Türkiye son yılların en ağır siyasal ve ekonomik operasyonlarından birini yaşıyor.
Ekrem İmamoğlu için hazırlanan iddianame, belediye yönetiminden çok daha fazlasını hedefliyor. CHP’nin kapatılmasına kadar uzanan bu siyasi mühendisliğin, iç politikadan çok bölgesel ve küresel planların ihtiyaçları ile bağlantılı olduğu çok açık. Ancak televizyon ekranlarında “CHP’nin eski il başkanı ve milletvekili” diye dolaştırılan bazı isimler ki bu isimlerden biri olan Berhan Şimşek’in son dönemdeki çıkışları, parti tabanında ciddi tepki yarattı. İlgili değerlendirme için “Her filmin adamı” Berhan Şimşek’ten düzeysiz çıkışlar bkz: “Her filmin adamı” Berhan Şimşek’ten düzeysiz çıkışlar
Özel Analiz Dosyası (Bölüm 13): AKP’nin Aparatları
—Berhan Şimşek, Gürsel Tekin’in etrafında kümelenen kayyım ekibi ve geçmişte AKP’li Akfırat Belediye Başkanı Hilmi Yıldız’ın; şimdilerde ise fetöcüleri aratmayan yöntemler kullanarak azgınca suçlamalarda bulunan iktidarın kadrolu sözde gazetecisi eski CHP’li milletvekili Barış Yarkadaş gibileri— bu büyük resmin üzerini örtüp; toplumu lokal polemiklerle uğraştırarak, görünmesini engellemeye çalışıyor.
Tam da bu nedenle, delegelerin iradesi ile defalarca seçilmiş meşru CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’in “Müdafaa-i Hukuk mücadelemiz kazanacak! Halk kazanacak! Hakikat kazanacak! Kuvayı Milliye zamanıdır çıkışı bugün için tarihsel önemdedir. Çünkü Türkiye’de muhalefeti etkisizleştirme planı öyle basit bir rekabet ya da iç çekişme meselesi değildir; Ortadoğu’nun yeniden dizaynı projesinin yani emperyal planların iç halkasıdır.
İmamoğlu neden hedefte? Cevap iç politikada değil, bölgesel dizaynda

Yargılama sonrasında 56 yıl hapis cezasına çarptırılan ve cezası kesinleşen AKP’li Akfırat Belediye Başkanı Hilmi Yıldız’ın kadrolu sözde gazetecisi, CHP’li eski milletvekili Barış Yarkadaş’ın Fetöcü gazetecilere taş çıkararak ekranlarda sıraladığı argümanlar: “Efendim Muharrem İnce’ye niye soruşturma açılmadı? Kemal Kılıçdaroğlu’na niye açılmadı? Ekmelettin İhsanoğlu’na niye açılmadı?” Bu soruların ortak yanlışı şudur: Bu üç ismin hiçbiri Erdoğan karşısında seçim kazanma potansiyeli taşımıyordu. Bunu hem Erdoğan hem de bütün dünya alem biliyordu.
Ekrem İmamoğlu ise: İstanbul’u AKP’den alarak Erdoğan’ın siyasi hafızasında kırılma yarattı. Dört kez kazanarak sonuncuda milyon fark attı. Erdoğan’ın tüm idari, ekonomik ve medya gücüne rağmen halkın gözünde çok sevilen bir lider haline dönüştü.
AKP’nin yıllardır, “topal ördek”, “silkeleyin”, “yardımları kesin”, “yetkilerini alın” gibi girişimlerle yürüttüğü kuşatma, İmamoğlu’nun halk desteğini kıramadı. Ve tam da bu nedenle Ekrem İmamoğlu hedef haline geldi.
Aslında mesele yalnızca İmamoğlu değil; muhalefetin iktidara gelme ihtimalinin tümüyle imha edilmesidir. Hem de çok uzun süreliğine... Çünkü Ortadoğu’da vahşi küresel emperyalizmin sömürü koşulları hiç bir zaman bu kadar elverişli hale gelmemişti.
Şimdi tek sorun; emperyalizme karşı mücadelede oluşan, mayasında- genlerinde taşıdığı laiklik ve “Yurtta barış, Dünya’da barış” anlayışıyla ayak bağı olma potansiyeli taşıyan CHP. Onun, dört koldan saldırılarak etkisiz hale getirilmesi olmazsa olmazıdır artık emperyalizmin.
Bu saldırılar, seçimleri kazanma ihtimali olan bir başkası yani Mansur Yavaş’ta olsa devam edecektir. Burada, isimlerden öte emperyalizmin tehdit olarak gördüğü CHP’nin mayasındaki, laikliğin, “Yurtta barış, Dünya’da barış!” anlayışının seçimleri kazanarak, bütün kurulan emperyal oyunun bozulmasıdır.
ABD–İsrail–Erdoğan Üçgeni ve Ortadoğu’nun Yeniden Kurulumu

