Halil Özen / Çağdaş Tuzla Gazetesi,
Mücadele Mirası: Adında Saklı Hikâye
Can Atalay bugün Silivri zindanında olsa da onu demir parmaklıklar ardına taşıyan sadece Gezi Parkı direnişi değildir. Mücadelesinin kökleri çok daha eskiye, hatta adına kadar uzanır. Tam adı Şerafettin Can Atalay olan Can, adını 1971’de evinin önünde tek kurşunla katledilen Türkiye İşçi Partisi (TİP) Amasya İl Başkanı Şerafettin Atalay’dan almıştır. Katledilen bu devrimci amcanın hatırası, yeğeni Can’ın ismine verilerek yaşatılmıştır. Ailesi tıpkı pek çok kişinin sevdiği yoldaşlarının anısını çocuklarının isminde yaşatması gibi, Can’ın da ismini bir mücadele mirasına dönüştürmüştür. Nitekim çocukluğundan itibaren adaletsizliğe tahammül edemeyen bir karaktere sahip olan Can, büyüdüğünde mesleğini halkın avukatlığına adamış, memleketin en zor davalarında hep mağdurların yanında saf tutmuştur.
Şerafettin Can Atalay stajını Av. Fikret İlkiz’in yanında gerçekleştirdi. Mesleki kariyerine İstanbul Mimarlar Odası’nda avukat olarak başlayan Atalay, kentsel ve toplumsal mücadelelerin de aktif bir öznesiydi. İstanbul’da Validebağ Korusu’nun ranta açılmasına karşı direnen çevre gönüllülerinin hukuki savunmasını üstlendi. Emek Sineması’nın yıkımına karşı düzenlenen kampanyaların örgütleyicileri arasında yer aldı. Taksim Gezi Parkı’na Topçu Kışlası adı altında AVM yapılmak istendiğinde, Taksim Dayanışması platformunun avukatı olarak dava açıp imar planlarını iptal ettiren de oydu. Gezi Parkı Direnişi sırasında kitleye uygulanan şiddeti belgelemiş, hatta bu sırada gaz fişeğiyle yaralanması dahi hukuki girişimlerinin önüne geçememişti. Kısacası Atalay, bulunduğu her alanda hukuku halktan yana kullanmayı ilke edinmiş bir hak savunucusuydu.
Madenci Ailelerinin Yanında: Soma Davası
301 madencinin hayatını kaybettiği 13 Mayıs 2014 Soma maden faciasının ardından yakınlarını yitiren aileler, her yıl mezarları başında karanfillerle anma törenleri düzenleyip adalet talebini dillendirdi. Bu süreçte avukatlar ve aktivistler de “Soma’yı unutmadık, unutturmayacağız” diyerek ailelerin adalet mücadelesine omuz verdi.
Türkiye tarihinin en büyük işçi katliamlarından biri olan Soma Maden Faciası yaşandığında takvimler 13 Mayıs 2014’ü gösteriyordu. Manisa’nın Soma ilçesindeki kömür madeninde çıkan yangın sonucunda 301 madenci hayatını kaybetti, 162 işçi yaralandı. Bu acı olay, resmi söylemlerin aksine “kader planı” ya da “fıtrat” değil, göz göre göre gelen bir iş cinayeti olarak tarihe geçti. Nitekim ilerleyen süreçte hazırlanan bilirkişi raporları da maden işletmesindeki kâr hırsı ve ihmal zincirini ortaya koymuş; planlanandan fazla üretim yapılmasına rağmen havalandırmanın yetersiz bırakıldığı, gaz maskelerinin çalışmadığı, acil durum planlarının olmadığı gibi hayati eksiklikler saptamıştı. Kısacası, gerekli önlemler alınsaydı 301 can bugün aramızda olabilirdi. Can Atalay da tam bunu vurgulayarak “Hiçbir işin fıtratında ölüm yoktur! Risk vardır, önlem vardır!” sözleriyle bu facianın öngörülebilir ve önlenebilir olduğunun altını çiziyordu.
