Dün akşam CNN Türk’te ekran başına geçen herkes, aslında bir tiyatro izledi.
Bir yanda yıllarca CHP’de siyaset yapmış ama bugün AKP’nin ekran aparatı haline gelen bir isim: Berhan Şimşek.
Diğer yanda, AKP’nin propaganda kürsüsüne dönüşmüş bir tv kanalı ve sunucusu: Ahmet Hakan.
İkili bir araya gelince, ortaya çıkan şey siyaset değil, bir kendini kurtarıcı yani mesih ilan etme, CHP yeni yönetimini aşağılama ve karalama gösterisi oldu.
Özel Analiz Dosyası (Bölüm 10): Berhan Şimşek Özgür Özel Açıklamaları
Ahmet Hakan’ın “gazı” ve Berhan Şimşek’in rolü
Program boyunca Ahmet Hakan, Berhan Şimşek’i neredeyse diğer katılımcılara alkışlatacak kadar pohpohladı: “Harika konuşuyorsun Berhan Bey!”
“Tarihi konuşuyorsun!”
“Çok etkileyici, destansı konuşuyorsun!”
Bu sözlerle şişirildikçe Şimşek de sahneye kaptırdı kendini.
Sanki CNN stüdyosu değil, eski Yeşilçam setlerinden birindeydi…
“Kim tutar seni abi!” havasında coşarak, yüz mimikleriyle, ses tonuyla, dramatik efektlerle konuştu. İzleyenleri etkilemeye çalıştı.
O gece Şimşek, oynadığı tüm filmlerden daha etkileyici bir performans sergiledi belki — ama inandırıcı mıydı?
Onu tanıyanlar için hiç değil!

7.000 dolarlık AKP hikayesi ve kendi çelişkisi
“Ekrem İmamoğlu önce AKP’ye girmek istedi. 7.000 dolar bağış yaptı, ama alınmadı.” Sonra CHP’ye geldi.
Bir yandan, vakti zamanında “AKP’ye girmek istemişti”, hatta AKP’ye “bağış bile yapmıştı” diyorsunuz; Bir yandan CHP’ye girdikten sonra “onu korudum” her türlü “ona karşı ilçesinden yönelen eleştirilere karşı durdum” diyorsun. Yıllarca “birlikte ailecek tatillere” gittiğinizi söylüyorsun; bir yandan CHP’yi ele geçirdi diyorsun.
İmamoğlu Silivri Cezaevine atıldıktan sonra ziyaretinde, “Özgür’ü bırak, CHP Genel Başkanı ol!” teklifinde bulunduğunu söylüyorsun, kabul etmeyince CHP, “İmamoğlu Holding” diyorsun.
O dönem, İmamoğlu ve arkadaşları CHP’ye transfer edilirken, onu “yeni yüz” “parti her kesimden yeni katılımlarla” büyüyecek diye pazarlayan ve mesela Beylikdüzü CHP örgütü itirazlarını susturan kimdi?
Yine Berhan Şimşek, yine Gürsel Tekin, yine Barış Yarkadaş, yine Kılıçdaroğlu ve çevresi.
Yani iddia ettikleri gibi bir sorun varsa bile, bugünkü tabloyu hazırlayan, “milli takım” diye anılan o kadroya kol kanat geren de kendileriydi.
Baykal’ın “Milli Takımı”: O gün sustular, bugün bağırıyorlar
Yıl 2008.
Deniz Baykal, “Milli Takım kuruyoruz” diyerek merkez sağdan bir grup belediye başkanını ve siyasiyi CHP’ye taşıdı: Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, Orhanlı Belde Belediye Başkanı Cemil Ekşi ve Anap İl Yönetimi’nden Ekrem İmamoğlu onların arasındaydı.

