Halil Özen
Siyaset, yalnızca protokol kurallarının, basmakalıp nezaket kalıplarının ya da salondaki yaş hiyerarşisinin gereğini yerine getirmekten ibaret bir tiyatro sahnesi değildir.
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in, mahkeme kararları ve siyasi operasyonlarla partisi CHP’nin iradesine el koyan Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında önünü ilikleyerek tokalaşmasını “yaşına” ve “insani tabiatına” bağlayarak savunması, siyasetin toplumsal ve tarihsel yükünü hafifletme çabasından başka bir şey değildir. İktidar blokunun önünü açan butlancı-işbirlikçi Kılıçdaroğlu CHP kayyımı olarak demokrasiyi hançerleyen bir baş aktör haline gelmişti.
Bugün Türkiye’de milyonlarca insan; laik, demokratik bir cumhuriyetin yeniden ihyası ve halkın elinden çalınan geleceğin geri alınması için, simdiye kadar Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP’nin ağır ihmallerinin, ağır bedellerini ödemelerine rağmen hala her yerde ve ülkenin bütün hapishanelerinde direniyorlar. O ise artık kenara çekilmek yerine iktidarın aparatı haline gelen, yargı kararlarıyla kurulan vesayet rejiminin zeminini döşemeye devam ediyor. Kılıçdaroğlu ve şürekasına karşı verilen mücadele, şahsi bir kırgınlık veya kişisel bir husumet meselesi hiç değildir. Bu, tam anlamıyla bir memleket ve gelecek kavgasıdır.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: “Atamızın emanetini pavyon masalarına meze etmeye çalıştılar”

Sayın Özel’in “80 yaşında adam gelmiş, elini havada bırakmak tabiatımda yok”a sığınması, ne yazık ki siyasal meşruiyet ile protokol nezaketi arasındaki o hayati çizgiyi bulanık hale getiriyor.
Sorulması gereken soru şudur: Dünyanın en yıkıcı politikalarını uygulayan, halkın iradesini yok sayan ve doğrudan laik cumhuriyetin varlığına kasteden bir anlayışın aktörlerine yalnızca “yaşça büyük” veya “protokolde yan yana düşüldü” diye gösterilen bu hürmet, gerçekte neye hizmet etmektedir? Hapishanede çürütülen insanlara peşinen suçlu muamelesi yapan ve bunu ilan eden Kılıçdaroğlu’na karşı bu yaklaşım ne anlama gelmektedir. Özel’e soruyoruz: Sizin temsil ettiğiniz toplumsal muhalefet adına böyle davranma hakkınız var mıdır?
Saygı; sırf takvim yaprakları çoğaldı, günler geçti diye, ait olunan tarihsel sorumluluğu ve topluma karşı işlenen siyasal günahları sıfırlayan otomatik bir aklama mekanizması değildir. Kimlere saygı gösterileceği, kimlerin duruşunun ve eyleminin tarih önünde mahkûm edileceği netleşmeden toplumsal bir dönüşüm sağlanamaz.
İktidarın ve o elini sıkıp önünüzü iliklemeye çalıştığınız bu insanların hamlelerine karşı sizi savunan, meşruiyetinizi korumak için gövdesini taşın altına koyan bu halk; celladıyla el sıkışan, sonra da bunu “siyasi nezaket” ambalajıyla sunan bir liderlik tablosunu hak etmiyor. (En azından ben size hiç ama hiç yakıştıramıyorum.)

“Benim gönül dünyamda yer kalmadı” diyerek kişisel tepkiyi öne çıkarmak, meselenin toplumsal boyutunu gölgelemektedir. Bu dava Sayın Özel’in şahsi davası olmadığı gibi, affetme ya da hoş görme lüksü de bireysel iradesine terk edilemez.
Halkı temsil eden, laik ve demokratik bir gelecek iddiası taşıyan her aktör,– ki adı Özgür Özel’de olsa– attığı her adımın ve sıktığı her elin bir politik meşruiyet üretimi olduğunun idrakinde olmak zorundadır. Aksi halde, sergilenen bu serinkanlı yumuşaklık, temsil edilen milyonların ve tabi ki bizlerin direncini kırmaktan ve mücadeleye olan inancı zedelemekten başka bir sonuç doğurmaz. Ve bu ayrılığın açıklanmasını zorlaştırır. Aynı yaklaşımla her bir eski CHP’li Kılıçdaroğlu’nun önünde düğme ilikleyecek kadar yaşı ve başına saygı duysaydı, zaten Yeni Parti ve onun başında da siz olamazdınız.
Siyasal alanda yaşananlar bize gösteriyor ki; “yumuşama” veya “müzakere” adı altında yürütülen temasların, muhalefet açısından nasıl bir zemin kaybına ve stratejik tuzağa dönüştüğünü gösteren somut bir tabloyla karşı karşıyayız.
Siyasal Temsil ve Liderlik Sorumluluğu

Bireysel İnisiyatifin Sınırları:
Özgür Özel ya da muhalefeti temsil eden herhangi bir lider, artık yalnızca kendi kişisel mizacını, “nezaket anlayışını” veya bireysel tercihlerini yaşatabilecek sıradan bir figür değildir. Siyasette temsil makamında oturanlar, arkalarındaki toplumsal iradenin, kendilerine güvenen milyonların sorumluluğunu taşırlar.
Taktik Tuzaklar ve Meşruiyet:

Karşı taraftan gelen hamleler, yargı baskısı veya kurumsal el koyma girişimleri ortadayken yürütülen bu tür “diyalog” adımları, iktidarın ve onun işbirlikçilerinin kendi hamlelerini normalleştirmesine ve siyasal meşruiyet devşirmesine alan açar. Toplumsal muhalefetin direncini kıran esas unsur, mücadelenin bu tür protokol jestleriyle gölgelenmesidir.
Güven Aşınması ve Hayal Kırıklığı:

Kendisini savunan, değişim ve direnç bekleyen bedel ödemiş ve ödemeye devam eden insanlara “siyasi nezaket” veya “yaş/protokol” gerekçeleri sunmak, liderlik zeminini güçlendirmez; aksine güveni temelden sarsar.
Bir lider, karşı karşıya olduğu siyasal aklın doğasını doğru okumak ve hareket alanını kişisel sempatilere ya da kendi karakterine göre değil, temsil ettiği kitlenin tarihsel mücadelesine, onların nesnellikten doğan karakterine göre belirlemek zorundadır.
Bu kitle mapushanelerde haksız yere yatan ve peşinen Kılıçdaroğlu tarafından mahkum edilen insanlardır. Silivri zindanının beton duvarlarına Kılıçdaroğlu’nun gömmeye çalıştığı İmamoğlu ve onun bütün sevenleridir. O insanlar İmamoğlu’na oy veren milyonlardır. O insanlar CHP’den ağlaya ağlaya ayrılmak zorunda kalan Yeni Partililerdir.
Ekrem İmamoğlu: “Pamuk ellerinden öperim anacığım.”

Sizin şahsi nezaket hakkınız maalesef temsil ettiğiniz konumdan dolayı bulunmamaktadır.
İçinde yaşanılan gerçekler maalesef sizin bu “zarif, insani, kendinden emin” davranışlarınızı hoş gösteremez!
Siyasette diyalog veya nezaket hakkı, yapılan siyasi ve yargısal operasyonları şimdiye kadar engelleyemediği gibi, bu çizginin sürdürülmesi muhalefet tabanındaki inancı ve karar alma mekanizmalarına olan güveni de aşındırmaya devam edecektir.