Av. Ş. Can Atalay, Av. Evren İşler (arkasındaki) ve Av, Y. Deniz Özen (sağ başta)
Facianın ardından adalet arayışı hızla başladı. Soma davası, 2015’te Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. İlk duruşmaya Türkiye’nin dört bir yanından insanlar akın etti; mahkeme salonunun önünde uzun kuyruklar oluştu. O gün orada bulunan herkesin dilinde “Unutursak yüreğimiz kurusun” yemini vardı. Salon içinde ise madenci ailelerinin “Adalet istiyoruz!” çığlıkları yankılandı; eşini, oğlunu kaybedenler gözyaşları içinde sanıklardan hesap soruyordu. Medyanın yoğun ilgi gösterdiği bu ilk duruşma, Somalıların adalet feryadını tüm ülkeye duyurdu. Duruşmaya katılan avukatlar arasında Can Atalay da vardı. Sonrasında, Ermenek, Aladağ, Hendek, Çorlu tren faciasına dek pek çok acılı davada gönüllü olarak mağdurların yanında yer alacak olan Atalay, Soma’da da en önde mücadeleye girişti. Sosyal Haklar Derneği üyesi gönüllü bir avukat olarak şehit madenci ailelerinin vekilliğini üstlendi. Onlarla birlikte maden şirketine ve sorumlulara karşı dişe diş hukuk mücadelesine koyuldu.
17. duruşma öncesi mağdur ailelere hitaben Soma’da : “Bugün yine Akhisardayız, duruşma salonunun önündeyiz. Kar yağdığında , güneş kavururken, sağanak yağmurun altında burada olduk. (…) Elmas teyze dedi ki, adalet sağlanana kadar burada olacağız. Sadece burada değil; adalet için nerede olmamız gerekiyorsa orada olacağız.
Değerli arkadaşlar diğerli aileler birazdan salona gireceğiz; son 2 duruşmadır olanı biteni, yüzsüzlüğü ele alışlarını hep birlikte gördünüz. Salonda sakin olmaya sakin kalmaya devam edeceğiz. Savcılığın ne dediğinin bir önemi yok ( …) mahkeme kararını okuyana kadar hepimiz dudaklarımızı ısırarak sakin olmaya devam edeceğiz. Olmadık rezillikler oldu; Soma’da, Savaştepe’ de, Kınık’ta. Hiç kimse adalete sahip çıkmamıza engel olamadı. Bugün bir kere daha bir birimize söz verelim. Koşullar ne kadar ağırlaşır ise ağırlaşsın, adalet için mücadeleye devam edeceğiz değil mi? Birimizin başına bir şey gelirse gayrısı (geride kalanlar), adalet için mücadele etmeye devam edecek!” diyordu.
Av. Ş. Can Atalay ve avukatlar / Somalı ailelerle basın açıklaması
Dava süreci yıllarca sürdü. İlk yıllarda hemen her duruşma büyük yankı uyandırsa da zamanla kamuoyunun ilgisi azaldı. Fakat ne aileler ne avukatları ne de ilk günden beri davayı sahiplenen Manisa Milletvekili Özgür Özel adalet arayışından vazgeçti. 2018 Temmuz’unda mahkeme ilk kararını açıkladığında salon yine tıklım tıklımdı. Ne var ki çıkan karar, ailelerin yüreğine su serpmekten uzaktı. 51 sanıktan 37’si beraat etti, kalan 14 sanık ise taksirle ölüme neden olmaktan ceza aldı. Soma Kömür İşletmeleri Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan sadece 15 yıl hapis cezasına mahkûm edildi; Genel Müdür Ramazan Doğru 22 yıl 6 ay, İşletme Müdürü Akın Çelik 18 yıl 9 ay ceza aldı. Mahkeme “olası kast” (kasten adam öldürme) suçlamasını kabul etmemiş, ölümleri bilinçli taksir (bilinçli ihmal) olarak değerlendirmişti. Kararın okunmasıyla salonda infial çıktı: Madenci yakınları gözyaşları ve öfkeyle “Adaleti öldürdünüz! Adalet yok!” diye feryat ederek karara isyan etti.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel/Soma
CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, o dönem hem bölgenin vekili hem de partisinin grup başkanvekili olarak en başından beri davayı adım adım takip ediyordu. Karar sonrasında konuşma yapan Özel de gözyaşlarını tutamayarak “Peşini bırakmayacağız, adaletin peşinde olacağız” diyerek hem ailelere söz verdi hem de karara tepki gösterdi. Özel’in titreyen sesiyle, “Bu salonda avukatlar, gerçek gazeteciler, gözü yaşlı anne-babalar için yapılması gereken ne varsa yaptı. Yine de beklenen oldu…” sözleri, salondaki pek çok kişiyi duygulandırdı. Onun bu gözyaşları, acılı ailelerin çaresizliği karşısında bir milletvekilinin de ne denli samimi olabileceğini, ve onun da ne kadar çaresiz kalabileceğinin ifadesiydi adeta.
