İzlemek için tıklayın!
Halil Özen – Çağdaş Tuzla Gazetesi
“Denizli’den yankılanan ses, Tuzla’da neden duyulmuyor?”
Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu geçtiğimiz günlerde hepimizin düşündüğü, söylemek istediği ama bir türlü ifade edemediği, o tarihi cümleyi kurdu: “Hırsıza hırsız diyeceksiniz ki, yarın öbür gün sizi suçlamaya kalkmasın.” Çavuşoğlu, tarihi ders niteliğindeki bu konuşmasında:
“(…) Ama bu şehrin kaynaklarında hiçbir şeyleri yokken; donları bile düzgün değilken, bugün şehrin en zenginleri sınıflarına girenler unutmasın ki; o devran dönecek! Adalet doğru tecelli edecek! Masak doğru raporlarını şehre, ülkeye sunacak! Ellerindeki gelirleriyle bugünkü servetleri arasında dağlar kadar farkı olanlar gelip hesap verecek. Biz de vereceğiz.
(…) Ama hırsıza hırsızlığını unutturduğunuzda, sizden hesap sormak ister. Onun için biz hırsızın hırsız olduğunu unutturmayacağız. Çünkü unutturmaya başladığınız anda elindeki karayı başkasına sürmekten 1 saniye bile imtina etmiyorlar!”; Yani gereğini yapın ki, “Yavuz hırsız, ev sahibini bastırmasın!” dedi.

Siyasette nadiren rastladığımız o yalın, sade, kaçamak yapmayan cümlelerden bazılarıydı bunlar. Bir yanıyla halkın sağduyusundan yükselmiş bir dürüstlük çağrısı; öbür yanıyla ise son 20 yılda karartılmış vicdanlara bir sesleniş. Ama hepsinden de önemlisi ülkemizin içinde bulunduğu absürt -yani her türlü akla ve sağduyuya aykırı, saçma – sürecin resmini çeken, fotoğrafını önümüze koyan sözler olması.
Bir siyasetçinin, hele ki bir belediye başkanının- çiğ yemedik ki karnımız ağrısın- diyerek bu kadar açık, net ve korkusuz; adeta aile büyüklerimiz kadar saf bir ruh hali ile konuşması Türkiye siyasetinde az rastlanan bir duruştur.
Zira Türkiye siyasetinde, uzun yıllardır bir “gönüllü suskunluk” hali vardı. Yolsuzluklara, haksız kazanca, kamu kaynaklarının talanına bakıp bakıp sessiz kalmak! Hatta bazı ilçelerde parti ayrımı olmaksızın siyasilerin üstü örtülü ortaklıklar kurarak; siyaseti ticarete alet ederek kendi gemisini yüzdürürken ülkeyi bu günlere elbirliği ile getirmeleri.
Ama ülkenin getirildiği şu aşamada, halktan yetki alan yerel yöneticiler, sadece belediyecilik değil, hakikatin temsilciliği görevini de üstlenmek zorunda kalıyorlar. Aynen Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu gibi.
Bu nedenle, muhalefet artık yalnızca yol, park, kreş yaparak değil; gerçeği dile getirerek, halkın ağzındaki cümleleri kürsülere taşıyarak muhalefet etmelidir. Hırsıza hırsız denmediği bir memlekette adalet, vicdan, namus konuşulamaz.
Bugün yerel yönetimlerde hesap verilebilirlikten, şeffaflıktan bahseden herkesin; dün nelere ses çıkarmadığını da sorgulaması gerekir. Halkın gözü kulağı olmuş herkes; ihaleye fesat karıştıranların, belediye bütçesini aile çiftliği gibi yönetenlerin, her usulsüzlüğü “algı operasyonu” diye örtenlerin adını koyması gerekir. Ben, başkan Çavuşoğlu’nun sözünü sadece bir siyasal çıkış değil; bütün CHP’li belediye başkanlarına yapılmış bir etik çağrı olarak da okuyorum.
Çünkü hırsıza hırsız demek cesaret değil, görevdir.
Ve bugün susan, şu ya da bu nedenle onlarla işbirliği yapan, onlardan ‘kamu’ bahanesiyle bile olsa fayda sağlayacağını zannedenler; onların yaptıklarını zımnen onaylarken; yarın da kendilerini o soygunun ortağı olarak bulurlar.
