlük ve milletin bağımsızlığı için yeterli görmez ve kayıtsız şartsız millet hakimiyetini kendi elinde tutan esaslı bir ilkeye dayanır” demişti.
Birinci Dünya Savaşı sürerken savaş koşulları nedeniyle cumhuriyetin kurulamayacağını ancak günün birinde bunun kesinlikle gerçekleşeceğini söylemiştir. Amasya Genelgesi’nde ise adı konmamış Cumhuriyet/Halk Egemenliğine geçişi müjdelemiştir. Erzurum’da Mazhar Müfit’e (Kansu) zaferden sonra Cumhuriyetin benimseneceğini söyleyen Mustafa Kemal Paşa, Sivas Kongresi sürerken kongre başkanlığına sarayın hükmünün kalmadığını, Anadolu’da bir cumhuriyet kurulması gerektiğini söyleyen önergenin üzerine “Çok mühimdir, çok dikkate şayandır, vakti gelince yapılacaktır” kaydını düşmüştür
Gerek Amasya Genelgesi’nde gerekse Erzurum ve Sivas Kongrelerinde milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve mücadelesinin kurtaracağının ilan edilmesi, Kuvayı Milliye’yi amil ve milli iradeyi hâkim kılmak esasında birleşilmesi de demokratik cumhuriyete giden yolda temel taşlarıdır. İhtilalin her aşaması da seçime dayandırılmış, Saray ve İstanbul Hükümetleri halk egemenliğinden ürküp meclisi kapatıp bir daha açmamakla direnirken Sivas’ta seçimlerin bir an evvel yapılması istenmiştir.
29 Ekim 1923 Pazartesi akşamı saatler 20.30’u gösterirken anayasa değişikliği oylamaya katılan 158 milletvekilinin “Yaşasın Cumhuriyet” sesleri ve alkışları arasında benimsenmiştir. Yeni Türkiye kurulduğu tarihten itibaren cumhuriyet rejimini ve demokratik sistemi benimsemiştir.
Cumhuriyet salt bir rejim değildir. Mustafa Kemal Atatürk cumhuriyeti kurgularken, düşüncesinde üretirken ve de yaşama geçirirken onu bir yaşam biçimi olarak meydana getirmiştir. Siyasal bir rejim kategorisine indirgemek -bugün olduğu gibi- Cumhuriyetin dayandığı temel ilkeleri yok saymak anlamına gelecektir. Cumhuriyet geçmiş bir rejim de değildir, Cumhuriyet bir gelecek tasarımıdır. Bilinçli veya bilinçsiz cumhuriyet anmalarının salt geçmişe dönük bir nostalji çerçevesinde yapılması onun gelecek iddiasına vurulmuş bir darbedir.

Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basarak Milli Mücadele’yi başlattığında, Osmanlı’dan kalan sosyal, siyasal ve ekonomik enkazla birlikte salgın hastalık enkazını da devraldı. Dolayısıyla Atatürk’ün, 9-15 Mayıs 1935 tarihleri arasında toplanan Cumhuriyet Halk Partisi 4. Büyük Kurultayı’nda, Milli Mücadele’yi de kapsayan yaklaşık 11 yıllık savaş dönemine atfen kullandığı, “Uçurumun kenarında yıkık bir ülke… Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar… Yıllarca süren savaş…” ifadeleri, sadece düşmanlara karşı verilen haklı bir mücadeleyi betimlemez. Aynı zamanda bu mücadelenin, “Çökmüş bir ekonomiye, dağılmış bir toplumsal yapıya, yoksulluğa ve salgın hastalıklara” rağmen başarıldığını da anımsatır.
Bu başarının temelinde de bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından Cumhuriyete verilen “Kimsesizlerin kimsesi olma” görevinden güç aldığını yorumlayabiliriz.