Karar temyize gitmiş, Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2020’de kararı bozarak sanıkların “olası kastla öldürme” suçundan cezalandırılmaları gerektiğini belirtmişti.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel / Soma Katliamının Yıldönümü, Dayanışma Mitingi…
Ne var ki Yargıtay sürecine siyasetin gölgesi düştü: Daire üyeleri değiştirildi, Başsavcılık itirazı derken süreç uzadı. 2021 yılında dava yeniden görülüp karara bağlandığında sonuç değişmedi. Akhisar Mahkemesi, direnerek yine bilinçli taksirden hüküm kurdu; Can Gürkan’ı bu kez 20 yıl hapse mahkûm etti. Ancak bu karar da göstermelik olmaktan ileri gitmedi, zira sanıklar tutuklanmadı.
Nihayet Nisan 2022’de Yargıtay, bu kararı onayarak Soma davası hukukî sürecini noktalamış oldu. İnfaz yasası ve diğer indirimlerle birlikte Can Gürkan’ın toplam 7 yıl kadar hapis yatacağı hesaplandı; böylece 301 canın her biri için yaklaşık 8 gün ceza çekmiş olacaktı. Bu adaletsiz tablo, toplum vicdanında yara açarken Soma’lı ailelerin öfkelerini daha da bileyledi. Karar sonrası “301 madencinin katillerine ödül gibi ceza verildi” manşetleri atılırken, adliye önünde toplanan aileler “Soma için adalet yok” diyerek gözyaşları içinde haykırmaya devam etti.
Av. Y. Deniz Özen/SHD Genel Başkanı Melda Onur
Tüm bu süreç boyunca Can Atalay, Soma ailelerinin hep yanındaydı. Duruşmalar arasında Soma’ya gidip ailelerle buluşuyor, dertlerini dinliyor, onları hukuki süreç hakkında bilgilendiriyordu. Atalay’ın annesi Şükran Atalay, oğlunun bu davalardaki mağdurlara adeta kendi ailesi gibi sahip çıktığını anlatırken, “Zor günlerin adamı Can” diyordu. Gerçekten de en yakın arkadaşlarının bile haberi olmadan bir bakarlardı Aladağ’da (Adana’daki yurt yangını faciasında) kucağında bir çocuk oturtmuş, bir bakarlardı Soma’da, omuzunda bir teyze, ağlar halde görürlerdi onu. Yani acılı insanların sığınağı, dert ortağı olmuştu. Soma’da kaybettikleri babalarının, abilerinin hesabını sormak için yollara düşen çocuklar, gençler onu “Can abi” diye bağrına basıyor, bir kardeş gibi seviyordu. Atalay da bu güvene layık olmak için Sosyal Haklar Derneği üyesi arkadaşları av. Evren İşler, av. Yalçın Deniz Özen, av. Akçay Taşçı, ile birlikte aralarında iş bölümü yaparak, gecelerini gündüzlerine katarak çalıştılar; davanın onbinlerce sayfalık dosyasını birlikte satır satır incelediler, her duruşmaya titiz bir hazırlıkla girdiler. Onu tanıyan meslektaşları, “Gerçek adaleti arayan, hukuku yalayıp yutmuş bir avukat ama, aynı zamanda haksızlık karşısında çocuk gibi isyan eden biri” diye bahseder. Nitekim Soma davası boyunca da tam böyle oldu.
