CHP İstanbul İl Başkanlığı’na kayyım sıfatıyla atanan Gürsel Tekin, il başkanlığının banka hesaplarına erişim ve işlem yetkisi talebiyle Akbank’a başvurdu. Banka, taraflar arasındaki yetki ihtilafı gerekçesiyle İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden talimat istedi. Böylece, İstanbul örgütünde aylardır süren “kayyım–seçilmiş yönetim” gerilimi, mali işlemler üzerinden yeni bir aşamaya taşındı. Bu kuşatmanın medya ayağında ise, eski CHP’li isimlerin oynadığı rol dikkat çekiyor. Bu bağlamda bkz: “Her filmin adamı” Berhan Şimşek’ten düzeysiz çıkışlar
Bölüm 1: İmamoğlu Mitingleri ve Sürecin Analizi
Talep: Geçici kayyım Tekin’in, 5 aya kadar geriye dönük ekstreler dâhil hesap hareketlerine erişim ve mevcut yetkililerin ilişiğinin kesilmesi istemi. Banka yanıtı: “İki tarafın da çelişik talebi var; mahkeme talimatlandırsın. ” Siyasî sonuç: CHP İstanbul’da fiilî ikili yapı; her adım “yargı kanalı” üzerinden sürdürülüyor. CHP İstanbul’da yaşanan bu fiilî kayyım pratiği, parti içi bir hukuk tartışmasından öte, muhalefeti işlevsizleştirmeyi hedefleyen daha kapsamlı bir siyasi planın parçası olarak okunmalıdır. Bu planın merkezinde neden Ekrem İmamoğlu’nun yer aldığı sorusu için bkz: Yükselen CHP ve İmamoğlu neden hedefte?
Kronoloji
2 Eylül 2025: 45. Asliye’nin ara kararıyla seçilmiş yönetim tedbiren uzaklaştırıldı; Gürsel Tekin başkanlığında geçici kayyım ve kurulu görevlendirildi.
Ekim–Kasım 2025: Özgür Çelik olağanüstü ve olağan kongrelerde yeniden iki kez il başkanı seçildi; istinaf Tekin’in kayyımlığının sürmesine hükmetti. 6 Kasım 2025: Tekin’in hesap erişimi başvurusu → Akbank “mahkeme talimatı” istedi.
“Kayyım siyaseti” ve CHP içi sorumluluk tartışması
Gazetemizin ulaştığı bilgi, belgelere göre tablo şu başlıklarda yoğunlaşıyor:
Siyasi tercih olarak “yargı kapısı”
Gürsel Tekin’in kayyım olarak atandıktan sonra, hemen her kriz anında “mahkeme / savcılık” ayağını öne koyan refleksi,- AKP’nin, üstelik yetkisiz yargısı aracılığı ile kayyım olarak atanırken; CHP İstanbul il Başkanlığı’na partilileri gazlattırarak 5 000 polis eşliğinde girmesi- parti içinde uzun süredir rahatsızlık konusu. Eleştiriler haklı olarak, “iktidarın siyasallaşmış yargısından medet umma, onlarla işbirliği yapma” anlayışının, muhalefetin kurumsal itibarını aşındırdığı ithamları etrafında toplanıyor. Tekin cephesi ise “parti malvarlığı ve kayıtlarının korunması, partiye sahip çıkma” savunmasını yineliyor.
Gürsel Tekin: “Zaman’ı tek kelimeyle anlatmak gerekirse o kelime ‘vicdandır’”

“Vicdan” tartışması – Zaman Gazetesi dosyası (arşiv):
Tekin’in geçmiş yıllarda Zaman Gazetesi’nin 25. yılı etkinliğinde sarf ettiği “Zaman’ı tek kelimeyle anlatmak gerekirse o kelime ‘vicdandır’” sözleri, bugünlerde CHP İstanbul İl Başkanlığına Tekin’in çökme isteği ile birlikte yeniden gündeme geldi.