Geçtiğimiz günlerde Denizli’de CHP’li başkan, kürsüden adeta kükrüyordu: “Biz hırsızların hırsızlıklarını unutturmayacağız. Çünkü unutursak, hırsızlar bizden hesap sormaya başlar.”
Bu sözler Türkiye’de bir süredir susturulmuş, bastırılmış, unutturulmuş olan vicdanı temsil ediyordu. Halktan çalınanın hesabını soran, adaleti yalnızca geçmişin değil bugünün de pusulası yapan bir başkanın sesiydi bu.
Peki aynı ses, aynı adalet duygusu neden Tuzla’da duyulmuyor?

Çağdaş Tuzla Gazetesi olarak dile getirdiğimiz, belgeleriyle ortaya koyduğumuz şeytanın bile aklına gelemeyecek “hayali emsal transferi” haberimiz; ki, Emek Partisi Milletvekili İskender Bayhan tarafından TBMM’de soru önergesi haline getirilmişti. Bakanlık inceleme yapmak zorunda kaldı. Müfettişler gönderdi. Raporlar hazırladı.
Sonrası yok. Neden?
Tuzla’ya özgü pek çok yolsuzluk iddiası CHP’nin bu yeni döneminde neden bir duvara çarpıyor? Neden hepsi bir bir, bizzat CHP’li başkan tarafından açıklanmıyor. Denizli Belediye Başkanının tavrını göremiyoruz. Bu beklenti bile bizde, belediye başkanının niyetli konusunda yeterince şüphe uyandırıyor.

Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl, sizin sessizliğiniz artık anlamlı bir sessizlik olmaktan çıktı.
Çünkü ortada yalnızca bir suskunluk değil, halkın size yüklediği misyonun inkârı söz konusu.
Eğer önceki AKP’ yönetimi, gerçekten de tertemiz bir belediye bıraktıysa ki, sessizliğinizden öyle anlaşılıyor; o zaman çıkın ve sorun yokmuş deyin! Biz de ne yapmaya çalıştığınızı kesin anlayalım. Biz de size 32 yılın, hem de büyük bir bölümünde oybirliği ile Chp- Akp işbirliği ile Tuzlalılara hangi kötülüklerin yapıldığını bizzat meclis kararlarındaki oy birlikleri ile açıklayalım.
İşbirliği yapanların hangi ticari kazançlar ile şimdi nereden nereye geldiklerini belgeleri ve ekonomik zenginlikleri ile açıklayalım. Ve akp iktidarının 32 yıl boyunca sürmesi için onlara o zaman ki chp tuzla tarafından nasıl ‘lojistik destek’ sağlandığını anlatalım. Ülkenin ve ilçenin aslında nasıl birlikte elele bugünlere getirildiğini anlatalım. Tuzla’da bu ortak kötülüğün nasıl, hangi kararla kalıcılaştığını anlatalım. Öyle ya bu ülkede, ilçede sadece Akp’liler yaşamıyor ya. Kendi kendine bu hale gelmedi ya bu hale memleket!
Şimdi açıkça soralım.
- Siz göreve geldiğinizden bu yana önceki yönetimle ilgili kamuoyuna açıklanmış tek bir yolsuzluk dosyası sundunuz mu? Bakın Denizli Belediye başkanı pek çok dosya seslendiriyor. Siz hiç ses çıkardınız mı? Sesinizi göstermelik şovlar dışında, böylesi konularda duyan var mı?
- Beltaş’tan çuvallarla taşındığı iddia edilen dosyalar gibi, Tuzla Belediyesi’nden kamu zararı yaratıldığına dair herhangi bir denetim başlattınız mı? Mesela Tuz-Yap’ı incelediniz mi? Belediye şirketlerini incelediniz mi? Sonuçları neler? Bi açıklayın; biz de anlayalım. Ve anlatalım. Helal olsun diyelim.
