Birleşik mücadele zamanı / Atilla Özsever

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla birlikte “Tek adam rejimi”nin baskıyı daha da arttırdığı, demokrasinin kırıntılarını dahi yok etmeğe hazırlandığı bu süreçte toplumsal muhalefetin birleşik bir mücadele yürütmesi gerekli hale gelmiştir
19 Mart 2025 sabahı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla birlikte Türkiye’deki politik süreç yeni bir aşamaya evrilmiştir.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olan Ekrem İmamoğlu’nu daha seçimlere iki, üç yıl gibi uzun bir zaman varken siyaset dışı bırakmaya çalışması, iktidarı bırakma korkusunun ne aşamaya geldiğini göstermektedir.
Sadece İmamoğlu değil gazeteci arkadaşımız İsmail Saymaz’ın da aralarında bulunduğu 100’ü aşkın kişinin gözaltına alınması, otoriter, dinci faşizan sürecin hangi aşamaya geldiğine de işaret etmektedir.
CHP’nin tavrı
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve kurmayları, öncelikle 23 Mart 2025 günü ülke çapında yapılacak ön seçime büyük önem atfetmektedirler. CHP’nin Cumhurbaşkanı adayını belirlemek üzere parti üyesi 1 milyon 750 bin üyenin hemen hemen tümünün oy kullanıp İmamoğlu’na sahip çıkması istenmektedir.
CHP lideri Özel, hatta partili olmayan vatandaşların da bu ön seçimde sandıkların yanında destek ve dayanışma için bulunmasının önemine değinmiştir. CHP, ilk etapta önseçimde AKP iktidarına karşı İmamoğlu’na sahip çıkılarak bir gövde gösterisi yapmayı amaçlıyor.
CHP’nin bundan sonraki tavrı da, gelişmelere göre belirlenebilecektir. Öte yandan İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla birlikte CHP’liler ve yurttaşlar, İstanbul Vatan Emniyet Müdürlüğü civarı ile Saraçhane’deki İBB merkezi önünde destek ve dayanışma amaçlı toplanmışlardır.
Keza yine CHP’nin çağrısı üzerine ülkedeki tüm il ve ilçe örgüt merkezlerinde partili olan, olmayan vatandaşların da toplanması ve bu durumu protesto etmesi istenmiştir. İstanbul Valiliği’nin kentte dört gün süreyle her türlü gösteri ve eylemi yasaklama kararına rağmen vatandaşların Vatan Emniyet yakınlarına ve Saraçhane’ye gelmesi önemli bir destek ve dayanışma göstergesi olmuştur.
Toplumsal muhalefetin hareketliliği
İzleyebildiğimiz kadarı ile İzmir başta olmak üzere birçok kentte CHP il merkezi binaları önünde yurttaşların toplanması ve protesto gösterisinde bulunduğu dikkati çekmiştir. İzmir’de sadece CHP’lilerin değil diğer muhalif sol partilerin ve sendikaların da bu protesto eylemine katıldığı gözlemlenmiştir.
Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) de yaptığı açıklamada, “Halkımızı AKP zorbalığı karşısında örgütlü olmaya; giderek derinleşen bir yönetme krizi yaşayan düzenin karşısına emekçi halkın Cumhuriyetçi, devletçi, aydınlanmacı, yurtsever seçeneğini güçlendirmeye çağırıyoruz” denilmiştir.
TKP’nin açıklamasında, Ekrem İmamoğlu ve İsmail Saymaz başta olmak üzere tüm gözaltına alınanların serbest bırakılması istenmiş ve ardından şu görüşlere yer verilmiştir:
“TKP, siyasi ve hukuki saldırılarının şiddetini artırmaya karar verdiği anlaşılan AKP’nin genel oy hakkının gasp edilmesi ve siyaset alanının daraltılması doğrultusundaki bütün girişimlerinin karşısında duracak, siyasi takvimini ve önceliklerini buna göre gözden geçirecektir”.
Birleşik mücadelenin önemi
Daha öncede ifade ettiğimiz gibi ülkemizdeki dinci, faşizan gidişe karşı cumhuriyetçilerin, demokratların, sosyalistlerin, komünistlerin ortak bir mücadele hattında birleşmesi önem kazanıyor.
Yine bu çerçevede DEM Parti’nin de (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi) “İmralı süreci”ne destek adına AKP’nin bu uygulamasına tam karşı çıkmaması, hayırhah bir tutum izlemesi son derece hatalı olur. DEM Parti’nin bu koşullarda “İmralı süreci” ile birlikte demokratik bir sürecin başlayacağına inanması, o yönde çaba göstermesi akıl karı değildir.
Kürt siyasal hareketinin temsilcisi konumunda olan DEM Parti’nin bu çerçevede toplumsal muhalefetin yanında yer alması gerekli gözükmektedir.