Peki, bugüne gelirsek; hangi manzara ile karşı karşıyayız? Üzülerek ifade etmek durumundayız ki Cumhuriyetimiz, bugün kendisini “Kimsesiz” olarak görenlerin “ Kimsesi” olmayı tam olarak yerine getirememektedir. Yoksulluğu yenmeyi değil, yönetmeyi amaç edinmiş bir siyasi anlayış tarafından adeta rehin alınmış bir Cumhuriyetle karşı karşıyayız.
Bize düşen görev ise 101. Yılını kutladığımız Cumhuriyetimizi, yaşamın bütün alanlarında, kendisini kimsesiz hisseden herkesin “Kimsesi” kılmaktır. Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’e verdiği “Kimsesizlerin kimsesi olma” görevi ve her yaştan gence verdiği Cumhuriyeti “ Yüceltme ve devam ettirme” sorumluluğunun gereği budur.
Cumhuriyet kimlerin kimsesi olmalıdır?
Cumhuriyet, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu temel ilkesine dayanmak zorundadır. Şimdiye kadar hazırlanan bütün anayasalarda bu ilke olmakla birlikte maalesef bu temel ilkelerden uzaklaşılmıştır. Adil bir seçim yasası uygulanmaya konulmalı ve bu yasa tam uygulanmalıdır.
Cumhuriyet, adalet arayanların kimsesi olmak zorundadır. Cumhuriyet için önemli olması gereken hukukun mutlak üstünlüğü, adalet dağıtacak olan yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığıdır. Hak, Hukuk, Adalet herkes için olmalıdır.
Cumhuriyet, öğretmenlerden, akademisyenlerden “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller” yetiştirilmesini ister. Oysa günümüzde, başta eğitimciler olmak üzere ifadelerinden ve düşüncelerinden ötürü mağdur olmuş herkesin kimsesi olmak zorundadır. Bu açıdan cumhuriyet, düşünceyi ifade özgürlüğünün, din ve vicdan özgürlüğünün, basın özgürlüğünün güvencesi olmak zorundadır.
Cumhuriyet, kimseye etnik kökeni, dini ve vicdani inanışı, mezhepsel farklılıkları nedeniyle ayrımcılık yapmaz, aynı gerekçeyle de ayrıcalıkta bulunmaz.
Cumhuriyet, özgürce üretmek ve sergilemek, sahnelemek isteyen tüm sanatçılarının, yazarların, yayınevlerinin, sinemacıların, gazetecilerin, düşün insanlarının, doğa ve hayvan hakları savunucularının kimsesi olmak zorundadır.
Cumhuriyet, şiddet mağduru kadınların ve çocukların kimsesi olmak zorundadır. Kadına ve çocuklara yönelik bireysel ve toplumsal şiddeti sonlandırmak anayasal bir sorumluluk olduğuna göre cumhuriyet bu sorumluluğu eksiksiz yerine getirmek zorundadır.
Cumhuriyet, çevremizdeki canlı veya cansız bütün varlıkların korunması ve yaşaması için de gayret göstermelidir. Doğamızın gelecek kuşaklar için bizlere emanet olduğunu, topraklarımızda yaşayan her canlının hayat hakkı bulunduğunun bilinci ile hareket etmemiz gerektiği sorumluluğu taşımamız gerektiğini hatırlatmak ve benimsetmek zorundadır.
Cumhuriyet, işsizlerin kimsesi olmak zorundadır. Cumhuriyet işsizliği yenmek zorundadır. Cumhuriyet gençlere iş olanakları sağlamalıdır.
Cumhuriyet, liyakate dayalı bir istihdam politikasını yaşama geçirerek, kayırmacılık, adamını bulma nedenleriyle kamuda çalışma fırsatına kavuşamayan, hak ettiği terfi alamayan, hak ettiği atamadan mahrum kalanların kimsesi olmak zorundadır.