- Hayali emsal transferiyle, imar oyunlarıyla kamu arazilerinin nasıl peşkeş çekildiğini araştırdınız mı? Bir milyar dolarlık yolsuzluktan bahsediyoruz. Bu öyle basit bir ihale değil. Boyutlarının çok yukarılara kadar uzanacağı aşikar. Kimseye tek başına bu kadar büyük yolsuzluğunu gelirini yedirmezler. Hangi firmalar faydalanmış ve kimlerin yakınları? Madem müfettişler bile gelip rapor hazırladı, artık ne bekliyorsunuz? Tek tek açıklayın! Dosyalar elinizde. Bu iş belediye meclis üyelerine sakın bu konuda konuşmayın! demeye benzemez. Korkuyorsanız, o işi bırakın açıklayacak olanlar gelsin! Milleti oyalamaktan vazgeçin!
- Hayali emsal transferinden haksız vurgun yapan firmaları, Cumhuriyet Bayramı, Kitap Günleri vb. etkinliklerin sponsoru yaptınız mı? Yapmadınız mı? Kreş yaptırmak vb. için bu firmalarla anlaşmalar imzaladınız mi? İmzalamadınız mı? Çevrenizde, size yakın bu hayali emsal transferlerine katılan chp’liler var mı?
- Cüppeli Ahmet’in damadının ortak olduğu Vesen Yapı Villaları önünde Tuzla Plajı hakkında konuşacak mısınız? Açılacak mı? Açılmayacaksa neden? vb. şimdilik sorulmayan; ama bundan sonra sorulacak yüzlerce soru…

Eğer konuşmayacaksanız, Denizli’deki başkanımızın açıklamalarını en azından izleyin. Çünkü o, yalnızca kendi şehri için değil, CHP’nin ülke genelinde ne anlama gelmesi gerektiğini hatırlatıyor. Yoksa Tuzla halkı size “uzlaşarak, susun” diye değil, “hesap sorun” diye oy verdi.
Artık her şey yolunda diyorsanız, o zaman sizin de halk nezdinde söyleyecek bir sözünüz kalmadı demektir. Ama hâlâ içinizde bir adalet duygusu varsa, ki olduğunu umuyorum, unutmayın:
“Hırsızın hırsızlığını unutturursanız, o gün sizinle hesaplaşmaya başlar. Size kara çalmaya başlar” Şimdi, Tuzla’da olmaya başladığı gibi.
Denizli’den yükselen o sesi duyun Eren Ali Bingöl.
Çünkü Tuzla ve tabi ki bugüne kadar bu düzenle uzlaşmayan bizler, artık susanları değil, konuşanları görmek istiyoruz. Tuzla’da 32 yıldır neler olduğunu öğrenmek istiyoruz.
Ülkenin getirildiği şu aşamada, halktan yetki alan yerel yöneticiler, sadece belediyecilik değil, hakikatin temsilciliği görevini de üstlenmek zorunda kalıyorlar. Aynen Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu gibi.
Bu nedenle, muhalefet artık yalnızca yol, park, kreş yaparak değil; gerçeği dile getirerek, halkın ağzındaki cümleleri kürsülere taşıyarak muhalefet etmelidir. Hırsıza hırsız denmediği bir memlekette adalet, vicdan, namus konuşulamaz.
Bugün yerel yönetimlerde hesap verilebilirlikten, şeffaflıktan bahseden herkesin; dün nelere ses çıkarmadığını da sorgulaması gerekir. Halkın gözü kulağı olmuş herkesin, ihaleye fesat karıştıranların, belediye bütçesini aile çiftliği gibi yönetenlerin, her usulsüzlüğü “algı operasyonu” diye örtenlerin adını koyması gerekir. Ben, başkan Çavuşoğlu’nun sözünü sadece bir siyasal çıkış değil, bir ahlaki çağrı olarak da okuyorum.
Çünkü hırsıza hırsız demek cesaret değil, görevdir.
Ve bugün susan, şu ya da bu nedenle onlarla işbirliği yapan, yarın kendini soygunun ortağı olarak bulur. Çünkü, seçilmiş yerel yöneticilerin önceki “iktidar gibi” olma hayali, “iktidara karşı” durma sorumluluğunun önüne geçiyor.
