Bu anlatı, 1999 depreminin dayanışma ruhunu kayıt altına alan 17 Ağustos: Ölümün Esir Alamadığı Umut ana dosyasının bir parçası olarak hazırlanan “İyiliğin Örgütlü Hali” serisine aittir.
Tuzla’dan Gölcük’e: İnsan kalabilmenin dayanışması!

“Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette. Bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnızca kendi postuna özen göstermen yeterli. Ama insan olmak istiyorsan, bütün acıları da omuzlamak zorundasın!” Karl Marx
1998 yılında, kendi alanında uzman, tanınan, bilinen 9 kişi bir araya gelerek ÇYDD Tuzla Şubesi’ni kurduk. Soldan sağa; Önder Muradoğlu (İktisatçı, İş İnsanı), Burhan Karaca (Doktor), Halil Özen (Yayıncı) Mustafa Yılmaz (İTÜ. Öğretim Üyesi), Mustafa Gönül (Okul Müdürü, Öğretmen), Abdullah Tunç ( Şef Garson-Restoran Sahibi), Orhan Çahit Çaktı (İş İnsanı), Nevzat Özcan (Emekli Emniyet Müdürü) ve Hülya Özen (Yayıncı ) kurucu üyelerimiz arasındaydı.

Henüz bir yılını bile doldurmamış genç bir şubeydik. Çalışmalarımızı yeni yeni kurumsallaştırmaya başlamıştık. Hiçbirimiz, kısa süre sonra yaşanacak olan büyük felaketin bizi böylesine büyük bir sınavla karşı karşıya bırakacağını; hayatlarımızı kökten değiştirebileceğini bilmiyordu.
17 Ağustos 1999 sabahı uyandığımızda yalnızca Marmara bölgesi değil, bütün herkesin hayatı sarsılmıştı. ÇYDD Tuzla Şubesi olarak hemen bir araya geldik; kararlarımız şunlardı:”Deprem bölgesine dayanışma amacıyla mutlaka gitmeliyiz! İhtiyaç sahiplerinin yanında olmalıyız! Tuzla’daki mağdurları da yalnız bırakmayarak; Tuzla halkını, deprem dayanışmasının içine sokarak; onları seferber etmeliyiz!” Yani, hem bölgeye gidecek gönüllülerimiz olmalı, hem de onları destekleyecek yerel bir örgütlenme gerçekleştirmeliydik.
Diğer kurucularımız: Halil – Hülya Özen, Gülsen- Nevzat Özcan ve Orhan Cahit Çaktı



Önce kendi ilçemizden başladık. Şifa Mahallesi’nde aynı müteahhidin yaptığı üç bina çökmüştü; oradaki insanların yaralarını sarmak için harekete geçtik. Bu süreçte, Şifa Mahallesi’nde kurulu olan Alcatel Fabrikası da büyük bir duyarlılık gösterdi. Fabrika yönetimiyle görüştüm; onlar da bulundukları mahalledeki mağdurları yalnız bırakmadılar. Sabah, öğle ve akşam depremzedelere yemek dağıttılar. Biz de dernek olarak yardımlar götürdük. Böylece Şifa Mahallesi’nde hem bizim hem de onların çabaları birleşti, ortaya gerçek bir dayanışma tablosu çıktı.
Biz ikinci günden itibaren bir tır dolusu suyu, ceset torbası, tıbbi malzeme, gıda ve acil ihtiyaç malzemelerini bölgeye göndermeye başladık. Genel Başkanımız Türkan Saylan’la görüşmeye başladık.
Bu arada dernek üyelerimizden Kadir Şahin ve eşi kendi imkanlarıyla arabalarının bagajını ve arka koltuklarını ne buldularsa tıka basa doldurup Gölcük’e doğru yola çıkmışlardı. Ama İzmit’ten öteye geçememişlerdi. Yardım malzemelerini orada dağıtarak; bölgenin anlatılamaz, tarif edilemez durumda olduğunu görmüşlerdi.

Geri geldiklerinde, Kadir: “Büyük bir facia ve onun yarattığı korkunç bir karmaşa ile karşı karşıyayız. Devlet kurumlarının hiç biri (askerler hariç, o da yer yer) deprem bölgesine henüz ulaşamamış. Her yer yıkılmış; insanlar göçüklerin altında kendi kaderine terkedilmiş ve ‘can pazarı‘ yaşanıyor” diye gördüklerini hem korku, hem kaygı, hem de dehşete düşmüş bir biçimde anlattı. (resimdeki gözlüklü, Kadir Şahin) Ve dernek olarak elimizi çabuk tutmalıyız bölgenin her türlü yardıma acilen ihtiyacı var.” dedi. Hemen büyük bir yardım toplama kampanyasını Tuzla’da başlattık. Sanırım depremin 3. günüydü. Bir yandan kampanyayı sürdürürken bir yandan da bölgeye gitmenin hazırlıklarını yapıyorduk.
24 Ağustos’ta 15 kişilik gönüllü ekibimizle Değirmendere’ye ulaştık. Ama bu sırada Tuzla’da da hummalı bir hazırlık vardı. Şubemizde başta kadın üyelerimiz olmak üzere günlerdir Tuzlayı ayağa kaldırarak topladığı, tasniflediği, kolilediği yardımlar birikiyordu. İşte tam bu noktada lojistik destek büyük önem kazanmıştı.
Yönetim kurulu üyemiz ve Ma-Pi İnşaat’ın sahibi Önder Muradoğlu, Yönetim Kurulu Üyemiz ve Elmek Fabrikası’nın sahiplerinden Orhan Cahit Çaktı, Kurucu Üyemiz Ümit İnşaat’ın sahibi Nevzat Özcan, üyemiz Zafer Polat’ın Başak Yapı Taahhüt firmalarına ait kamyon, kamyonet ve binek araçları yardımlar için deprem bölgesine seferber ettik. Ayrıca Bulut Turizm’in sahibi Necmettin Bulut da, özel günlerde bölgeden günübirlik gidip gelecek gönüllüler için ulaşım desteği sağladı. Yani Tuzla’daki dayanışma, yalnızca gönüllü emeğiyle değil, iş insanlarının araçları, imkanları ve katkılarıyla da güçlendi.
(Resimde sağda, Mustafa Yıldız, kucağında oğluyla Hüseyin Durmaz ve Kadir Şahin )

Tuzla’daki bu dayanışmanın bir başka ayağını ise eğitim camiası oluşturdu. Yönetim Kurulu Üyemiz Mustafa Gönül ( Müdür, Öğretmen) Yönetim Kurulu Üyemiz Mustafa Yılmaz (Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi) Alican Gündüz ( Öğretmen) Mustafa Yıldız (Osmangazi İlköğretim Okulu Müdürü) çabalarıyla, diğer okul müdürleri, Kadir Demirgöz, Taner Hancar, Nazmi Kuş, Cahit Bozkulak ( Tuzla İlçe Milli Eğitim Müdür Yardımcısı), öğretmenler, öğrenciler ve veliler hepsi birden harekete geçti. Eğitim dünyası, Tuzla’dan Gölcük’e uzanan yardımların bel kemiğini oluşturdu. Özel günlerde 19 Mayıs, 23 Nisan, 29 Ekim vb. Öğrencileri dayanışma amacıyla deprem bölgesine onların katkılarıyla götürdük.
Ve kadınlar… Fatma Çelikparmak, Hatice Vatansever, Selma Aydın, Hülya Özen, Naciye Polat, Ayşe Yılmaz, Güzide Gönül, Ümit Gürses, Türkan Doruk, Fatoş Menekşe, Duygu Güngör, Uluçay Eşelioğlu, Demet Çelikparmak, Sevcan Tekcan, Sevgi Barışık, ve daha niceleri… Günlerce durmadan çalıştılar. Tuzlalıların getirdiği yardımları tek tek ayırdılar, tasnif ettiler, kolilediler. Onların emeği olmadan, sahada dağıttığımız yardımlar asla o düzenle depremzedelere ulaşamazdı.
Şubemizin ilişkili olduğu, Askaynak, AEG-Eti, Elmek, Ma-Pi İnşaat, Ümit İnşaat, Başak Yapı, Bulut Turizm, Kent Gıda, Anatolia Hayvan Hastanesi, Kardelen Matbaacılık vb. şirketler de kimi araç temininde, kimi burs verme, kimi basılı evrak, kimi bölgeye ayni yardım konusunda destek verdiler.
Bölgede geçireceğimiz ; Yılbaşı, 23 Nisan, Kurban Bayramı. Cumhuriyet Gazetesi’nde çıkan bazı ilanlarımız.