Son dönemde çok kritik bir denklem oluştu: ABD ve İsrail yönetimleri, Filistin’de gerçekleştirdikleri vahşi kıyıma rağmen, bölgede Türkiye ile birlikte çalışmanın “stratejik”bir karar olduğunu açıkladı. Filistinlilerin kitlesel olarak yerinden edilmesi, enerji koridorları, Suriye’nin yeniden şekillendirilmesi ve Doğu Akdeniz hattı, Erdoğan yönetimiyle uyumlu bir şekilde yürütülüyor. Tıpkı Soğuk Savaş dönemlerindeki gibi, bölgede “makbul iktidar” ihtiyacı var. Otokratik, uyumlu, istikrarlı görünen bir iktidar. Suriye’de HTŞ ve diğer şeriatçı gruplarla, Filistin’de Hamas ile ilişkilerin AKP üzerinden kolaylıkla sürdürülebilir olduğu çok açık. ABD’nin Kürtlerle olan iyi ilişkileri de buna eklenince, bölgenin şekillendirilebilmesi için her türlü zorluğun bertaraf edilebileceği anlamına geliyor. Nitekim bölgenin adına “terörden arınma”denilen sürece sokulması da; emperyalizm tarafından rahatça sömürülmesi ihtiyacından doğduğu anlaşılmaktadır.
Bu tabloda CHP’nin iktidara gelmesi emperyal güçler açısından şu anlama gelir: Laik ve Anti-emperyalist, “Yurtta barış, dünyada barış” çizgisinin geri dönüşü. Bu politikanın yaratacağı tek sonuç: Ortadoğu’da yıllardır planlanarak kurulmaya çalışılan emperyal dizaynın çökmesi demektir.

Bu nedenle Türkiye’de iktidar değişmemelidir. Bu nedenle CHP mutlaka zayıflatılmalı, dağıtılmalı ya da gerekirse cebren kapatılmalıdır. Bu nedenle toplumsal muhalefet ezilmelidir. Bu nedenle Özgür Özel Ankara’dan muhalefet yapmaya çağrılmaktadır. Bu nedenle Kılıçdaroğlu ve şürekası mitinglerin sürdürülmesinin yanlış olduğunu söylemektedir. Bu nedenle, AKP’ye karşı 13 yıldır başarısızlıkları ve siyasi saçmalıkları alenileşmiş Kılıçdaroğlu ve şürekasının sudan bahanelerle partiye, iktidar yargısı yardımıyla çökmesinin yolları aranmaktadır.
Ve bu nedenle İmamoğlu’na açılan dava, sıradan bir yolsuzluk davasında adalet aranıyormuş gibi servis edilse de, gerçekte bölgesel güçlerin çıkarlarına dokunduğu için yürütülmektedir.
Kılıçdaroğlu–Gürsel Tekin–Berhan Şimşek–Yarkadaş: Bu Büyük Planın İç Halkası
Bu isimlerin ortak özelliği nedir?
Hepsi, CHP’nin zayıfladığı dönemlerde öne çıkarılmıştır. Hepsi, AKP’nin son 13 yılında yol temizliği yapmasına onay vermişlerdir. Hepsi, bugünkü AKP’nin her konuda yolunu açarak ülkenin bu noktaya gelmesine katkı sağlamışlardır. Hepsi, son dönemde AKP’nin ve iktidara yakın medya gruplarının favori “konuğu” haline gelmiştir. Hepsi, CHP içinde “içeriden çökertme” işlevi gören söylemleri bilinçli biçimde yükseltmiştir. Hepsi, “partililik maskesiyle”, “ağır abi” ve “kıdemlilik” “sizi lideriniz yarattı” söylemiyle CHP’yi hedef alan operasyonları meşrulaştırmaya, buna karşı çıkan ve nesnelliği görmüş; değişimin zorunluluğunu anlamış insanları her türlü yöntemle küçümsemeye, aşağılamaya ve karalamaya çalışmaktadırlar.
“Beş para etmez”, bu kifayetsiz muhteris siyasilerin bu kadar küstahça her alanı kullanmaları, iktidarın gözünün içine bakmaları, ancak ve ancak görevlendirilmiş olmaları ile açıklanabilir. Bugün yaşananı doğru tarif etmek gerekir:

Bu ekip klasik bir siyasal fraksiyon değil; emperyal düzenin Ortadoğu’da kurulabilmesi için CHP’ye yönelik kayyım operasyonunun siyaset-medya figüranları ayağıdır. Ve bu operasyonun amacı bireysel değil, kurumsaldır: CHP’yi kapatmaya giden süreci topluma “normal” gösterme çabasıdır. Bu isimler kendi kanaatlerini değil, emperyal dizaynın iç politikadaki sözcülüğünü yapmaktadır. Kuvayı Milliye’nin karşısına çıkan bu figürler bugün siyasetin “Brütüs”leridir.
“Yolsuzluk iddiaları” perdesi: Gerçek hedef CHP’yi tasfiye etmek

Barış Yarkadaş şimdilerde iktidar medyasının gözbebeği ve geçmişte AKP’li Akfırat Belediye Başkanı Hilmi Yıldız takımının gizli kadrolu gazetecisi idi. AKP’li Hilmi Yıldız’ı aklamak için sipariş gazeteler basıyor; bölgede dağıtıyor; bizim hazırladığımız ulusal basında Akfırat hakkında çıkacak yolsuzluk haberlerini önlemeye çalışıyordu. Yarkadaş’ı Tuzla halkı da, o sürece tanık olan mağdurlar da iyi biliyor.
Yarkadaş; CHP içindeki lokal, kişisel, çoğu zaman somut dayanağı bile olmayan yalan iddiaları Fetöcülerin taktiği ile köpürterek “CHP’nin kurumsal suçu” gibi göstermeye devam ediyor.

Ailelerin “şeytani” bir biçimde cezalandırılmasına ses çıkarmıyor. Anne, baba, çoluk-çocuk umrunda değil! Onun vicdanını; “İmamoğlu’nun annesinin söylediği: “Bitsin bu zindan! Bitmeyecek mi bitsin! Allaha emanet ediyorum onu. Herkesin çocuklarını da benim çocuğumu da.” duası bile etkileyemiyor. Benim annem de hep dua ederken başkalarının çocuklarını da benimkileri de diye dua ederdi. Bu bir insani anlayıştır. Ben bu duayı iyi bilirim. Bu dua iyi insan olmanın göstergelerinden biridir. Ve böyle bir ailede yetişen birinin senin göstermeye çalıştığın kadar kötü bir insan olmadığına-olamayacağına ben adım gibi eminim. Ama, seni hangi koşullar böyle yaptı bilemiyorum.