Biz, Tuzla CHP örgütü üyesi bir grup, Orhanlı Belde Belediye Başkanı Cemil Ekşi’nin partiye alınmasına karşı çıktık.
Onu tanıyorduk çünkü. Cemil Ekşi’nin şaibeli belediyeciliğini, hakkında açılmış soruşturmaları biliyorduk. Bulunan zehirli varillerin bizzat belediyenin iş makineleri ile gömüldüğünü biliyorduk. Formula 1 arazisi ve çevresindeki, Karaağıl Devlet Ormanı ve beldedeki imar oyunları ile elde edilen ve kendi şirket ortağına devrettiği benzinlikleri, yapılan yolsuzlukları biliyorduk.
Ben Halil Özen, 12. madde gereği parti yararı görülerek CHP’ye genel merkezi tarafından üye yapılan biri olarak, bu itirazlarımı hem genel merkeze hem de resmi istifa dilekçeme de yazarak o dönem CHP Tuzla Örgütü’nden arkadaşlarımla birlikte bu durumu protesto ederek istifa ettim. Çünkü partiyi kirli ilişkilere teslim etmemek gerektiğine inanıyorduk.
Ama o gün kim görmezden geldi, kim susturdu bu itirazları?
Kim “partiyi büyütüyoruz” diyerek göz yumdu?
Berhan Şimşek, Gürsel Tekin, Barış Yarkadaş ve Kemal Kılıçdaroğlu.
Bugün “CHP’nin DNA’sı bozuldu” iddiasında bulunanlar, – eğer iddiaları doğruysa- o DNA’yı o gün ve sonrasındaki süreçte bizzat kendileri bozdular. Yani o bozulmanın hesabını da yine kendileri vermek zorundalar. Özgür Özel’i, Ekrem İmamoğlu’nu suçlamalarının hiçbir somut gerekçesi ve mantığı yoktur.
Kılıçdaroğlu–İmamoğlu: “Baba-oğul gibiyiz” diyen güven ilişkisi
Kılıçdaroğlu, uzun yıllar İmamoğlu’na özel bir yakınlık gösterdi. Defalarca kameralar önünde, “Biz baba oğul gibiyiz” dedi. Bu cümle, yalnızca bir siyasi nezaket ifadesi değil, açık bir güven beyanıydı.

Ama o “baba-oğul” ilişkisi, Cumhurbaşkanlığı seçim yenilgisinin ardından haklı olarak siyaseten hesaplaşmaya dönüştü. Statükoyu savunanlarla, değişimden yana olanlar arasında.
Kılıçdaroğlu kongrede de kaybedince, çevresindeki dar kadro —Gürsel Tekin, Barış Yarkadaş ve Berhan Şimşek— Özgür Özel, İmamoğlu ve CHP’ye saldırmaya başladılar. O kadar ki partiye kayyım atanarak AKP’nin kurguladığı bir planda rol almakta hiçbir beis görmediler. Kendi partililerini gazlaya gazlaya 5.000 polis eşliğinde il binasına kayyım olarak girmenin tarihsel tanımlamasının ne olacağını bir an bile düşünmeden ve de utanmadan. Çünkü hırslarının tutsağı olmuşlardı. Çeşitli bahaneler ileri sürerek CHP’ye çökebileceklerini zannediyorlardı.
Kayyım planı: CHP’yi yargı eliyle ele geçirme hesabı
Berhan Şimşek’in CNN’de sarf ettiği söz : “Mutlak butlan olduğunda Kemal Bey ile beraber hareket edeceğiz.” Bu, başka bir deyişle söylenirse şudur: “Yargı CHP’nin seçilmiş yönetimini düşürsün, biz de alkışlayalım.” Bu, muhalefet değil; kayyım siyasetidir.
Ve kimse inanmasın, bu cümle bir öfke anında söylenmiş değil.
Arkasında, Kılıçdaroğlu–Tekin–Yarkadaş–Şimşek dörtlüsünün kurduğu eski düzen planı var.
Amaç, Özgür Özel’i yargı yoluyla devirmek ve partiyi yeniden “kontrollü muhalefet” çizgisine çekerek AKP’ye diyet borcunu ödemek. 13 yıldır yaptıkları gibi AKP için kolaylaştırıcı rol oynamak.
Kendini kahraman, “liderini figüran” sanan kibir!

CNN’de Şimşek’in dili bir siyasetçinin değil, bir aktörün diliydi. “Ben solculuk yaparken paçalı don giyiyordun, posta güvercini, her şeylerini Kılıçdaroğlu’na borçlular” diyerek Özgür Özel’e hakaretlerini sürdürürken, bir yandan da “birlik fotoğrafı verelim”; otobüsün üstünde birlikte poz verelim teklifinde bulunacak kadar ( ama, konuşma yapıcam dememişmiş!!! ) da pişkin bir aktörden bahsediyoruz.
Çocuklar bile bilir ki, birinin tablalı donunu aşağılamaktan medet umanla aynı otobüsün üstüne çıkılmaz. O fotoğraf Özgür Özel için birlik değil, riyakârlığın fotoğrafı olurdu.
Özgür Özel, bu tuzağı görüp reddederek sadece kendini değil, CHP’nin onurunu da korumuştur.
Gerçekler: “Kim tutar seni abi”… ama tarih tutar
Ahmet Hakan’ın “tarihi konuşuyorsun” gazıyla coşan Berhan Şimşek, belki bir gece için başrol oynadı. Ama bu hikayenin finalini tarih çoktan yazdı: Kendini kahraman sananların tarih tarafından figüranlaştırıldığı bir son. Bugün CHP’ye “butlan” hayali kuranların, “kayyım” umudu taşıyanların yarınki yeri, Tarihin tozlu raflarıdır.
“Ben, ben, ben…” — Her cümlesiyle CHP’yi değil kendini büyütmeye çalışan bir adamın hikâyesi