Deprem bölgesi dayanışmamız yalnızca ilk aylarla sınırlı kalmadı. Tuzla Şubesi olarak 2 yıl boyunca deprem bölgesindeydik. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda, milenyum yılbaşında, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda, Kurban Bayramı’nda vd…hep bölgedeydik.
Şubemizin bölgede kutladığı, 23 Nisan, 2000 Yıllbaşı, 29 Ekim, Kurban Bayramı vb .özel günlerden fotoğraflar









Her özel gün, yüzlerce Tuzlalının bölgeye götürülmesine vesile oldu. Bu günler yalnızca bayram değil, depremzedelerle kardeşleşmenin, acıyı paylaşmanın, birlikte ayakta durmanın ve yardımları bölgeye götürmenin günleri oldu. Cumhuriyet gazetesine verdiğimiz ilanlarla halka çağrılar yaptık; gelebilenler yanımıza gelip yardımlarını bizimle dağıttı, gelemeyenler desteklerini bize gönderdi. Biz dağıttık.
Yardım dağıtımlarımız. Alican Gündüz, Mustafa Gönül, Halil Özen, Çiğdem Yenidoğan, Önder Muradoğlu..



Milenyum, 2000 yılı. Kocaeli Valisi İ. Kemal Önal ve eşi, merkezlerimizde. Birlikte yeni yıla girdik! Birkan Tunç, Ayşe Yılmaz, Kadir Koca, Deniz Özen, Hülya Özen, Halil Özen, Çiğdem Yenidoğan yeni yılda hep birlikteler….



ÇYDD Tuzla olarak sorumluluğunu üstlendiğimiz dört rehabilitasyon merkezinde yaşam yeniden kuruluyordu. Çadır sınıflar, konteyner sınıflara, oradan da prefabrik binalara geçiliyordu. Hayat yeniden filizleniyor, çocuklar oyunlarla, şarkılarla gülmeye başlıyorlardı. Biz orada yalnızca öğretmen, yalnızca gönüllü değil; aynı zamanda bir kardeş, bir dost, bir aile olmuştuk. Ve arkamızda bir yandan Genel Merkezimizin, bir yandan da bütün Tuzla’nın desteği vardı. Bugün geriye dönüp baktığımda Karl Marx’ın sözünü hatırlıyorum: “ (..) İnsanlığın acılarına sırt çevirip yalnızca kendi postunu düşünebilirsin. Ama insan olmak istiyorsan, bütün acıları da omuzlamak zorundasın. ” Biz o günlerde bu sözün gerçeğe dönüştüğüne tanık olduk. Tuzla halkı, deprem bölgesi gönüllüleri ve askerler kendi derdine düşmedi; bana ne demedi. Öğretmenlerinden öğrencilere, Öğretim Üyeleri’nden Üniversite gençliğine, İş insanlarından emeklilere, kadınlardan çocuklara dek herkes İnsan kalmayı, insan olmanın sorumluluğunu üstlenmeyi seçti. Çocukların gözyaşını silmek, yoksulluk ve sefaletin hüküm sürdüğü bölgede ihtiyacı olan ailelere yardım ulaştırmak, yıkıntılar arasında umudu yeniden filizlendirmek için elinden geleni yaptı.

Ve biliyorum ki, o günlerde bölgede olan, ya da destek veren herkes, insan kalabilmenin onurunu yaşadı. Tuzla’nın belleğinde bu dayanışmanın izi hiç silinmeyecek. Biz, bir deprem felaketinin ortasında, aslında insan olmanın en yalın tanımını yeniden öğrendik.
“İnsan Kalabilmek: Gölcük’te Don Kişot Olmak”
1999 yılının 17 Ağustos’u, ülkemizin adeta kalp krizi geçirdiği bir gündü. Ama o kalpten öyle ışıklar yansıdı ki… Binlerce gönüllü, binlerce iyi insan, gözünü kırpmadan enkazların altına, çadırların içine, çocukların yüreğine girdi. Onlar, kendi konforlu dünyalarında kalmayı seçebilecekken, felaketin başkenti Gölcük’e; acının tam ortasına atılmayı tercih etmişlerdi. Kendi postlarına sarılıp, televizyon ekranından felaketi seyretmek yerine, bizzat o acıyı paylaşmak; o acıyı azaltmak için yola çıktılar. Ya da bulundukları yerlerden destek çalışmalarını başlattılar. Bu, bir görev ya da zorunluluk değil, insan olmanın getirdiği vicdani bir sorumluluktu.
Gölcük/Gözlementepe, Eylül, 99′, Yonca Evcimik ve Demet Akbağ’ın okulumuzu ziyareti

Tuzla, Ankara, İzmir, Bursa, Üsküdar ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen doktorlar, öğretmenler, öğrenciler, mimarlar, sanatçılar, ressamlar, sosyologlar ve psikologlar vd. bu çağrının ne anlama geldiğini çok iyi biliyorlardı. Onlar, enkaz altında kalan insanlara el uzatmak için oradaydılar. ÇYDD’nin rehabilitasyon merkezleri, onların sayesinde umudun yeniden yeşerdiği okullara dönüştü. Bu yazı, işte o insanların anısına bir teşekkürdür.
Gözlementepe’de Bir Mucize: İnsanın İnsanla Dayanışması
Değirmendere’nin Kızılay Çadırkenti, Cengiz Topel İlköğretim Okulu, Gözlementepe ÇYDD Rehabilitasyon Merkezi ve Mehmetçik Çadırkenti… Bu dört merkez ve bu merkezleri inşa edenler, görevli değillerdi; gönüllüydü. Onlar yalnızca fiziksel enkazı değil, kalplerdeki yıkımı da onarmak için uğraştılar.
Kimler mi?
Tuzla ÇYDD’nin, deprem bölgesine destek örgütleyen isimleri arasında: Mustafa Gönül, Önder Muradoğlu, Burhan Karaca, Abdullah Tunç, Mustafa Yılmaz, Orhan Cahit Çaktı, Nevzat Özcan, Zafer Polat, Ümit Özcan, Hülya Özen, Alican Gündüz, Kadir Şahin, Feridun Girgin, Ayhan Doruk, Nazım Menekşe, Nazmi Kuş, Hüseyin Durmaz, Hakkı Aydın, Polat Çelikparmak, Serdar Denizalp Süleyman Terzioğlu, Kurtuluş Çelikparmak, Cahit Bozkulak, Fatma Çelikparmak, Ayşe Yılmaz, Güzide Gönül, Zübeyde Terzioğlu, Hatice Vatansever, Naciye Polat, Uluçay Eşelioğlu, Ümit Gürses, Türkan Doruk, Selma Aydın ve daha yüzlerce kişi vardı.
Türkiye’nin dört bir yanından gelen gönüllüler; Hepsi çocukların gülümseyebilmesi ve eğitimleri için geceleri çadır kurdu, gündüzleri derslik temizledi, akşamları çamaşır yıkadı. Yardım topladı ve onları dağıttı. Ders verdi.
Depremde Ordu: Sessiz, Kararlı, Hayati Bir Müdahale
Tuğgeneral Mahir Kök, (Ortada, Değirmendere Bel. Bşk.) Ertuğrul Akalın, (Sonda, ÇYDD Tuzla Şb. Bşk.) Halil Özen