Ama emperyal güçlerin görevlisi, AKP’li hırsızların savunucusu; ne yazık ki CHP’den Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin işbirliği ile hemşericilik kadrosundan milletvekili bile seçilmiş – yani düşünün böyle insanlar CHP milletvekili bile olabildiler Kılıçdaroğlu zamanında- bir kiralık gazeteciden başka ne beklenebilir ki.
Üstelik, bu AKP iktidarının eleğinden kimlerin haksız yere yıllardır geçtiğini, kimlerin ne acılar çektiğini, ne bedeller ödediğini bilmesine rağmen. Bu iktidarın, gerçekleri hiçbir zaman aramadığını; onların aradıklarının ne pahasına olursa olsun, sadece iktidarlarını yani bu kara düzeni sürdürmek olduğunu görmelerine rağmen.
Oysa Türkiye’nin yakın hafızasında gerçek yolsuzluk denildiğinde akla gelenler: belediye ihaleleri, kamu bankaları, kamu arazileri, gemicikler, hayali emsal transferleri, vakıflar, eşi-dostu, çoluğu-çocuğu ve bakanları zenginleştirme, milyarlarca dolarlık hazine zararlarıdır.
Her şeyin iktidar eliyle bu kadar bilerek isteyerek kirletildiği bir ülkede tabi ki kirlenme her yere yayılabilir. Yayılmamış olması akla da aykırıdır. Bu kirlenme bazı CHP’li belediyelerde de olabilir. Örnekleri geçmişte de çoktu. Deniz Baykal zamanında da CHP’li belediye başkanları yargılandı. Kılıçdaroğlu zamanında da aday gösterdiği zaten yargılanmakta olan belediye başkanları adaylaştırıldı. Tuzla CHP Belediye Başkan Adayı Cemil Ekşi bunlardan sadece biriydi. Ve onlar cezalar aldılar. İçerde yattılar.
CHP Kayyımı Gürsel Tekin bile Suadiye Movieplex Sinemalarına sahte ruhsat verdiği için yargılandı ve ceza aldı. Gerçi sonra dosyası Yargıtay aşamasında iken( yani mahkum olmuş ama henüz kesinleşmemiş iken) Kılıçdaroğlu tarafından milletvekili yapıldı. Dokunulmazlık kazandı. Davanın Yargıtay mukadderatı bugün bile hala bilinmiyor.

“Karar siyasi” bahanesi
Tekin, milletvekilleri Mehmet Sevigen, Çetin Soysal ve İl yöneticisi Uğur Afacan’la birlikte yaptığı basın toplantısında kararı ‘komik, hukuksuz ve maksatlı” olarak değerlendirerek “kararı okuyan herkes siyasi olduğunu görecektir” demişti.
O dönem yani Baykal ve devamında Kemal Kılıçdaroğlu döneminde; Sedefçi’nin hüküm giymesine neden olan ihalede Mehmet Sevigen’in “işadamlarına arabuluculuk ettiği” iddiaları basına yansımıştı. Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi’nin 12 yıl 6 ay ceza aldığı yargılamaların dışında, ANAP’tan CHP’ye geçen Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün’ün 7 yıl 2 ay ceza aldığı Alkent Sitesi yapımında kaçak binalara göz yumması, hazine arazilerini yakınlarına tahsis etmesi…Muğla’nın Fethiye İlçesi’nde 15 yıla mahkum edilen Ölüdeniz Belediye Başkanı Keramettin Yılmaz. Sarmaşık operasyonu çerçevesinde ( O tarihlerde)16 aydır tutuklu bulunan ve 295 yılla yargılanan İzmir Güzelbahçe Eski Belediye Başkanı Ertan Avkıran’nın yerine belediye başkanı seçilen Muharrem İnce aynı davada 5 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor.
Alaçatı Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç, fare Kapanı operasyonunda gözaltına alındı. Uzun süre tutuklu kaldıktan sonra adaylık başvurusunun son günü tutuksuz yargılanmak üzere salıverildi. CHPden tekar aday gösterildi. Şu anda belediye başkanı olarak tutuksuz yargılanıyor.
Daha pek çoğu…Ama buradan yola çıkarak nasıl bir parti suçlanamazsa, bugün de ihtimal dahilinde olan bazı yolsuzlukların bir parti aracılığı ile gerçekleştiğini, partinin holding olduğunu, maaşa bağlanmış birinin CEO yapıldığını, adeta bir suç örgütü haline getirildiğini de iddia etmek; ya bir akıl tutulması ya da emperyal plan sahiplerince özel görevlendirme dışında açıklanamaz.
Ancak amaç zaten suçun büyüklüğü değildir.
Amaç: CHP’nin gözden düşürülmesi, kapatma için toplumsal algı oluşturulması, muhalefetin dağıtılması. Bu bir “hukuki süreç” değil, siyasi bir tasfiye operasyonudur.
Özgür Çelik’in Çıkışı: Neden Tarihsel Bir Kırılma?
Seçilmiş CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’in “Kuvayı Milliye zamanıdır” sözleri boş bir slogan değildir. Tarihten gelen bir hatırlatmadır: Müdafaa-i Hukuk hareketi ülkemizin fiziki işgal koşullarında kuruldu, halk örgütlendi, kendi ordusunu kurdu, yedi düveli mağlup etti. Laik Cumhuriyeti kurdu. “Yurta sulh, Cihan’da sulh!”dedi.