Sürekli duyduğumuz: “Dosyaları Bakanlığa Verdik!” Masalı
Nitekim, son 1.5 yıldır aynı cümleleri duyuyoruz:
“Yolsuzluk dosyalarını hazırladık; savcılığa verdik.”
“Valiliğe, kaymakamlığa teslim ettik.”
“Bakanlığa sunduk.” “Bakanlık müfettiş gönderecek! Raporlar çıksın. Ondan sonra açıklama yapacağız.” “Bu konuların konuşulmasını ilgili merciler yasakladı. “Bakmayın o tarafa.”
Eee ne oldu geçmiş 32 yıl? CHP’li belediyeler, halkın sandıkta verdiği iradeyi, “şeffaflık” ve “hesap sorma” görevini adeta geri iade ettiler.
Oysa yapılması gereken çok açıktı: Bunu Türkiye’nin tümünde yapmak gerekiyordu.!
Bütün dosyaları açıklamak! isimleri ifşa etmek! Miting meydanlarında, belediye meclis toplantısında, televizyonlarda, sosyal medyada, özel kampanyalar düzenleyerek kamuoyuna duyurmak!
Duyurun ki, 32 yıldır kendi kabuğuna çekilmek zorunda kalmış; sindirilmiş, umuduna, malına, sağlığına çökülmüş halk kendine gelsin! Silkinsin. Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Çavuşoğlu gibi sizi de sahiplensin. Sizinle gurur duysun.
Tuzla Örneği: 32 Yıl Sonra CHP Ama?
Tuzla’da CHP 32 yıl sonra belediyeyi kazandı. Yıllarca Çağdaş Tuzla Gazetesi olarak yolsuzlukları, çevre felaketlerini, iş cinayetlerini ortaya koyduk. Öyle ki, sadece geçtiğimiz yıl “hayali emsal transferi” ile gerçekleşen Akp’li Tuzla Belediyesi’nin kurduğu şeytani soygun düzenini ortaya çıkararak haberleştirdik.
Peki yeni yönetim, bırakın geriye dönük 32 yıllık inceleme yapıp yolsuzlukları, haksızlıkları, sağlığını kaybedenleri araştırmayı, sadece bu konuda bile ne yaptı?
Hiçbir şey.
Ve şimdi Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Çavuşoğlu’nun kehaneti Tuzla’da gerçek oldu. Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl imar konusunda her kesim tarafından beceriksizlikle suçlandığı haberlere, gösterilere muhatap olmak zorunda kalıyor.
Neden biliyor musunuz?
Hayali Emsal Transferi Yolsuzluğunun üzerine hakkıyla gitmediği ve bu yolsuzluklarda adı geçen firmalara kreş, Cumhuriyet Bayramı, Kitap Günleri sponsorlukları yaptırma yolunu, yani uzlaşma, unutturma yolunu seçtiği için. Bunca zaman sonra, başkan hiçbir açıklama yapmadığı için, kimse o yolsuzluğun içeriğini ve boyutlarını tam olarak bilmiyor. Ne bir basın toplantısı düzenlendi, ne bir açıklama yapıldı, ne de tek bir sorumlu hakkında kamuoyunun bilgilendirildiği bir hukuki süreç başlatıldı. Sanki her şey unutulmuş, affedilmiş, hatta uzlaşılmış gibi.
CHP’li yeni başkanlar bu suskunlukla aslında kendilerine değil, toplumun adalet ve güven duygusunu da sarsıyorlar.
Bugün Susarsan, Yarın Sana Yönelirler
Denizli Belediye Başkanı Çavuşoğlu’nun sözleri ‘gecikmiş’ bile olsa, bu yüzden önemli. O bir uyarı:
“Bugün hırsıza hırsız demezsen, yarın seni de hırsız ilan ederler.” Sonradan yani yerel seçimlerin üzerinden bir buçuk yıl sonra,- ama sen de zamanında hırsızlık yapmıştın. Hatta bazı dosyaları bakanlığa, savcılığa vermiştik- demeniz, hiç kimseyi ikna etmez. Başkanların bu davranışı sadece bir ahlak meselesi değil, bir siyasi direnç meselesidir aynı zamanda.