17 Ağustos 1999’un karanlık sabahında yalnızca insanlar değil, kurumlar da sınandı. Enkaz altından bir ses duyulmaya çalışılırken, Türkiye’nin dört bir yanından gönüllüler yola koyulmuştu. Ancak bazı işler vardı ki, gönüllülüğün ötesinde kurumsal disiplin, donanım ve hız gerektiriyordu.
İşte o noktada, Türk Silahlı Kuvvetleri devreye girmişti. Göçük altındaki insanları kurtarıyor, barınılacak çadırkentleri kuruyor ve acil hayati ihtiyaçların karşılanmasını sağlıyorlardı.
Trakya’dan bölgeye sevk edilen Tekirdağ 8. Mekanize Piyade Tugayı ve Kırklareli 65. Mekanize Piyade Tugayı, adeta bir seferberlik bilinciyle deprem bölgesine konuşlanmıştı. Bu birliklerin komutanları Tuğgeneral Mahir Kök ve Tuğgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, ilk saatlerden itibaren görev başındaydı. 8. Tugay’dan Mustafa Yarbay, Kemal Üsteğmen, 3. Kolordu İstihkâm Taburu Karargâh Bölüğü’nden Yüzbaşı Ertuğrul Taşdemir gibi isimler, sadece yönetici değil; sahada çalışan, yük taşıyan, çadır kuran, çocuklarla ilgilenen, hatta bazen enkaz başında elleriyle arama yapan insanlar olarak hafızalara kazındı.
Değirmendere, Gözlementepe, gibi bölgelerde çadırkentler kurulurken; ordu sadece destek kuvveti olmadı. Barınma ihtiyacının çözülmesinde, su ve malzeme aktarımında, güvenliğin sağlanmasında, halkla ilk temasın sağlıklı kurulmasında aktif ve kararlı rol oynadı. Çadır yangınlarında, sel baskınlarında, çadırılarımız okul haline getirilirken; fırtınada uçan çadırımızın tadilatında ve çadırkentlerde nizamın sağlanmasında onların desteği büyüktü.

Bugünden geriye baktığımızda görüyoruz ki:
Bazı işleri sadece gönüllülükle değil, disiplin, hız ve teçhizatla birlikte yapmak gerekir.
İşte bu yüzden o günlerde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin organizasyonu, hızlı müdahalesi, can kayıplarının daha az olmasını sağlarken; sahada kurulan düzenin de mihenk taşı oldu.
Elbette bu yazı, hiçbir zaman abartılı övgülerle askerlere düzülmüş bir “ methiye” değildir. Ancak halktan kopmamış, insanlığını yitirmemiş, sahaya zamanında inmiş komutanlar ve askerler için söylenmesi gereken sözler varsa; söylenmelidir. Onlarca askerin adını bilmiyoruz belki ama, yaptıklarını hatırlıyoruz.
Hatta Değirmendere’de Kızılay Çadırkenti’nde okul çadırlarını kurup çocuklarla ilgilenmeye başladığımızda, ismini bilmediğim bir rütbeli subayın bana dönüp: “Helal olsun size çocuklar! Bu halkın, bu çocukların yüzünü güldürmeyi başardınız ya!” demesi, yüreğimize yayılan bir ışıktı. Bize takılan en kıymetli manevi başarı madalyasıydı. Bizi sadece böyle bir övgü mutlu edebilirdi; sadece bu komutanın söylediğini gerçekleştirebilmek, bunu başarmak için binlerce gönüllü, hepimiz yollara dökülmüş ve bölgeye gelmiştik. Ve o komutan kimse, bunu başarmıştı. Artık bu sözlere layık olmak için daha fazla çaba harcamalıydık. Ve öyle de yaptık.
Bu söylediklerim ve duyduğum saygı bazılarınıza abartılı gibi gelebilir; ama o felaketi bizzat yaşayıp göçük altından sağ çıkarılmış yüzlerce insana ya da bunlara tanık olmuş biz gönüllülere asla öyle gelmiyor. Aslında bırakın abartıyı, çok daha fazla övgüyü hakkettiler. Bu satırları yazarken bir yandan da kendime kızıyorum. Kemal Üsteğmenin, Mustafa Yarbay’ın soy isimlerini hatırlayamadığım ve arşivde bulamadığım için. Onlara haksızlık yapıyorum gibi geliyor. Bölgeye insaniyet namına bu iki subayın öyle büyük katkıları oldu ki…
Bu vesileyle, elleri nasır tutmuş o genç askerleri, o günkü dayanışmayı ve her sabah sessizce işe koyulan yüzlerce üniformalıyı, ve tabi ki onların saygın, onurlu, fedakar komutanlarını da saygıyla-sevgiyle anıyorum.
Yurttaşlık Duygusunun Dirilişi
Bir gönüllümüz, “Çağdaş Yaşam’da ilk kez yurttaş olduğumu hissettim,” demişti. Bu sözü her gönüllü hissetti. Onlar için bu bir yardım çalışması değil, bir hayat dersi, bir insanlık görevi, bir vicdan sınavıydı.
İzmir ekibi, “Acıyı paylaşarak azaltmaya geldik,” derken; Ankara’dan gelenler, “Artık aynı insan değilim,” diyordu. Beş günde, bir ömür kadar yaşanmışlık vardı. Filiz Babalık “5 gün mü geçti, 5 yıl mı?” diye sorduğunda, yanıt çoktan belliydi: Orada, o çadırlarda zaman durmuştu. Hepimiz şahittik. Hele hele ilk gelen gruplar bunun çok yakın şahidiydi. Gecesi gelmeyen günler; sabahı olmayan geceler yaşadık. Öylesine acı şeylere şahit oluyorduk ki, bizim bir günümüz yani sadece 16-20 saat geçmek bilmiyordu. O sürede sanki biz bir ay yaşamış gibi oluyorduk. Bugün yaptığımız bir işi sanki geçen gün yapmış gibi konuşuyorduk. Zaman geçmiyordu. Ağır çekim hareket ediyor ve siz o hareketi hissedemiyordunuz. Bir saat bir hafta gibi, bir gün bir ay gibiydi. Yani zaman durmuştu. Zamanın durduğu tarih:17 Ağustos.1999’du. Binlerce mezar taşında sadece bu tarih yazıyordu.
Don Kişot’un Mızrağı: Vicdan
Deprem yıkım getirdi, ama o yıkımın içinde vicdan, bilgi, akıl ve sevgi ile örülmüş bir dayanışma halkası doğdu. Bizler belki Don Kişot gibi, rüzgâra karşı yürüdük. Ama yel değirmeni sandığımız her yıkımın karşısında elimizde yalnızca yüreğimizi taşıdık.
Ve o yürek kazandı. İnsan olmak istedik; insan kalmak istedik. 26 yıl sonra o günlere bakınca başarmış ve insan kalmışız; gibi hissediyoruz. O günlerden geriye, gönüllerin ve vicdanın kayıtları kaldı.
İyiliğin arşivi olur mu? Belki olmaz diyeceksiniz.
Ama bu metin iyiliğin arşivi olsun diyen gönüllülerin bir denemesidir.
Ve tabii ki, bu dayanışma köprüsünün en önemli sacayakları Genel Merkez ve Tuzla’dan destek verenlerdi. ÇYDD Tuzla Şubesi yönetim kurulu ve üyeleri Mustafa Gönül, Önder Muradoğlu, Burhan Karaca, Abdullah Tunç, Mustafa Yılmaz, Orhan Cahit Çaktı ve bu davanın neferi olan Nevzat Özcan, Hülya Özen, Alican Gündüz, Mustafa Yıldız, Kadir Şahin, Feridun Girgin, Fatma Çelikparmak, Ayşe Yılmaz, Güzide Gönül, Hatice Vatansever, Ümit Gürses, Selma Aydın, gibi isimler, sürekli lojistik destek sağlayarak, dayanışmanın ateşinin sönmesine izin vermediler. Onlar için bu bir iş değil; insan kalmak için bir inattı.
Bu onurlu duruşları, sadece Gölcük’teki depremzedelerin değil, tüm toplumun yaralarını sarmaya yardımcı oldu. Onlar, enkazın altında kalanlara ve onların ailelerine el uzattılar ve o korkunç anlarda bile bir hayatın yeniden filizlenebileceğini gösterdiler.
Gölcük depreminde vicdanlarıyla hareket eden bu insanlar, Marx’ın sözünü bir köşe yazısı olmaktan çıkarıp, somut bir eyleme dönüştürdüler. Onlar, insan olmanın tanımını yeniden yazdılar ve bizlere, bütün acıları omuzlamanın aslında en büyük şeref olduğunu gösterdiler. Bu, modern dünyanın unutmaya yüz tuttuğu bir erdemin, yeniden hatırlaması gereken çok ama çok önemli bir dersidir.