Zaman Gazetesi’nin, Alevilik ve Madımak, Uludere, emek ve öğrenci hareketleri haber çizgisine yönelik ağır eleştirileri ve tetikçiliği hatırlatılarak, Tekin’in o dönemki övgüsünün “siyasal muhasebe” mecburiyeti gerektirdiği aşikardır. Tekin’in sık tekrarladığı “Temiz bir vicdan, en yumuşak yastıktır” cümlesi, bu bağlamda “Hangi vicdan?” sorusuyla karşılanıyor. Zamın’ın vicdanı mı?
Yargı sicili ve bitmeyen soru işaretleri
(arşiv – karar/iddia ayrımıyla): Kadıköy 3. Ağır Ceza (2009): Tekin hakkında “resmî belgeyi sahte olarak tanzim” suçlamasıyla önce 3 yıla indirimler sonrasında oybirliği ile 2 yıl 6 ay hapis cezası verildiği dönemin kayıtlarda yer almıştı.

Dosyanın temyiz/yargısal akıbeti kamuoyunda hâlâ merak konusudur. O yıllarda, Gürsel Tekin’in ve Kılıçdaroğlu’nun görev yaptığı zamanlarda CHP’li belediyelerle ilgili ihaleye fesat, zimmet, görevi kötüye kullanma başlıklarında soruşturmalar ve davalar açıldığı; bir bölümünde mahkûmiyet, bir bölümünde beraat/bozma/temyiz süreci yaşandığı yine arşivlerde yer alıyor.
Bu Tekin’in mahkeme kayıtları; bu dosyanın nihai hüküm durumu kamuoyu tarafından merak edilmektedir.
Bugüne geliş – “hesaplara erişim” hamlesi:
Tekin’in il hesabına erişim ısrarı, örgüt içi meşruiyet tartışmasını mali alana taşıdı. Eleştiriler, “siyasi çekişmenin finansal denetime dönüştürülmesi” ve “seçilmiş yönetime üstten tedbir” çizgisinin partiyi çökertme pahasına sürdürülmesi iddiasında yoğunlaşıyor. Tekin kanadı ise “kayıtların güvenliği ve teslimi” gerekçesini vurguluyor.
“Yargıya koşan çocuk” benzetmesi: Siyaseten ne söylüyor?
Parti kulislerinde, Tekin’in her düğümde, zorlandığında, yargı şemsiyesi altına sığınmasını, “her seferinde annesine koşan, dayak yemiş çocuk” metaforuyla tarif eden sert değerlendirmeler var. Bu dil, duygu yüklü bir politik eleştiri; ancak özetle şunu söylüyor: Muhalefetin kurucu ilkesi sandık ve örgüt iradesidir; Yargı eliyle üstünlük arama, iktidarın “normalleştirdiği” vesayet aklına muhalefet içinden meşruiyet üretir; Bu tutum, CHP’nin kurumsal bütünlüğünü ve seçmen güvenini zedeler.
Sorular
Hesap erişimi talebinin zorunlu ve orantılı çerçevesi nedir? Emsal kararlar ne diyor? Kayyım kararlarının süre ve kapsam sınırları nerede başlar, nerede biter? Daha kaç seçim yapılmalı; ve her birinde rezil olmalı ki utansın!
Tekin’in eski dosyalarının nihai yargısal akıbeti nedir? Yargıtay/istinaf safhası – kamuoyuna açık net bilgilendirme yapılmalıdır. Bu durum ya kendisince, ya da muhataplarınca araştırılmalı ve açıklanmalıdır.
Sonuç: “Vicdan” sözü, “tutanak” gerçeği
Gürsel Tekin’in yıllar önce “vicdan” diye övdüğü medya pratikleri, bugün siyasallaşmış yargı tartışmasının içinde yeniden önümüze geliyor. Şimdi attığı banka erişimi adımı, yalnızca bir muhasebe işlemi değil; CHP İstanbul’da siyasî meşruiyetin kaynağına dair bir kavga başlığı.
Çağdaş Tuzla olarak, hem kasa–ekstre gerilimini hem de eski dosyaların nihai hüküm durumlarını belgeye dayalı olarak araştırma ve izlemeyi sürdüreceğiz.