Duruşma Salonunda İsyan ve Gözyaşları
Soma ceza davasının duruşmaları zaman zaman tansiyonun çok yükseldiği sahnelere de tanık oldu. Sanık sandalyesinde oturan maden patronları ve yöneticilerinin pervasız tavırları, hayatını kaybeden madencilerin yakınlarını çileden çıkarıyordu. Can Atalay da bir avukat olarak yalnızca hukuki argümanlar sunmakla kalmıyor, vicdanın sesi olarak mahkeme heyetine ve sanıklara hitap ediyordu.
Av. Ş. Can Atalay Somalı ailelerle…
Özellikle maden şirketi sahibi Can Gürkan’ın duruşmalardaki umursamaz, küstah tutumuna dayanamadığı anlar oldu. Bir duruşmada, “301 işçiyi ölümüne çalıştırdığınız bu davada hesap vereceksiniz” diyerek sanıkları hukuka ve vicdana davet ederken sesi titriyordu. Gürkan’ın pişkin ifadeleri devam edince, Atalay bir anda önündeki masaya eliyle vurarak tepkisini gösterdi. O an salonda bir uğultu koptu; herkes ne olduğunu anlamaya çalıştı. Can Atalay, kendi eline zarar verecek kadar büyük bir tepki gösterdiğini sonradan fark edecekti. Öfke ya da şiddet değildi bu – tam aksine, yitip giden canlara yapılan saygısızlığa tepki; ölen işçilere ve onların yakınlarına duyduğu bağlılığın; adaletsizliğe karşı isyanının bir dışavurumuydu.
Nitekim bu sert tepkisine rağmen duruşma zabıtlarına bakıldığında Atalay’ın sözlerinin hep hukuk sınırları içinde kaldığı görülür. O, mahkeme salonlarında yeri geldi mi yüksek sesle itiraz eden, masaya vuran; kilitli duruşma salonu kapılarının açılmasını sağlayan ama bunu müvekkillerinin hakkını, hukukunu koruma içgüdüsüyle, hukuk ciddiyetini bozmadan yapan bir “coşku insanı” idi. Arkadaşları onun bu yönünü anlatırken, “Onun çıkışları asla bir öfke krizi değil, müvekkillerini ve hukuku koruma içgüdüsüydü” demektedir.
Duruşmalarda sadece avukatlar değil, siyasiler de gözyaşlarını tutamadı. O tarihlerde grup başkanvekili ve bölge milletvekili olan; şimdilerde Genel Başkan olan CHP’li Özgür Özel, özellikle karar duruşmasından sonra öylesine sarsıldı ki, konuşurken sesi titredi ve gözyaşlarını tutamadı.
Özel, Soma’da yıllarca ailelerle birlikte adalet nöbeti tuttu. Mecliste, mitinglerde defalarca bu konuyu gündeme getirdi. 87 hafta boyunca her duruşmaya katılıp aynı salonda ailelerle birlikte oturdu. Gerekirse davanın yeniden görüleceğini ve sorumlular kadar bu adaletsizliğe yol açanların da hesap vereceği sözünü vererek, yemin etti. Onun bu insani tavrı, hem Somalı aileler, hem de duruşmaya katılan avukatların gözleri önünde gerçekleşti.
Soma Maden Katliamı Davası’nda ailelere umut veren simge isimlerden biri oldu. Özel’in duruşma salonunda çaresizlikten döktüğü gözyaşları, aslında tüm Türkiye’nin, hepimizin adalet arayışlarındaki çaresizliğimizi, kimsesizliğimizi de temsil ediyordu.