İşte ÇYDD Tuzla Şubesi’nin Don Kişotları…
Burhan Karaca: Bütün Tuzla’nın Doktoru,

Kurucu üyelerimizden biri vardı ki, hem ÇYDD Tuzla’nın hem de Tuzla halkının gönlünde çok özel bir yere sahipti: Dr. Burhan Karaca.
Tuzla’ya ilk olarak askerlik görevi için Diyarbakır’dan gelmiş. Yedek subaylığını Tuzla Piyade Okulu’nda tamamladıktan sonra bu ilçeyi ve insanlarını çok sevmiş; yerleşmeye karar vermiş. Kısa sürede Tuzla’nın bir parçası olmuş. 1970’li yıllardan itibaren Tuzla’nın neresine gidilse, bir hastanın ya da bir ihtiyaç sahibinin yardımına o koşmuş.
O dönemde doktor sayısı çok azdı. Tuzla’da ise başka doktor yoktu. Burhan Abi, belediyenin gecekondu bölgelernde yaptığı ücretsiz sağlık taramalarını üstlenmiş. (o tarihlerde Tuzla Belediye Başkanı CHP’li Ahmet Kılıç. 1973’ten, 1980 darbesine kadar). Halk sağlığı için belediyeyle birlikte büyük bir özveriyle çalışıyor, ihtiyacı olan herkesin yardımına koşuyormuş. Herkesin bir şekilde kendisine manevi borcu olduğu, “Tuzla’nın Doktoru” olmuş.
Tuzla Osmangazi İ. Ö. Okulu bahçesine kurulan ÇYDD Tuzla Rehabilitasyon Merkezi Açılışı: Türkan Saylan, Dr. Burhan Karaca ve Halil Özen

Benim onunla tanışmam çocukluk yıllarıma dayanır. Küçük yaşlardan beri bademciklerim şişer, yüksek ateşle günlerce yatardım. Tek çözüm iğneydi, ama ben o kocaman iğnelerden çok korkardım. Okuldaki aşı günlerinde bile kaçıp saklanırdım. Bir defasında, yine ateşler içinde yatarken babam Burhan Abi’yi eve çağırmış! Onun geldiğini duyunca odanın kapısını kilitlemiştim; “iğne yapacak” korkusuyla açmamıştım. Ne babam ne de annem beni odadan yalvar yakar çıkarmayı başaramamıştı. O da çaresiz geri dönmek zorunda kalmıştı. İlk tanışıklığımız böyle komik ve çocukça bir direnişle başlamıştı.
ÇYDD Tuzla Şubesi, Kadınların düzenlediği resim sergisi, Dr. Burhan Karaca

Sonraki yıllarda dostluğumuz hiç kopmadı. Benden yaşça çok büyük olduğu için, gençlik yıllarımda, orta yaşlarımda, nereye çağırsam geldi, hangi işe kalkışsak yanımızda oldu. Bazen bana, “Halil, ben sana bakınca kendi gençliğimi görüyorum,” derdi. Bu sözleri bana hep güç verdi. ÇYDD Tuzla’yı kurarken ona “Burhan Abi, kurucu üyemiz olur musun?” diye sorduğumda, hiç düşünmeden “Hangi belgeler lazım?” diye karşılık vermişti. İşte onun kararlılığı ve güvenilirliğiyle birlikte yola çıktık.
Derneğimizin ilk kuruluşta burs verdiği 50’ye yakın öğrencinin tek tek resimli sağlık fişlerini hazırlamıştı. Onların sağlık durumlarını üç ayda bir kontrol eder, rahatsızlığı olan çocuklar için çözüm arardı. Yapabileceklerini kendi üstlenir, yapamadıklarını da yönetime bildirirdi. Sonraları yüzlerce öğrencimizin sağlık kontrollerini yapar hale gelecekti. Onun sayesinde burslu öğrencilerimiz, parasız yatılı okullara yerleştirdiğimiz öğrencilerimiz yalnızca eğitim değil, sağlık desteği de almış oluyordu.

Burhan Karaca pratisyen bir doktormuş. Ama, yıllarca edindiği tecrübeyle en karmaşık vakalara bile doğru teşhis koyardı. Benim diyen uzman eline su dökemezdi. İnsan vücudunun her organı konusunda uzmanlaşmış bir doktordu. Tuzla’nın her köşesinde insanlar onun sayesinde iyileşti, onun sayesinde kendini güvende hissetti. O yalnızca hekimliğiyle değil; sakinliği, mütevazılığı, aklı, öngörüsü ve gerçek bir demokrat oluşuyla da unutulmazdı.
İki oğlu vardı; ikisi de bugün doktorluk yapıyor. Babalarının mesleğini sürdürmeleri, Burhan Abi’nin bıraktığı değerlerin de yaşamaya devam ettiğinin en güzel göstergesi.
O, Tuzla’da insanlığın canlı bir örneğiydi. Bizim içinse yalnızca bir doktor değildi; koşulsuz, yolumuzu aydınlatan güç ve destek aldığımız gerçek bir abi oldu.
Mustafa Yılmaz: Dayanışmanın Köprüsü

Derneğimizin kurucularından bir diğeri de Mustafa Yılmaz’dı. O, İTÜ Yüksek Denizcilik Okulu’nda öğretim üyesiydi. Eşi Ayşe Yılmaz da aynı fakültede ders veriyordu. İkisi de üyemizdi. Mustafa Hoca okulunda Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi kürsüsündeydi. Yalnızca bilgi aktaran bir öğretim üyesi değil; Atatürkçü düşünceyi, çağdaş değerleri öğrencilerinin hayatına katmaya çalışan bir aydındı. Akademi hayatı boyunca yalnızca sınıflarda değil, hayatın içinde de öğrencilerinin öğretmeni, yol göstericisi oldu.
Mustafa Hoca’nın farklı ilgileri vardı. Arıcılıkla uğraşırdı, avcılığa meraklıydı. Hatta evinde özenle bakımını yaptığı ruhsatlı bir av tüfeği bile bulunurdu. Bir gün yanımda tüfeğin nasıl çalıştığını bana gösterirken, silah birden patlamıştı. Saçmalar karşıdaki koltuğa saplandı, koltuk delik deşik oldu. Allahtan o sırada kimse oturmuyordu. O an hem korku hem şaşkınlık içinde birbirimize bakmıştık. Uzun süre etkisinde kalmıştım. Geceleri kabusum olmuştu. Bugün hâlâ, aklıma geldikçe, ya orada sevdiklerimizden biri oturuyor olsaydı; “Biz nasıl yaşardık” diye düşünürken kendimi buluyorum.

Ama bütün bu kişisel meraklarının yanında, asıl önemli yanı insanlara karşı olan duyarlılığıydı. Özellikle insanlığı ilgilendiren bir mesele gündeme geldiğinde, örneğin 17 Ağustos Depremi gibi büyük bir felaket yaşandığında, hiç düşünmeden taşın altına elini koyardı.
Derneğimizin kuruluşunda da böyle oldu. “Kurucu üye olur musun?” diye sorduğumuzda, hiç tereddüt etmedi. Bir akademisyen ciddiyeti ve sorumluluğuyla, “Böylesi bir işe kayıtsız kalınmaz,” diyerek bizimle birlikte oldu. ÇYDD Tuzla Şubesi’nin çalışmalarında en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri, üniversite camiasıyla güçlü bir bağ kurmaktı. İşte o, bu bağı kuran köprü oldu. Fakültedeki arkadaşlarını ve öğrencilerini şube faaliyetlerimize destek vermeleri için teşvik etti.