CNN Türk’teki o programı izleyen herkes fark etti: Berhan Şimşek konuşmuyor, adeta monolog çekiyordu. Her cümlesinde üç kez “ben”, iki kez “bana”, bir kez “beni” diyordu.
Sanki stüdyoda Cumhuriyet Halk Partisi yoktu, sadece bir “Berhan Şimşek egosu” vardı.
Ahmet Hakan’ın “harika konuşuyorsunuz”, “destansı anlatıyorsunuz” diye gazladığı her saniyede, Şimşek’in gözbebekleri biraz daha büyüdü. Kendine hayranlığın o garip parıltısı vardı bakışlarında.
Bir ara “kim tutar seni abi” noktasına gelindiğinde, sanırım kendi filmografisini bile geçti.
Ama işte orada, o “ben” sendromu, bir siyasetçinin değil, bir egomanın sesiydi.
Ego: Hastalık değil, ben-merkezli narsizm sendromu.
Berhan Şimşek’te gördüğümüz şey aslında yalnızca kibir değil;
politik bir hastalık tablosu: ben-merkezli narsizm sendromu.
*(Narsist kişiler benmerkezci bireyler olup, kendilerini dünyanın merkezinde gören, diğer insanlardan önemli, değerli ve üstün olduğunu düşünen kişilerdir. Bu durum aynı zamanda psikiyatrik bir rahatsızlık ve kişilik bozukluğu olarak tanımlanır.)
Siyasette bu hastalığın örnekleri çoktur:
Fransa’da Napoléon Bonaparte, boyundan büyük hayaller kurarken “ben Fransa’yım” diyordu. Mussolini balkon konuşmalarında “benimle güneş doğar, benle batar” derdi. Bizde de 1980 sonrası dönemde her taşın altından çıkan “tek adam” özentileri vardı: “Ben olmazsam parti dağılır”, “Ben olmazsam sol ölür” diyen figürler. Ve şimdi o listeye Berhan Şimşek adını ekleyebiliriz: “Ben olmazsam CHP olmaz.” “CHP’nin sahibi benim.” “Hayatımı CHP’ye verdim.” “Mücadele ederken kilo kaybı bile yaşadım. 75’den 68’e düştüm.” “ben 18, onlar 35’inden sonra partiye üye oldu. Onlar tablalı don giyerken…” bla, bla, bla…(anlamsız gevezelik; boş dedikodu.)
Ama CHP, 102 yıldır bu halkın partisidir.
Hiç kimsenin “ben”iyle kurulmadı, kimsenin “ben”iyle de yıkılmaz.
Bu partiyi kuranlar, emperyalizme ve onun içerideki işbirlikçilerine karşı kafa tutan; “biz” diyen Mustafa Kemallerin iradesidir.
Berhan Şimşek’in “ben” kurgusu
Program boyunca Şimşek’in dilinde dönen kelimeler dikkatle dinlendiğinde tablo şöyleydi:
“Ben milletvekiliydim.” “Ben il başkanıydım.” “7 dönem parti meclisi üyeliği yaptım.”
“Ben olmasam bu parti olmazdı.”
“Ben İmamoğlunu korudum.”
“Ben aday olacaktım, beni engellediler.”
“Ben kilo verdim, ben bedel ödedim.”
“Benim çay ocağım kurşunlandı.” “Ben hayatımı verdim, partiye.”
Her cümlenin öznesi ben.
Parti yok, örgüt yok, yoldaş yok.
Sadece “ben.” sadece dayanaksız iftiralar
Ve her “ben”, aslında bir küçük “biz”in yerine geçiyor — öyle geçiyor ki, sonunda partiyi yutan bir kişisel mitolojiye dönüşüyor.
Kendini filmde zanneden siyasetçi: “Berhan ve Ben”
O programda Şimşek, bir politikacı gibi değil, bir karakter oyuncusu gibi davrandı.
Ses tonu değişti, yüzü alı al, moru mor oldu; cümle aralarına dramatik duraklar koydu.
Sanki senaryo elinde, sahne yönetmeni Ahmet Hakan karşısında.
Kameralar karşısında kurduğu o “ben merkezli kahraman” tiplemesi, 90’ların Yeşilçam reflekslerini taşıyordu. Belki farkında değildi ama, çektiği en iyi film buydu: “Berhan ve Ben.”