CHP’li belediyelerin bir bölümü bugün, iktidar ortaklarının ya da medyanın hedefi olduğunda “mağduriyet” zeminine sığınıyor. Ama,”Yavuz hırsız, ev sahibini bastırıyor.” “Suçlu, şarlatan ve edepsizse, zarar verdiği kimseyi susturuyor ve suçunu ona yüklüyor”.
Bakın, bugünkü CHP Genel Başkanı Özgür Özel bile son dönemde AKP’nin yerel yönetimlerdeki yolsuzluklarını büyük bir sertlikle ve olması gerektiği gibi dile getiriyor.
Yaptığı doğrudur; doğrudur da şunu da sormak gerekiyor: Bu işte çok geç kalınmadı mı?
Bu dosyaları CHP, belediyeleri seçimini kazandığının ertesi günü, ertesi ayı, 3. ayında iktidarının, neden açıklamadı? Eğer o zaman büyük kampanyalarla, el değiştiren AKP’li belediyelerdeki yolsuzlukları açıklasaydı; şimdi bu şiddetle AKP, CHP’li belediyelere saldırabilir miydi?
Bu absürt operasyonlar CHP’ye yapılmasaydı, Özel bu sertlikle yolsuzlukları dile getirir miydi?
Hesap Soramazsan, Aynı Düzene Ortak Olursun
Bugün halk, CHP’li belediyelerden, “başkanların kendi reklamları”, “imar projeleri”, “makyaj yatırımlar” ya da “açılış törenleri” değil; hesap soran, hırsızı teşhir eden, rantçılara gözdağı veren, yerelde oluşturulmuş çetelere ve mafyaya karşı duran belediye başkanları görmek istiyor. Denizli’de kurulan bu cümle, sadece bir çıkış değil; aynı zamanda bir ayna. Bu yaşadıklarımızın nedenlerini anlamamızı sağlayan bir bakış.
Çünkü, bir yalnızlık çağını yaşıyoruz: Hakikat yalnız, adalet yalnız, namus yalnız, emek yalnız, vicdan yalnız… Onları seslendiren, talep eden her kim varsa, onlar da yalnız bırakılıyor. Ama belki de gerçek cesaret tam da bu yalnızlıktan doğacak! Hatta doğuyor! Bu yalnızlığa meydan okuyanlar barikatları bir bir, yıkı yıka bir araya gelip, buluşuyorlar. Meydanlara sel olup akıyorlar. Kimden ve nereden gelirse gelsin, “hırsızlığın ve hırsızlarla uzlaşmanın en büyük ayıp olacağı” Çağdaş, laik, emekten yana ve gerçekten demokratik bir ülke düzeni kurmak için birleşmeye devam ediyorlar. İşte tam da bu noktada sizin sorumluluğunuz sizi ve partinizi de aşıyor. Artık sorumluluğunuz hepimize, bu mücadeleyi büyüten, itirazlarını dillendirmek için meydanları zapteden herkese karşı…
Geç ama, çok geç değil; seçim kampanyanızda iddia ettiğiniz büyük yolsuzlukları halka açıklamak; ve üzerine yürümek için! Yapanlardan hesap sormak için! Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çolakoğlu, Kutup Yıldızı’nız olsun! O Denizli’deki ” geldiklerinde donları bile düzgün olmayan, şimdi en zengin sınıfı oluşturanları” teşhir ediyor; siz de Tuzla’dakileri açıklayın! Yoksa suskunluğunuz; sizi suçlama yüzsüzlüğünü gösterenlerin cesaretini, küstahlığını arttırıyor. Her geçen gün de arttırmaya devam edecek!
(Sevgili Denizli Belediye Başkanı Çavuşoğlu, sizi hiç tanımadım. Ama bu bakışınızla sizi çok sevdim. Hep kıvranarak ses edemediğimiz; susmak zorunda kaldığımız bir konuda örnek olduğunuz için teşekkür ediyorum. Kalıcı ve uzun süreli bir başkan olmanızı diliyorum. Tuzla’dan sevgiler ve başarılar. İstanbul’a çalışmalarınızı duyurmaya çalışacağız. Teşekkürler; bize tam da ihtiyacımız olan; ve hiç vazgeçmememiz gereken o resmi gösterdiğiniz için. Çağdaş Tuzla Gazetesi)