Onun sayesinde genç denizcilik öğrencileri, deprem bölgesinde gönüllü oldular, dayanışma etkinliklerinde görev aldılar. Mustafa Hoca, yalnızca öğretim üyeleriyle değil, öğrencilerle de aramızdaki güven köprüsüydü. Fakülteden Ali Hoca’yı getirip derneğimizde ilk yardım ve kurtarma konulu uygulamalı dersler verdirdi. Böylece genç gönüllülerimiz sadece yardım taşımakla kalmayacak, aynı zamanda gerektiğinde bu bilgileri kullanabilecekti..
Üniversite hayatında da öğrencilerinin sosyal gelişimine önem verirdi. Fakültesinin kürek-kano takımında sorumluluk almış, gençlerin sporda da dayanışma ruhunu yaşaması için emek harcamıştı.
Mustafa Yılmaz, akademik unvanıyla değil, insancıl yaklaşımıyla da değerliydi. Pozitif, yardımsever, sıcak bir insandı. ÇYDD Tuzla’nın temellerinde onun emeği, dostluğu ve köprü kuran kişiliği vardır. Bizim için yalnızca bir hoca değil, aynı zamanda güven veren bir yol arkadaşıydı.
Önder Muradoğlu: Dostluk, Güven ve Dayanışmanın Adamı

Yönetim kurulumuzun bir diğer üyesi de Önder Muradoğlu’ydu. Önder’le tanışıklığımız Haydarpaşa Lisesi’ne dayanır. 1977–1980 yılları arasında aynı sıraları paylaşmış, orada arkadaş; hatta yoldaş olmuştuk. Gençlik yıllarımızın enerjisi, hayalleri ve mücadele ruhu içerisinde dostluğumuz pekişti. Okul bitse de bu bağ hiç kopmadı; yıllar sonra ÇYDD Tuzla Şubesi’nin kuruluşunda yine yan yanaydık.
Önder, mesleği mali müşavirlikti. Aynı zamanda abileri Barbaros ve Ahmet’le birlikte Ma-Pi İnşaat adında bir taahhüt şirketin sahiplerindendi. Hem iş yaşamındaki başarısı hem de çevresine karşı sorumluluğu, onun karakterinin en belirgin yanlarıydı. Kendine mahsus, farklı, güvenilir bir insandı.

Derneğimizin kuruluşunda, Önder Muradoğlu kurucu üyelerden biri oldu. Ayrıca yönetim kurulunda sayman olarak görev aldı. Derneğimizin mali işlerinden sorumluydu. Kongrelere gittiğimizde elimizdeki raporları, bütçeleri hep onun titizlikle hazırladığı dosyalar oluştururdu. Bizim için sadece güvenilir bir mali müşavir değil; aynı zamanda işini en iyi yapan, sorumluluk bilinci yüksek bir yol arkadaşıydı.
1999 depremi günlerinde de Önder’in katkısı unutulmazdır. Tuzla’da biriken yardımların bölgeye ulaştırılması gerekiyordu. İşte o noktada Önder ve ailesinin şirketi devreye girdi. Ma-Pi İnşaat’ın kamyonları ve araçları, deprem bölgesine gönderilecek yardımları taşımak için seferber edildi. Gıda, su, giysi, çadır, akla gelebilecek envai çeşit yardım malzemesi, onun sağladığı lojistik imkanlarla ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldı. Bu katkı, gönüllülerin sahadaki emeğiyle birleştiğinde, Tuzla’dan deprem bölgesine uzanan dayanışmanın en güçlü damarlarından biri oldu.
Benim için Önder yalnızca lise yıllarından kalma bir arkadaş değil; hayatın her döneminde güvenebildiğim bir dosttu. Lisedeki arkadaşlığımız, derneğin kuruluşundaki yol arkadaşlığımıza dönüşmüş; gençlikte kurduğumuz bağ, ilerleyen yaşlarımızda sorumluluk ve dayanışma ortaklığına evrilmişti.
ÇYDD Tuzla Şubesi’nin kurucu yönetim kurulunda Önder’in yeri ayrıdır. Dostluğu, mali disiplini, iş insanı olarak sağladığı katkılar ve her şeyden önce içtenliğiyle bu hikâyenin önemli kahramanlarından biridir. Bizim için yalnızca bir mali müşavir değil, güvenilir bir omuzdaş, gerçek bir dosttu.
Mustafa Gönül: Eğitim Dünyasının Bilge Hocası

Kurucularımızdan bir diğeri, Mustafa Gönül Hocamızdı. Yıllarca devlet okullarında öğretmenlik, müdürlük yaptıktan sonra emekli olmuş, ardından da özel okullarda müdürlük görevlerini üstlenmişti. ÇYDD Tuzla’nın kurucu üyesi olduğunda Gebze’de bir özel okulun müdürlüğünü yürütüyordu. Çok saygın, çok tecrübeli bir eğitimciydi. Onu Tuzla’da eğitim camiasında tanımayan yoktu. Sözü dinlenir, çok güvenilir biriydi; bu da bizim için büyük bir şanstı.
Özellikle yoksul mahallelerde yıllarca görev yaptığı için hem aileleri hem öğrencileri yakından tanıyordu. Kimin gerçekten yardıma, bursa ihtiyacı var, en iyi o biliyordu. Bizim derneğimizde burs bağlanacak her öğrenci dosyası mutlaka Mustafa Hoca’nın süzgecinden geçerdi. Onun onayı olmadan burs verilmezdi. Çünkü kimseyi kırmadan, incitmeden ama gerçek ihtiyacı da görmezden gelmeden karar verirdi. İlkokullardan liselere kadar, tanımadığı öğretmen ve müdür neredeyse yoktu. Onun sayesinde okullarla kolayca ilişki kuruyor, öğrencilerle en doğru şekilde buluşuyorduk. Derneğimizin düzenlediği bütün -resmi, gayriresmi- törenlerin planlayıcısı ve orkestra şefiydi.

Deprem günlerinde de Mustafa Hoca’nın rolü çok büyüktü. Bizler Değirmendere’de sahada çalışırken, o Tuzla’da adeta gönüllü seferberliğinin koordinatörü gibiydi. Hem eşi Güzide Gönül hem de şimdi yurtdışında yaşayan oğluyla birlikte deprem bölgesine de büyük katkıları olmuştu. 29 Ekim, yılbaşı, 23 Nisan, Kurban Bayramı gibi özel günlerde okullardan yüzlerce gönüllünün organize edilip deprem bölgesine götürülmesinde en büyük pay onundu. Onun sözüne güvenen öğretmenler, okul müdürleri, veliler, öğrenciler hiç tereddüt etmeden harekete geçiyordu.

Üstelik sadece özel günlerde değil, arada da yönetim kurulu üyelerimizden oluşan grupları bölgeye yönlendirir; çadırkentlerde ihtiyaç malzemelerinin çadırlara düzenli şekilde dağıtılmasını sağlarlardı. Bu sayede bölgeyle bağ hiç kopmadı. “Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur” sözü hayata geçmedi. Tam tersine, gözden uzak düşen bölgeyi gönlümüzün en yakınına koyduk.
Mustafa Gönül Hocamız mütevazıydı, sözü sohbeti dinlenirdi. Güvenilir, sakin fedakâr, işinin ehli bir eğitimciydi. Ama sadece iyi bir eğitimci değil, aynı zamanda iyi bir insandı. Onun varlığı, hem derneğimizin hem de Tuzla halkının dayanışma gücüne güç kattı.
Abdullah Tunç: Tuzla’nın Apo Abisi

Derneğimizin kurucularından biri de Abdullah Tunç, yani bizim dilimizle ‘Apo Abi’ydi. Tuzla’nın en renkli simalarından biriydi. Ben onu çocukluğumdan beri tanırım. Restoran sektörünün duayenlerinden biri olarak, Diyarbakır’dan Beyoğlu’na, oradan da 70’li yılların ortalarında Tuzla’ya gelmişti. Komi olarak başladığı mesleğini önce garson, sonra şef garson, bir ara restoran sahibi -İnci Restoran– olmaya kadar ilerletmiş; ama patronluğu becerememişti. Mesleğindeki başarısı onu Tuzla’nın en ünlü restoranlarında şef garson olarak çalışmaya taşıdı. Önce Adil Restaurant, sonra Mercan Restaurant, ardından Dodo Restaurant ve sonunda emeklilik…Apo Abi ömrünün elli yılını Tuzla’nın restoran dünyasına verdi.
O sadece restoran kültürünü yaşatan bir usta değil, aynı zamanda iyi bir demokrattı. Çocukluğu ve ilk gençliği çok zor koşullarda geçmiş “yurdum insanlarından” biriydi. Feleğin çemberinden geçmiş, hayatın çok sert sınavlarından başarıyla çıkmıştı. Gençlik yıllarımdan, 1976–77 ’lerden beri yani 15 yaşımdan beri tanıyordum. Bana sık sık takılırdı: “Ben Diyarbakır’dan geldim, öğrendim; siz üç kuşaktır deniz kıyısında yaşıyorsunuz; ama hala balıktan anlamıyorsunuz,” derdi. O esprili diliyle bizi hem güldürür hem düşündürürdü.

