Can Atalay’dan 6 Şubat’ın üçüncü yılında tarihsel rapor: “Hatay’da deprem hâlâ bitmedi, adalet onarılmadı”
Silivri Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay, 6 Şubat 2023 depremlerinin üçüncü yılı yaklaşırken hazırladığı “Hatay Deprem Raporu 2026: Bir Afet, Bir Yönetim Krizi” başlıklı kapsamlı çalışmayı kamuoyuyla paylaştı.
112 sayfalık rapor, yalnızca bir durum tespiti değil; unutmaya karşı hafızayı, cezasızlığa karşı adalet talebini ve resmî anlatılara karşı sahadaki gerçekleri kayıt altına alan bir tanıklık metni niteliği taşıyor.

Atalay, raporu cezaevi koşullarında sınırlı bilgi ve imkânlarla hazırladığını vurgularken, çalışmayı “bir rapordan çok, gelecekte kurulacak adaletin delil dosyası” olarak tanımladı.
“Toplumsal hafıza adaletin ilk savunma hattıdır”
Sosyal medya hesabından paylaştığı video mesajda konuşan Atalay, Hatay’da yaşanan yıkımın yalnızca fiziksel olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Hafıza sadece geçmişin dökümü değildir; adaletin en temel savunma hattıdır. Toplumsal unutkanlık, hak ihlallerinin üzerini örtmek için kullanılır. Bu rapor, moloz yığınları arasında kaybedilmek istenen gerçekleri kayıt altına almak için yazıldı.”
Atalay, aradan geçen üç yıla rağmen Hatay’da barınma, sağlık, eğitim, çevre, adalet ve yeniden inşa başlıklarında temel sorunların çözülemediğini, deprem gerçeğinin hâlâ “geçmiş zaman” ile konuşulamadığını vurguladı.
AYM kararına rağmen Meclis’te yok, halkın yanında
Raporun sunuş bölümünde, Anayasa Mahkemesi’nin açık ve bağlayıcı kararlarına rağmen milletvekilliğinin fiilen engellendiğini hatırlatan Atalay, bunun yalnızca kişisel bir mağduriyet değil, Hatay halkının iradesine yöneltilmiş bir adaletsizlik olduğunu belirtti.
“Milletvekilliği yalnızca Meclis’te bulunmak değildir. Nerede olursam olayım, Hatay halkının yaşadığı adaletsizlikleri dile getirmek benim sorumluluğumdur.”
“Konteyner kentler geçici olmaktan çıktı”
Raporda öne çıkan en kritik başlıklardan biri barınma krizi oldu. Atalay, konteyner kentlerin üçüncü yılda hâlâ geçici olmaktan çıkarak kalıcı hale geldiğine dikkat çekti.
Resmî açıklamalarla sahadaki gerçekler arasında ciddi farklar bulunduğu belirtilirken, konut teslimlerine ilişkin tek elden, şeffaf ve güncel bir veri sistemi kurulması çağrısı yapıldı. TOKİ konutlarıyla ilgili bağımsız ve denetlenebilir verilerin bulunmaması, “veri yönetimi krizi” olarak tanımlandı.
Deprem davaları, cezasızlık ve kamu gücü
Raporda, Hatay’da yıkılan apartmanlara ilişkin davaların yavaş ilerlediği, tutuklu müteahhit sayısının son derece sınırlı olduğu vurgulandı. Valiliklerin soruşturma izinleri vermemesi, depremde yakınlarını kaybeden ailelerin adalet duygusunu derinden sarstı.
Bu tablo, İsias Otel davasında olduğu gibi, deprem suçlarının münferit değil örgütlü bir cezasızlık rejimi içinde ele alındığını bir kez daha ortaya koyuyor.
Kıbrıslı gençlerin yaşamını yitirdiği Grand İsias Otel, yüzlerce insanın öldüğü Rönesans Rezidans ve siteler, Hatay raporunda anlatılan sistemsel çöküşün somut örnekleri olarak hafızalarda duruyor.
Sağlık, ekoloji ve iş cinayetleri
Raporda enkaz kaldırma ve moloz taşıma süreçlerinde Dünya Sağlık Örgütü standartlarına uyulmadığı, hava kirliliği ve asbest riskinin ciddi boyutlara ulaştığı belirtildi.
Şantiyelerde yaşanan iş kazaları “örgütlü bir adaletsizlik” olarak tanımlanırken, taşeron zincirine karşı yasal düzenleme çağrısı yapıldı. TMMOB’a bağlı meslek odaları, sağlık ve iş güvenliği uzmanlarının yer alacağı bağımsız bir “yeniden inşa güvenliği kurulu” önerildi.
Eğitim, göç ve yaşam hakkı
Eğitim başlığında konteyner okulların kalıcı hale gelmesinin kabul edilemez olduğu belirtilirken, Hatay’da eğitimin bir lütuf değil, yeniden inşa edilmesi gereken bir yaşam hakkı olduğu vurgulandı.
Göç ve geri dönüş sürecinde ise sağlıklı bir veri tabanının bulunmaması, bölgenin geleceğini belirsizleştiren temel sorunlardan biri olarak rapora yansıdı.
“İnadımız irademizdir”
Raporun sonunda Atalay, mücadelenin yalnızca geçmişi kayda geçirmek değil, geleceği kurmak için sürdürüldüğünü vurguladı: “Unutmaya karşı hafızayı, suskunluğa karşı sözü, ‘kader’ denilene karşı sorumluluğu hatırlatma çabasıdır bu rapor. İnadımız irademizdir.”
Çağdaş Tuzla notu
Hatay Deprem Raporu, 6 Şubat felaketinin yalnızca bir doğal afet değil, bir yönetim, denetim ve adalet krizi olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Yıkılan İsias Otel’den, Rönesans Rezidanslara, konteyner kentlerden deprem davalarına uzanan bu tablo, Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yüzleşmediği sürece yeni felaketlere açık olduğunu hatırlatıyor.