Bugün saldırı; topraklarımıza top mermisiyle değil; toplumun demografik yapısını bozarak, yargı araçları, medya tetikçileri ve dış güçlerin bölgesel hesaplarıyla yürütülüyor.
Çelik aslında çok açık bir şey söylüyor: “Bu artık normal siyaset dönemi değil. Çok yönlü bir saldırıyla karşı karşıyayız.” Haksız mı? Kayyım atamaları, İBB’ye siyasi operasyonlar, dava dosyaları, kurultay süreçlerine müdahaleler, muhalefeti içeriden dışarıdan dağıtma çalışmaları… Bu tablo yalnızca CHP’nin değil, Türkiye’nin demokrasi sorunudur..
Bu nedenle Çelik’in çıkışı bir hatırlatmadır: “Bu saldırı, parti içi tartışmalarla değil, ancak anti- emperyalist bir direniş hattıyla püskürtülebilir.”
Barış Yarkadaş’ın konuşulmasına şiddetle karşı çıktığı: “Şimdi Müdafayı Hukuku falan karıştırmayın kardeşim” “Ne ilgisi var? Niye siz bütün kavramları kirletiyorsunuz?” tepkisi, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’in, Barış Yarkadaş’ın -yaptığı gürültüye bakılınca- bam teline, yumuşak karnına dokunduğunu kanıtlamaktadır.
CHP, bu “Mevzuyu ve mevzii terketmeden” anti-emperyalist söylemini geniş halk kitlelerine yaymalıdır. Demokrasiye, insan haklarına, seçme seçilme özgürlüğüne yapılan bu saldırıların, emperyalizmin isteği ve işbirlikçilerine verdiği görevle sürdürüldüğünü her mitingde ısrarla dile getirmelidir.
Türkiye yeni bir anti-emperyalist mücadele eşiğindedir!
Ülkemiz tarihsel bir dönemece girmiştir. Yaşadığımız zorlu koşulların, -emperyalizme ruhunu satan aparatlar dışında- daha da ağırlaşacağı günlerin bizi beklediği aşikardır. CHP’ye dönük operasyon bir kişinin, bir fraksiyonun, bir grubun değil; muhalefetin yani demokrasi güçlerinin tümünün tasfiyesi anlamına gelir.
Bu tasfiye gerçekleşirse Türkiye yalnızca siyasal iktidarını değil, bağımsızlığını da tamamen kaybedecek; ve mandacı anlayış 102 yıl sonra amacına ulaşacaktır.

Mandacılar: İngiliz Muhipler Derneği Kurucusu Sait Molla, Peyam-ı Sabah Başyazarı Ali Kemal, Sadrazam Damat Ferit…
Bu nedenle bugün: CHP kendi içindeki Brütüsleri ayıklamak, dizginlerinden boşanmış insanlık düşmanı emperyalizme karşı muhalefeti yeniden örgütlemek; halkı büyük oyuna karşı uyarmak; Müdafayı Hukuk, Kuvayı Milliye’nin ruhunu bugünün koşullarına uyarlamak zorundadır.
Emperyalizmin işgal biçimleri değişmiş olabilir; ama ezilenlerin, emeğiyle geçinenlerin, işsizlerin, yoksulların, yurtseverlerin ona karşı koyma sebepleri ve iradesi aynıdır. Ve bugün bu iradenin adı: Emperyalizme karşı; “Müdafaa-i Hukuk”, Kuvayı Milliye” çizgisi ve onu yeniden canlandırma kararlılığıdır.
Türkiye’nin bağımsızlığı mı, yoksa emperyalizmin boyunduruğunda kanlı Ortadoğu planlarının taşeronu bir iktidarın devamı mı?
Bu sorunun cevabı, bugün hep birlikte verilecek mücadelede saklı.