Avrupa’da bir yerde mesleğini icra etseydi, muhtemelen restoran zinciri sahibi olurdu. Ama onun en büyük gururu ve hayattaki en büyük başarısı, beş çocuğunu da üniversite okutmak ve hayata hazırlamaktı. Sigarayı çocuklar okuyabilsin diye bırakmıştı, İçki içmezdi. Bugün farklı mesleklerde yetişmiş o çocuklar, onun, hayat mücadelesi karşında kazandığı zaferin göstergeleridir. Oğlu Birkan Tunç, deprem bölgesinin en genç gönüllülerinden biri olarak bizimle omuz omuza çalışmıştı; şimdi Amerika’da yaşıyor; Öğretim Üyesi olarak, eşi ve iki kızıyla birlikte.
Apo Abi ile neredeyse elli yıl boyunca birlikte hareket ettik; hala da ediyoruz. Birbirimizin hayatlarına tanık olduk, aynı yolda yürüdük. Hayata aynı pencereden baktık ve dayanışmayı hiç bırakmadık. Derneği kurma fikrini ilk açtığım kişi odur. Bana; “Başka işin mi yok; delirdin mi sen! Bak dümenine be oğlum. Başına bela mı arıyorsun! Hadi git ordan!” diyerek espri yapmış; sonra benim kararlı olduğumu görünce hiç tereddüt etmeden “tamam” demişti.
“Nasıl çıkacağız bu işin içinden?” diye sorduğumda, bana güven vererek “Sen merak etme,” derdi. Hem kuruluşta cesaret verdi, hem de derneğin yaşaması, bursların sağlanması için, çevresindeki geniş dost halkasıyla katkı sundu. Apo Abi’nin katkısı yalnızca maddi ve manevi destekle sınırlı değildi. Okullara dağıttığımız masa, sandalye, dolap gibi ağır eşyaların taşınmasında, o da “Hamal kadromuzdaydı.” O, bu işlerden pek hoşlanmazdı ama, “Halil’e ayıp olur” diyerek gövdesini ağır yüklerin altına koyardı. O tavrı bile onun dostluğunun, fedakârlığının simgesiydi.
Deprem günlerinde de yanımızdaydı. Oğlu Birkan bizimle birlikte ilk gönüllü ekipteydi. Onu Değirmendere’de Kriz Masası Görevlisi olarak belediyeye göndermiştik. Uzun süre kalmış; sonra da Cengiz Topel İ.Ö.Okulu depo sorumluluğuna ‘atamıştık.’

(Değirmendere, Kriz Masası, resimdeki de Birkan Tunç)
Apo Abi de yardımların çadırkentlerde dağıtılmasında gönüllü oldu. Zaman zaman bölgeye geldi, dayanışma faaliyetlerine katıldı. Burhan Karaca gibi, ÇYDD Tuzla Şubesi’nin “jokerlerinden” biriydi. Nerede ihtiyaç varsa, orada Apo Abi’yi görürdük.
Onunla çocukluğumda başlayan abi – kardeş ilişkisi 50. yılına yaklaştı. Benim için sadece bir kurucu üye değil, hayatımın önemli bir parçası; gerçek bir yol arkadaşıdır. Ben, duygularıyla hareket eden; ve bununla da övünen biri olduğumdan hep beni koruma iç güdüsüyle hareket etmiş; sürekli uyarmış, eleştirmiş; pragmatik olmamı istemiştir. Eleştiri ve uyarılarına hala da devam ediyor. Gerçi, 50 yıldır onun dediklerini yapmadım; ama o hep benimle birlikte yürüdü. Apo Abi’yle ne zaman karşılaşsanız onun her daim traşlı bakımlı hali, pırıl-pırıl, çeşit-çeşit takım elbiseleri ile sanki podyumdan fırlamış bir manken gibidir. Beni bu konuda da- giyim kuşam- uyarmışlığı çoktur. 50 yıldır, Burhan abi gibi Tuzla’nın en renkli simalarından ve derneğimizin vazgeçilmez jokerlerinden biridir. Hala da hayatımızın vazgeçilmez, Apo abisidir o.
Orhan Cahit Çaktı: Sessiz Güvenin ve Dayanışmanın İnsanı

Derneğimizin kurucu üyelerinden bir diğeri de Orhan Cahit Çaktı’ydı. Maltepe’de Elmek adında bir fabrikaları vardı. Ben onu daha önceden, yaptığım işlerden dolayı tanıyordum. Tanışıklığımız kısa sürede dostluğa dönüştü; aramızda arkadaşlık bağı gelişti. ÇYDD Tuzla’yı kurma niyetimizi kendisine açtığımda, hiç tereddüt etmeden kabul etti. “Bana ne ” demedi, sorgulamadı. İyi niyetli, düzgün bir insandı; böyle bir işe omuz vermek onun için doğal bir davranıştı. Çünkü çok iyi eğitimli ve dünyayı görmüş tanımış; her şeyin para olmadığını anlamıştı.
Orhan Cahit, derneğimizin yoluna çıkan ilk yedi kurucudan biriydi. Daha ilk adımda elini taşın altına koydu. Kuruluşumuz için gerekli imzaları attığında, aslında yalnızca bir kağıda imza atmıyordu; Tuzla’da çağdaş bir geleceğin temel taşlarından birini koyuyordu.
Deprem günlerinde de dayanışmasını esirgemedi. Bölgeye lojistik destek sağladı; araç gerektiğinde hemen çözüme kavuşturdu. İhtiyaç duyulan malzemeleri, yardımları gönderdi. Sessiz ama güçlü bir rol üstlendi. Sadece araç sağlamak, yardım göndermekle kalmadı; burs verdi, burs buldu. İhtiyacı olan öğrencilerin eğitimine katkı sundu.
Orhan Cahit Çaktı, öne çıkmayı seven bir insan değildi. Sessizdi ama güvenilirdi. Arkadaşlığı, yardımseverliği ve sorumluluk bilinciyle tanıdım. ÇYDD Tuzla’nın kuruluşunda onun varlığı bize hem moral, hem de güç verdi. Çünkü biliyorduk ki, zor bir işin altına girdiğimizde arkamızda güvenebileceğimiz bir dost daha vardı.
Onun katkıları, belki yüksek sesle dile getirilmedi ama her adımda hissedildi. Hem derneğimizin kuruluşunda, hem de deprem günlerindeki dayanışmada, Orhan Cahit Çaktı sessizce ama kararlılıkla yanımızda durdu. Bizim için yalnızca bir kurucu üye değil, yola ilk çıktığımızda bize güven aşılayan, işini bilen, sağlam bir dostt
Fatma Çelikparmak: Şubenin Belkemiği, Mücadelenin Sessiz Kahramanı

ÇYDD Tuzla Şubesi’nin kuruluşundan itibaren en büyük dayanaklarımızdan biri Fatma Çelikparmak, yani Fatma Abla oldu. On yıl boyunca, neredeyse her gün derneğin kapısını açan, akşam olduğunda kapatan oydu. Hiç “öf” demeden, yoruldum demeden, hangi işe el atılması gerekiyorsa oraya uzanarak mücadelemize güç kattı. Şubenin belkemiğiydi.
Fatma Abla’yı zaten önceden tanıyorduk. Mahallemizin insanıydı. Eşi Recep Abi çok sevdiğim insanlardandı. Çelikparmak ailesi, kendimi bildiğimden beri tanıdığımız bir aileydi. Recep Abi’nin kardeşi Bülent benim arkadaşımdı. Yani biz sadece dernekte değil, aynı zamanda hayatın içinde de komşu, dost ve yol arkadaşı
Fatma Çelikparmak ve Türkan Doruk dernekte resim atölyesi...

