Mahkeme kararıyla CHP İstanbul İl Başkanlığına kayyım olarak atanan Gürsel Tekin’in, Ünal Karahasan ile birlikte gerçekleştirdiği “Organize Köysel Bölge” tanıtımında müzisyen Hasan Karayol’un “Avşar Elleri” türküsünü seslendirmesi, toplantının siyasi anlamını ve yaratılan skandalı yeniden gözler önüne serdi. Halkın başkaldırı geleneğini, emperyalizme ve haksızlığa karşı direnişi temsil eden türkülerin ve değerlerin, parti iradesine mahkeme müdahalesiyle oturan bir ismin şovuna alet edilmesi vicdanları yaraladı.
Çağdaş Tuzla olarak haykırıyoruz: Gürsel Tekin ve Tuzla’da uzun yıllar öğretmenlik yapmış olan Karslı hemşerisi Ünal Karahasanoğlu, kendi siyasi tercihlerine ve tartışmalı konumlarına meşruiyet kazandırmak için bu ülkenin direnişçi, bedel ödemiş sanatçılarının tarihsel ağırlığını arkalarına alabileceklerini mi sanıyorlar?
Bir türkü, bir şairin sözü, bir sanatçının hatırası; o koltuğun hangi hukuksuzluklarla ve mahkeme koridorlarıyla elde edildiği gerçeğini asla unutturamaz! AKP yargısının kararı ile butlancıların CHP’ye çökmüş oldukları gerçeğini değiştirmez!
Şairin Sözü Siyasi Sicili Temizlemez!
Toplantı masasının arkasına asılan pankartlarda yer alan ve Deniz Gezmiş gibi bu ülkenin devrimci neferlerine şiirler yazmış, her daim otoriteye ve haksızlığa başkaldırmış büyük şair kasabalı Attilâ İlhan’a atfedilen “Parola vatan, işaret namus” sözünü kullanmak, kimseye kendiliğinden yurtseverlik ve siyasi dürüstlük belgesi vermez.
Bu sözün ağırlığını taşımak; onu ucuz bir arka plan süsü yapmaktan, siyasi şovlara meze etmekten değil, ilkeli ve onurlu bir duruş sergilemekten geçer.
Kongre iradesini hiçe sayan mahkeme eliyle yapılmış bir atamaya sırtını dayarken bir şairin saygınlığına sığınmak, bu derin çelişkiyi ve yüzsüzlüğü örtemez.
Deniz Gezmiş’e yoldaşlık eden, her daim halktan yana tavır alan Attilâ İlhan’ın adını ve mirasını kendi dar çıkarları uğruna harcayan bu meczupların, o şairin adını anmaya bile hakkı yoktur.
Ruhi Su’nun Pasaportundaki Utanç, Butlan Siyasetine Malzeme Edilemez!
Halk müziğinin ulu çınarı Ruhi Su’nun hayatı, her türlü baskı karşısında direnmenin ağır bedelleriyle doludur. İşkence gördü, cezaevlerinde tutuldu, çalışma hayatından ve sanatından dışlandı. Tüm bu zulümlere rağmen sanatından ve dünya görüşünden ödün vermedi.
Kanser tedavisi için yurt dışına çıkmak istediğinde önüne çıkarılan pasaport engeli, bu ülkenin aydınlarına uygulanan zulmün en acı simgesidir. Başvuruları reddedilen, aydınların ve sanatçıların direnişiyle son anda verilen bir defalık çıkış izni ise çok geç kalındığı için hayatını kurtaramadı.
Ruhi Su, 20 Eylül 1985’te bu ülkenin adaletsizliği yüzünden aramızdan ayrıldı. Onun hikâyesinde, ağır hasta bir insanın tedavi hakkına bile siyasi prangalar vuranların utancı vardır. 80 ‘ sonrası Cenazesinde onbinlerce insan birlikte Zincirlikuyu Mezarlığına yürüdük. 12 Eylül karanlığını yırtan en önemli kitlesel yürüyüşlerden birini Şişli’den Zincirlikuyu Mezarlığı’na kadar sürdürdük.
Böyle onurlu bir hayatın ve başkaldırı mirasının, Çanakkale destanlarını seslendiren ve ömrünü halkın kurtuluş mücadelesine adayan bir sanatçının hatırası; Butlancı Gürsel Tekin’in ve hemşerisi Karslı Ünal Karahasanoğlu gibi meczupların siyasi tanıtımlarında şaklabanlık malzemesi yapılamaz! Ezgiyi alıp içindeki isyan ruhunu dışarıda bırakmak, mirası yaşatmak değil, ‘ahmakça’ içini boşaltmaktır.
Bu Düzenin ve Meczupların Hesabını Tarih Soracak!
Hasan Karayol’un Ruhi Su’nun yeğeni olduğu iddiası üzerinden bu tabloya çalgıyla ortak olması, ne Ruhi Su’nun ne de bu halkın hafızasında kabul görebilir. Akrabalık bağı olsa dahi, hiç kimse Ruhi Su adına bu AKP iktidarı ve kayyım seviciliğine onay verme hakkına sahip değildir.
Atillâ İlhan’ın da, Ruhi Su’nun da yakınları, sevenleri ve bu ülkenin onurlu aydınları; bu isimlerin butlan siyasetinin, koltuk sevdalılarının ve yüzsüzlerin elinde meze edilmesine sessiz kalmayacaktır. Kalmamalıdır. Hatırayı korumak, gerektiğinde o hatıra üzerinden itibar devşirmeye çalışan siyasi soytarılara en sert şekilde itiraz etmeyi gerektirir. Ve bu soytarılar ortaya çıkacak kadar meydanı boş zannetmektedirler.
Çağdaş Tuzla’dan açık çağrımızdır:
Gürsel Tekin ve yanındakilerin izlediği AKP yargısını rehber edinenen bu kayyımcı yol, muhalefeti büyütmek bir yana, iktidarın elindeki yargı sopasına meşruiyet kazandırmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Atillâ İlhan’ın kalemi de, Ruhi Su’nun türküleri de hiç kimsenin kendi kirli siyasi sicilini aklayacak bir paspas değildir. -ki bizler bu kirli sicilin Gürsel Tekin, Berhan Şimşek, Barış Yarkadaş ve Kemal Kılıçdaroğlu ve yerli şürekaları için bizzat Tuzla’dan tanıklarıyız- Bu ülkenin canları pahasına bedel ödemiş sanatçılarının hatırasını harcayanlar, tarihin ve halkın vicdanında mahkûm olmaktan kurtulamayacaktır. Hesabı, AKP yargısından medet uman, ve onlarla masaya oturanlar tarihin önünde mutlaka ama mutlaka vereceklerdir!