Av. Ş. Can Atalay ve Av. Selçuk Kozağaçlı
Can Atalay ise Soma davasında sadece hukuki mücadele vermedi, aynı zamanda mağdur ailelerin örgütlenmesine, birbirine destek olmasına öncülük etti. Dava sürerken Somalı ailelerin kurduğu Adalet Komitesi’nin danışmanı gibiydi. Katliamın 8. yıl dönümünde Soma’da düzenlenen büyük adalet mitinginin fikri hazırlayıcılarından biriydi; ne var ki kendisi ve yine davanın çok sevilen diğer kahramanı avukat Selçuk Kozağaçlı hapiste olduğu için katılamadılar. Yine de avukat arkadaşları: “Can abi, Selçuk abi bugün aramızda olmasalar bile, onların bıraktığı yerden Somalı ailelerinin yanındayız” diyerek onların yokluklarının aratmamaya çalıştılar. Gönderdikleri mesajları okudular. Aileler de mitingde “Can Atalay, Selçuk Kozağaçlı onurumuzdur” sloganları atarak çok sevdikleri avukatlarına selam ve dayanışma duygularını yolladı. Somalı Elmas teyze de Can Atalay ve kendi tabiri ile “bıyıklıya” (Selçuk Kozağaçlı) selam gönderenlerin arasındaydı.
Soma davasının adalet mücadelesi ne yazık ki hukuken istenilen noktaya varamadı. “Soma Katliamı’nda adalet yerini bulmadı” cümlesi, facianın 12. yılında halen dillendiriliyor. Üstelik bugün gelinen noktada davada tek bir tutuklu sanık bile kalmamışken, madenci ailelerinin iki gönüllü avukatı olan Can Atalay ve Selçuk Kozağaçlı çeşitli gerekçelerle cezaevinde bulunuyor. Bu acı gerçek, adalet sistemine duyulan güvensizliği artırdı. Soma’da eşini kaybeden bir kadın, bu durumu şu sözlerle özetledi: “Bize yardım etmek suç mu? Kim hakkımızı savunsa onu tutukluyorlar. Ama sevdiklerimizin ölümüne sebep olanlar dışarıda geziyor, bunu kabul edemiyoruz”. Gerçekten de Soma davasında yaşananlar, Türkiye’de “adalet” kavramının sorgulanmasına yol açtı.
Gazeteci Mustafa Hoş’un dediği gibi: ” Gezi davasında Can Atalay’a verilen 18 yıl hapis cezası aslında sadece Gezi’ye değil, Çorlu tren kazasında hayatını kaybedenlere, Aladağ’da yanan çocuklara, Soma’da ölüme gönderilen madencilere de verilmiş gibidir. Çünkü Can Atalay, tüm bu davalarda mağdurların avukatlığını yapmış, onların adalet umudunu temsil etmiş bir isimdi”.
Bugün Can Atalay Silivri Cezaevi’nden, tıpkı dışarıdayken yaptığı gibi, mücadelesini sürdürmeye çalışıyor. Milletvekili seçilmesine ve defalarca verilen Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen tahliye edilmeyerek hakkı gasp edilse de yılmış değil. Soma’da, Ermenek’te, Aladağ’da, Çorlu’da, Hendek’de onun emek verdiği, dayanışma içinde bulunduğu aileler ise hala onu bir kahraman olarak anıyor. Dava duruşmaları öncesinde hayatını kaybeden madencilerin isimleri okunurken, artık bir isim daha yüksek sesle haykırılıyor: “Can Atalay!” ve hemen ardından tüm salon, tüm meydan tek bir ağızdan cevap veriyor: “Burada!”. Bu sesleniş, Can Atalay’ın halkın kalbindeki yerini gösteriyor. O, bugün demir parmaklıklar ardında olsa da Soma’daki çocukların, annelerin dualarında; verdikleri mücadelenin her safhasında “burada” olmaya devam ediyor. Ve Somalı ailelerin inancıyla dile getirdiği gibi, adalet yerini bulana dek onun ismi de bu mücadelenin sembolü olarak yaşamaya devam edecek.
Sürecek…