Fatma Abla’nın dört çocuğu vardı: üçü erkek (Kurtuluş, Polat, Ali) ve biri kız (Demet). Çocuklarının her biri de bir şekilde dernek çalışmalarına katıldı. Kurtuluş ve Polat özellikle bizim “hamal kadrosu”muzun ayrılmaz parçalarıydı. Okullara ayni yardımlar yapıyorduk, masa, sandalye, dolap gibi ağır eşyalar taşınıyordu. Parayla hamal tutacak halimiz yoktu. Doğal olarak bu yükü dernek gönüllüleri omuzluyordu. Kurtuluş ve Polat, ağırlığı ne olursa olsun, hiç gık demeden taşıdılar. Ali de, Demet de anne-babalarının yolundan giderek etkinliklere katıldılar. Demet, derneğimizin kurslarında ve gençlik faaliyetlerinde aktif oldu.
Fatma Abla ise bir yandan kadın gönüllülerle birlikte çalışıyor, bir yandan da gençleri organize ediyordu. Cephe gerisinin bütün hazırlıklarını o üstlenirdi. Yardımların toplanması, tasnif edilmesi, kolilenmesi, ihtiyaçlara göre sınıflandırılması… Hepsini disiplinli bir şekilde yaptırır, sonra da bizlere sevk ederdi. Dört katlı dernek binamızda olup biten her şeyi gözler, bir olumsuzluk yaşanmaması için titizlikle dikkat ederdi.
Fatma Çelikparmak veHatice Vatansever, 23.Nisan.2006

Onun emeğinin karşılığını vermek mümkün değildir. O yalnızca gönüllü bir görevli değil, derneğin kalbiydi. Benim için Çelikparmak ailesiyle ilişkimiz, adeta tek bir aile gibi olmamız demekti. Çelikparmak ailesi ile beraberliğimizin bendeki hissi hep budur: “biz aynı bütünün parçalarıydık
Ayrıca Fatma Abla yalnızca lojistik ve günlük işlerle uğraşmadı. Eğitim konusunda da büyük bir mücadele verdi. Yoksul ailelerin kız çocuklarını okutmak için gece gündüz çabaladı. Çamlıca Kız Lisesi, Üsküdar Kız Lisesi, Kandilli Kız Lisesi gibi okullara parasız yatılı kontenjanlarından öğrenci yerleştirilmesini sağlamak için aileleri ikna etti. Onun kararlı çabalarıyla nice kız çocuğu okuma fırsatı buldu.

Benim gözümde Fatma Abla, ÇYDD Tuzla’nın görünmeyen ama en sağlam direklerinden biridir. Onun ve ailesinin katkısı olmasa, belki de bu kadar yıl dimdik ayakta kalmak mümkün olmazdı. Hep derim: Böyle insanlar, böyle aileler olmasa, kıyamet yakın demektir. Fatma Abla ve Çelikparmak ailesi, bizim mücadelemizin gerçek isimsiz kahramanlarıdır.
Fatma Çelikparmak ve Hülya Özen birlikte dernekte.
Nevzat Özcan: Zarafeti, Dayanışması ve Şair Yanıyla Nevzat Amca

ÇYDD Tuzla Şubesi’nin ilk üyelerinden biri de Nevzat Özcan, bizim dilimizle Nevzat Amca’ydı. Derneğimizin kurucu üyeleri arasındaydı ve denetçi olarak görev aldı. Onunla yol arkadaşlığımız yalnızca ÇYDD çatısı altında başlamadı; kökleri çok daha eskilere dayanıyordu. Ailelerimiz birbirini tanıyordu. Nevzat Amca’nın ailesi mübadildi; dedelerimiz aynı çevrelerde bulunmuş, birbirini tanımıştı. Ayrıca Nevzat Amca, babamın da gençlik yıllarından samimi arkadaşıymış. Anne tarafından da bize akrabalık bağları vardı. Yani bizim dostluğumuzun arkasında hem geçmişin hem de yakınlığın köklü izleri vardı.
Nevzat Amca uzun yıllar emniyet teşkilatında görev yapmış, üst düzey sorumluluklar üstlenmiş bir insandı. Emniyet müdür yardımcılığı görevini en son Balıkesir, Sakarya ve Erzincan’da yürütmüştü. Görev hayatında disiplinli, ciddi ama aynı zamanda insancıl yaklaşımıyla tanınırdı. Emeklilikten sonra, derneğimizi kurarken kendisine kurucu üyelik teklif ettim. Hiç tereddüt etmeden kabul etti ve derneğimizin en faal üyelerinden biri oldu.
Nevzat Amca zarif bir insandı. Daima özenle giyinir, her daim tıraşlı, bakımlı, sakin, oturaklı bir duruş sergilerdi. Güzeli sever, çevresine de güzellik katardı. Doğayı ayrı bir tutkuyla severdi. Karıncaların yolunu bile gözetir, toprağın üzerinde yürürken onların yuvalarına basmamaya dikkat ederdi. Bahçesindeki ağaçlara kuşlar yuva kurar, o da “iyi komşular” diye tanımlar, doğayla barışık yaşamaktan gurur duyardı.

Onun duyarlılığının bir yansıması da şair yanıydı. Oğlu Ümit Özcan, 2005 yılında onun şiirlerini “Şiirlerim” adıyla kitaplaştırdı. Bu kitabı imzalayarak ÇYDD Tuzla Şubesi’ne armağan etmişti. Nevzat Amca’nın bir şiirinde babasına ithafen şöyle diyordu:
“Baba oğul, hep sevdim yıllar yılı unutmadım
Kendi yoksul gönlü zengin babamı.
Doğayı severdi…
Karıncalar toprakta yürürken yuvasına basmadan görür,
Çiğnemezdi.
Her zaman bahçemizde çeşitli ağaçlarda kuşlar yuva kurardı,
İyi komşulardı.
Azığımızı yediğinde kargalar hiç şikayet etmezdi.
İşte böyle yetiştim, gönül zengini bir babanın oğluyum ben.”
Bu dizeler, onun hem aile sevgisini hem de doğa sevgisini gösteriyordu.
Ama Nevzat Amca sadece şiir yazan zarif bir insan değildi; aynı zamanda dayanışmanın ve çağdaş bir Türkiye idealinin savunucusuydu. Bizimle birlikte yürüdü, bizimle aynı değerleri savundu. ÇYDD Tuzla’nın kuruluşundan itibaren yalnızca fikirleriyle değil, somut katkılarıyla da hep yanımızdaydı.
Oğlu Ümit’in sahibi olduğu Ümit İnşaat’ın kamyonları ve kamyonetleri, derneğimizin yaptığı ayni yardım kampanyalarında okullara eşya taşımak için tahsis edildi. Deprem günlerinde de aynı araçlar bölgeye yardım malzemelerini ulaştırmak için seferber oldu. Nevzat Amca ve oğlu Ümit, hiçbir şeyi ikiletmeden, gönülden destek oldular. Bizim için güven demek, dayanışma demek, dostluk demektiler.
Nevzat Amca’nın hayatında en çok önem verdiği şeylerden biri, ülkenin çağdaş ve demokratik bir yapıya kavuşmasıydı. Bu ideali, her konuşmasında, her sohbetinde dile getirirdi. Hem bir emekli emniyet müdürü yardımcısı olarak devlet tecrübesini, hem bir şair olarak duyarlılığını, hem de mübadil bir Tuzlalı olarak köklerini derneğimize taşıdı.
Onu düşündüğümde hep zarafeti, sakinliği, güzel şeylere olan tutkusu ve bize verdiği güven aklıma gelir. Nevzat Amca, bizim için yalnızca bir kurucu üye değil; dost, dayanak ve yol gösteren pırıl pırıl bir ışıktı.
Zafer Polat: Köprüleri Kuran Dostumuz

ÇYDD Tuzla Şubesi’nin üyelerinden biri de Zafer Polat’tı. Başak Yapı’nın sahibiydi; özellikle klima, ısıtma–soğutma sistemleri konusunda uzmanlaşmış bir firmaydı. Bankaların, büyük şirketlerin teknik işlerini yaparlardı. Zafer’i ben 1977 yılından beri tanıyordum. Yıllarca görüşmemiştik; ama, dernek sayesinde yollarımız yeniden kesişti. Hem kendisi, hem eşi Naciye Polat hem de eşinin kardeşi Turan şubemize üye olup; ailece yanımızda oldular.Hatta daha sonra Zafer’in kızkardeşi Nilgün Polat ve eşi de Şubemize üye olmuştu.
Halil Özen, Zafer Polat, Naciye Polat ve Hülya Özen bir etkinlikte

Zafer’in çok geniş bir çevresi vardı. Bu çevreden sadece şubemiz değil, bölgemizdeki okullar da faydalanıyordu. Örneğin bir banka şubesi yenilendiğinde eski masa, sandalye, koltuk, dolap gibi eşyalar çıkarılır, yerlerine yenileri konulurdu. İşte o eşyalar çöpe gitmez, Zafer bize haber verir; biz de kamyonları ayarlar, gönüllü arkadaşlarla gidip bu malzemeleri kamyonlara yükler, sonra Tuzla’daki okullara dağıtırdık. Kamyon kamyon eşya taşır, okuldan okula, sınıftan sınıfa ulaştırırdık. O dönemde bizim işimizin en büyük kısmı “hamallıktı” ve gençlerle birlikte biz bu işi gık demeden yapıyorduk. (Tabi daha sonra bu hamal kadromuzdan da bahsedeceğim.)
İşte bu noktada araçlara ihtiyacımız olurdu. Ümit İnşaat’ın, Ma-Pi İnşaat’ın araçları ve şoförleri, bizim en büyük lojistik desteğimizdi. Zafer Polat’ın katkısı da bu zinciri tamamlıyordu. Bizim için yalnızca malzeme sağlayan değil, o malzemelerin okullara, öğrencilere ulaşmasına sebeb olan bir dosttu.