Bir kez daha ifade edelim ki; toplumsal muhalefetin demokrasinin kırıntılarının kaldığı bu süreçte anayasal ve yasal haklarını sonuna kadar kullanma yönünde ısrarla ve inatla çaba göstermesi, demokratik mücadelenin gerekleri arasındadır.
Bu anlamdaki bir demokrasi cephesinde kitlesel desteğin sağlanması açısından emek ve meslek örgütlerinin, sendikaların da yer alması gerekli hale gelmektedir. Çünkü bu “Tek adam rejimi”nin bir sonraki aşaması, emekçi kitlelerin en doğal ekonomik ve sosyal haklarının giderek ortadan kaldırılmasına gelecektir.
Eğer İmamoğlu’nun gözaltı uygulamasına güçlü bir karşı koyuş olmazsa otoriterlikten totaliterliğe, faşizan sürecin daha da derinleşmesine doğru gidiş hızlanacaktır.
Dünyadaki faşizan örnekler
Margit Köves ve Shaswati Mazumdar, “Faşizm Üzerine” adlı çalışmasında, başta ABD de olmak üzere Avrupa’daki otoriter, baskıcı ve faşizan yönelimler konusunda önemli saptamalarda bulunmaktadırlar. (Faşizm Üzerine, Önlenebilir Yükseliş, Yordam Kitap, 2018).
Yazarların kitabın “Küreselleşme Çağında Faşizme Karşı Mücadelenin Önündeki Meseleler” başlıklı bölümünde, emeğin haklarına yönelik tasfiye girişimleriyle ilgili şu görüşler yer almaktadır:
“Görünürde partizan olmayan, sınıfların üstünde olan ve ‘toplum çıkarlarına’ göre hareket eden bir devlet yerine, şimdi kapitalist dünyada apaçık partizan, sendikaları bastırmaya ve sosyal güvenlik sistemini tasfiye etmeye kararlı bir devlete geçildiğini görüyoruz…
Emekçi halka yapılan saldırılar, bugün gayet görünür hale gelmiştir: artan işsizlik, formel sektörün küçülmesi ve enformal sektörün büyümesi, artan iş yükü ve çalışma saatlerinin uzaması, emeklilik, sağlık, ve eğitim haklarının geri alınması gibi…
Toplu sözleşme mekanizmaları ya aktif olarak ortadan kaldırılmış ya da değişen çalışma koşullarıyla beraber etkisiz hale gelmiştir. İş yasaları, uzun mücadeleler sonucu kazanılmış sendikal hakları geri alacak ve işten çıkarmaları kolaylaştıracak biçimde yeniden düzenlenmektedir.”
Neofaşizme karşı mücadele
Köves ve Mazumdar, bugün için faşist ideolojiler ve hareketlerin dünyanın pek çok yerinde ana akım siyasete dahil olduklarını belirterek mücadele yöntemi konusunda şunları yazıyorlar:
“Bu günkü süreç, faşizmin ilk yükseldiği dönemden önemli açılardan farklılaşsa da, ilk seferinde faşizmin varlık sebebi oluşturan pek çok özelliği yine de paylaşmaktadır. Dolayısıyla faşizmin ilk seferinde nasıl ve neden ortaya çıktığının, onu besleyen ve zafere ulaşmasını sağlayan güçlerin araştırılması, faşizmin şimdiki formlarını anlamak için elzemdir”.
Federico Finchelstein de, “Faşizme Heves Etmek” adlı kitabında (Faşizme Heves Etmek, İletişim Yayınları, 2025) ABD’deki Trump örneğinden hareketle antifaşist mücadele konusunda şunları söylüyor:
“Geçmişte, faşizm karşıtı güçler farklılıklarını bir kenara bırakıp birlikte direndiklerinde demokrasi zafer kazandı… faşizme karşı etkili bir mücadele yürütüldüğünde ve demokrasi kararlılıkla savunulduğunda faşizm ya yükselme şansını bulmadı ya da kalıcı olamadı. Gelecekte ne olacağını öngörmek zor da olsa bu süreçte otokrasi karşıtı hükümetlerin ve vatandaşların alacağı tavır belirleyici bir rol oynayacaktır.
Faşizm, halkın siyasete aktif katılımı ve vergi adaleti veya yoksullukla mücadele gibi eşitsizliklerin giderilmesine yönelik konularda devlete sorumluluk yüklenmesi sonucunda meşruiyetini yitirdi. Günümüzde bu yaklaşım popülizm ve faşizme karşı daha demokratik bir çıkış stratejisi olarak görülebilir”.
Evet, birleşik mücadelenin önemini bir kez daha vurgulamakta yarar var…
20.03.2025 – Atilla Özsever