Cumhuriyet, kamu ihalelerinde yandaş uygulamalarının mağduru olmuş iş insanlarının kimsesi olmak zorundadır. Cumhuriyet, kamu ihalelerinde şeffaflığı sağlamalı, kamu harcamalarında savurganlığı önlemelidir.
Cumhuriyet, savaş meydanlarında kazanılan zaferlerin, iktisadi zaferlerle taçlandırılmasının en önemli dayanağıdır. Ancak kalıcı iktisadi zaferleri sağlayacak olan katma değeri yüksek ürün üretme hedefinden büyük bir hızla uzaklaşılmıştır. Cumhuriyet, sadece beton ekonomisinden oluşan yapıdan uzaklaşarak ihracat odaklı ve katma değeri yüksek üretimi hedefleyen sanayicimizin, üreticimizin kimsesi olmak zorundadır.
Cumhuriyet, adil bir vergi politikası ve gelir dağılımındaki eşitsizliğini giderici politikalarla dar gelirlinin, emekçinin, alın terinin karşılığını alamayanların, açlık sınırının altında aylık alan milyonlarca emeklinin ve taşeron işçilerin, kahveci esnafının, kuryelerin, apartman görevlilerinin, sağlık emekçilerinin, güvenlik güçlerinin, şehit ve gazilerin kimsesi olmak zorundadır.
Cumhuriyet, efendilikten uzaklaştırılan köylümüzün kimsesi olmak zorundadır. Bugün bırakın tarım ürünlerini; samanı dahi ithal eden duruma gelmiş, çiftçilerimizi açlığa mahkum etmiş, tarlalarından koparmış durumdan cumhuriyet, köylülerimizi yeniden milletin efendisi seviyesine getirmek zorundadır.
Cumhuriyet, tek bir çocuğun dahi yatağa aç sokuyorsa Cumhuriyet olma özelliğini yitirmiş demektir. Cumhuriyet, yatağa aç giren çocuğun, çocuğu yatağa aç giren annenin ve babanın kimsesi olmak zorundadır.
Cumhuriyet, yeniden mazlum milletlerin kimsesi olmak zorundadır.
Özetle Cumhuriyet, hep birlikte huzur içinde yaşayacağımız bir Türkiye’nin inşa edilmesidir. Kimsenin kendisini sahipsiz hissetmediği Türkiye’yi inşa ettiğimizde Mustafa Kemal Atatürk’ün “Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” sözüne anlam kazandırmış oluruz. Unutulmasın ki Cumhuriyet, demokrasiye yürekten inanan Atatürk ve arkadaşları tarafından kuruldu. Bize düşen, Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmaktır. O zor koşullarda cumhuriyeti kuranlar hiçbir zaman umutsuzluğa teslim olmadı. Bizlerin de umutsuzluğa kapılma hakkı yoktur.
Siyasal düzeyde yurttaşlığı, ekonomide planlı kalkınmayı, eğitimde fırsat eşitliğini ve bilimselliği, sağlıkta dünya ile yarışacak bir kaliteyi, teknolojik atılımı, tarımsal üretimi, niteliksel akademik sıçramayı hedef alan bir büyük devrim, her alanda kendi kendine yetebilen bir ulus yarattı. Bugün de Cumhuriyeti her alanda hegemonik bir konuma taşımak, ülkenin içinde bulunduğu sorunları yurttaşlık temelinde çözmek, içeride ve dışarıda barışı egemen kılmak Cumhuriyetin önceliği, bugünün zorunluluğudur.
Yerel seçimlerde elde edilen başarı sonucunda milletimize dokunan hizmetler ile tam yol ilerlemekteyiz. Şimdi sıra genel seçimlerde milletimizin takdirini bir daha alarak Cumhuriyeti gerçek anlamda herkesin kimsesi olduğunu göstermek olacaktır.
Bunu da biz, hep birlikte başaracağız…
Elbette tüm sorunları çözmek için Var Bir Çaresi diyeceğiz.