Deprem günleri geldiğinde de Zafer’in rolü büyüktü. Özellikle Değirmendere Belediye Başkanı Ertuğrul Akalın’ın çağrısı konusunda bizi ilk uyaran oydu. Ve bizi bölgeye yönlendiren etkilerden birini yarattı. Tuzla Şubesi olarak aldığımız bir kararla şubemiz ile Genel Merkez arasında da köprü görevi gördü. Türkan Hoca’yla bizim yönlendirdiğimiz bağışçıları görüştüren, bölgenin ihtiyaçlarını aktaran oydu.
Konteynerlerin, prefabriklerin hızla doğru yerlere kurulmasında da Genel Merkez’in büyük desteği vardı ama, bu sürecin hızlanması için sahada Zafer’in bu işlerden anladığı için çabası çok önemliydi. Yardımlar yalnızca toplanmakla kalmıyor, aynı zamanda hızlıca yapılara dönüşüyordu.

Hatta Zafer’in bölgede kaldığı ve bizim de Tuzla’ya döndüğümüz bir hafta sonu, başlayan fırtına ve sağanak yağmur, çadırımızın üstüne kabus gibi çökmüş. Elektrikler kesilmiş, zifiri karanlıkta, gökten boşalan suyun ve yırtılan naylonların uğultusu arasında, elleriyle çadırı tutmaya çalışmışlar. “Sonunda, su içeri dolmuş, malzemeler ıslanmış, zarar büyük olmuş. Biz ertesi gün döndüğümüzde Zafer bize o geceyi anlatırken, yüzündeki yorgunluk kadar, yaşadıkları korkunun da izleri belliydi. O tufanı da yaşamıştı.
Zafer, derneğimiz için yalnızca bir üye değil, köprüler kuran; ve Tuzla’daki okullara yaptığımız yardımların da kaynaklarından en önemlisiydi. Yereldeki imkanlarla Genel Merkez’i, gönüllülerin emeğiyle bağışçıların desteğini buluşturan bir aracıydı. Onun emeği ve katkısı olmasa, birçok iş hem şubemizde hem de ÇYDD Genel Merkezi’nde çok daha geç, ya da eksik yapılırdı.
Alican Gündüz: ÇYDD Tuzla’nın Beceri ve Yürek İnsan
Sağdan sola: Alican Gündüz, Mustafa Gönül, Halil Özen, Çiğdem Yenidoğan,

ÇYDD Tuzla Şubesi’nin en kıymetli isimlerinden biri de Alican Gündüz’dü. O, tanıdığım en becerikli, en hızlı, en pratik ve en iyi insanlardan biriydi. İlk üyelerimizden biri olarak derneğe katıldı, sonraki kongrelerde yönetim kurulu üyemiz de oldu. Şifa Mahallesi’ndeki bir okulda öğretmendi ama yalnızca öğretmenliğiyle değil, girişkenliği, ikna kabiliyeti ve çevresiyle de bizim için bir kazançtı.
Alican Hoca, hem mahallede hem de Milli Eğitim camiasında çok geniş bir çevreye sahipti. İnsanlarla kurduğu güven ilişkisi, onu yalnızca saygın bir öğretmen değil, aynı zamanda birleştirici bir kişilik haline getiriyordu. Bu özelliklerini derneğin her işine kattı. Kimi zaman yardımların toplanması için kapı kapı dolaştı, kimi zaman yoksul bir ailenin kızını parasız yatılı bir liseye yerleştirmek için anne babayı ikna etti.
Alican Gündüz ve kızı, Halil Özen, Hülya Özen

Deprem günlerinde de birlikteydik. Özel günlerde yapılan ziyaretlerde deprem bölgesine geldi, yardımların toplanması ve dağıtımına katıldı. ÇYDD Tuzla’nın sorumluluğunu üstlendiği çadırkentlerde gönüllülerin işini kolaylaştırmak için var gücüyle çalıştı. Dağıtım günlerinde elinde koliler, yanında gönüllülerle çocukların yanına koştuğunu hâlâ gözümün önünde canlanır.
Onunla aramızda her zaman iyi bir dostluk bağı vardı. Birlikte çalışırken gördüm ki, işine ne kadar titizlik gösteriyorsa, insan ilişkilerine de o kadar önem veriyordu. Şubemizin ulusal eğitime destek kampanyalarında, okullara malzeme dağıtımında, deprem bölgesi çalışmalarında, burs projelerinde, konser ve panellerde daima önde olanlardandı. Yoksul çocukların parasız yatılı kız liselerine yerleştirilmesinde büyük emeği oldu. Bir kız çocuğunun kaderini değiştiren ikna konuşmalarını ondan çok duydum.

Kısacası Alican Hoca, ÇYDD Tuzla Şubesi’nin temel taşlarından biriydi. Onun becerisi, çevresi, emeği ve yüreği olmasa, yaptığımız birçok iş ya eksik kalır ya da daha zor gerçekleşirdi. Onu düşündüğümde hep çalışkanlığı, insana güven veren tavrı, pratikliği ve dostluğuyla hatırlıyorum.
Alican Gündüz, ve Taner Hancar Hoca bir etkinliğimizde birlikteler.
*****
İlk dernek binamız Tuzla Cami Mahallesi’nde Hamiyet Ablaya (Lostar’a) ait 3 katlı binanın 2. ve 3. katıydı. Daha sonra 300 metre kare ve ardından da 4 katlı bir binanın tamamında faaliyet göstermeye başladık.
İlk kuruluşta Plastik masa ve sandalyelerle iki katı da donatmıştık. Tabi bu fikir yönetim kurulu üyemiz Abdullah Tunç’a aitti. Bir zaman sonra bana: ” Sanki çay bahçesi açıyormuş gibi düzenledik derneği, plastik masa ve sandalyelerden ibaret! Sen de hiç bir şey demedin! Bir başkan odası bile istemedin! Bir garson başka ne düşünebilir ki?” diye kendisi ve benle dalga geçiyordu.
Açılışımızı da Türkan Saylan, ÇYDD Genel Merkez Yöneticileri ve ailelerimizin katıldığı çok kalabalık bir törenle gerçekleştirdik. Derneğimizi güzelce süslemiştik. Atatürk anıtına bir yürüyüş; sonra çelenk koyma ve ardından dernekte açılış konuşmaları..

Açılışımızın hemen sonrasında yayınladığımız dernek bültenin iki sayfası…





Sürecek...
📂 Deprem Dosyası: Tanıklıklar ve Dayanışma
- 👉 ANA YAZI: 17 Ağustos: Ölümün Esir Alamadığı Umut
- 🔗 İyiliğin Örgütlü Hali (8 Bölümlük Seri):
- 🔹 1. Bölüm: Çağdaş Yaşam Gönüllüleri
- 🔹 2. Bölüm: Dayanışma ve Mücadele
- 🔹 3. Bölüm: Tuzla’dan Gölcük’e Uzanan Köprü
- 📝 Tanıklıklar ve Özel Yazılar:
- 📍 Depremde Zamanın Durması
- 📍 Deprem Gönüllüleri: Unutulmayan Anlar
- 📍 Depremde Çocuklar ve Gönüllüler
- 📍 ÇYDD Tuzla Deprem Çalışmaları
- 📍 Nâzım Hikmet – Deprem Şiiri
* Bu dosya, deprem gerçeğini ve dayanışmanın tarihini gelecek kuşaklara aktarmak için derlenmiştir.