Ahmet Hakan’ın gazı ve narsizmin yakıtı
Bu tiyatronun perde arkasında da Ahmet Hakan’ın “yandaş rejim televizyonculuğu” vardı.
Her cümlede Şimşek’e methiyeler: “Harika gidiyorsunuz Berhan Bey!” “Pürüzsüz konuşuyorsunuz!”
“Tarihi konuşuyorsunuz!” “Bu ne destansı anlatım!”
Narsizm, alkışla beslenir.
Ahmet Hakan’ın bu “suni alkışı”, Şimşek’in egosunu öyle şişirdi ki, program sonunda disiplin kurulundan gelen çağrı kâğıdını yırtarken, yüzünde sanki Cannes’da ödül almış bir aktörün ifadesi vardı. Partisini değil, kendi filmini savunuyordu.
Tarih sahnesinde “ben” diyerek kaybolanlar

Berhan Şimşek yalnız değil. Tarihte “ben” diyerek başlayanların çoğu, “benim yüzümden” diye bitirir hikayesini. Robespierre, Fransız Devrimi’ni “ben kurtarırım” dediği gün giyotine gitti. Enver Paşa, “ben Turan kurarım” dedi, Orta Asya’da yalnız öldü. Hitler, “ben Almanya’yım” dedi, Almanya’yı yaktı. Yakın tarihimizde, “ben olmazsam parti biter” diyen nice genel başkan, partileriyle birlikte tarihin tozlu raflarına karıştı. Şimdi de Berhan Şimşek’in “ben”leri aynı kaderin peşinde: Kendisini dev aynasında görüyor.
CHP bir “ben” partisi değildir
Cumhuriyet Halk Partisi, “ben” diyenlerle değil, “biz” diyenlerle ayakta kaldı.
Mustafa Kemal’ler, Bülent Ecevit’ler, İsmet Paşa’lar, Altan Öymen’ler, Murat Karayalçın’lar, Hikmet Çetin’ler, Aydın Güven Gürkan’lar, Türkan Saylan’lar, hepsi “ben”i değil “ülkeyi” konuştular. O yüzden tarih onları yaşatıyor.
Ama şimdi çıkıp da ekranlarda “abimin çay ocağı kurşunlandı, ben kilo verdim, ben bedel ödedim” diye kendini merkez ilan eden birinin, CHP’nin yüz yıllık mücadelesini ve çekilen acıları, ödenen bedelleri anlaması mümkün değil. Çünkü CHP, bir kahramanlar sahnesi değil; bir kahraman halkın sahnesidir.
Egonun sınırı: partiyi değil kendini yakan ateş
Ego, kibirle birleştiğinde sahibini yalnızlaştırır. Şimşek’in her cümlesi, “ben”in yalnızlığını haykırıyor. Çünkü “ben” diyenin yanında kimse kalmaz. “Biz” diyebilenlerse tarih yazar.
Cumhuriyet Halk Partisi bir holding değil, bir umut hareketidir. Tapusu kimsenin cebinde değil; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasında, halkın elindedir.
Ve o halk, ne CNN ekranlarından, ne de yandaş manşetlerden, ne de AKP’nin kayyımlığını kabul edenlerden emir almaz.
Gerçek liderler televizyonlarda yaptıkları subjektif rollerle değil, meydanlarda, mücadele içinde halkla kurdukları nesnel ilişkiden doğarlar.
Bu yüzden Berhan Şimşek’in hikâyesi, CHP için bir kayıp değil, bir ibrettir. Şanını, şöhretini, emekli maaşını bile partiye borçlu olanlar; parti onlara borçluymuş; CHP’yi yoktan var etmişler gibi rol kesemezler. Bu rol aşar onun artizliğinin boyutu…
Parti, artık “ben” diyenlerin değil; halkın, emeğin, laik Cumhuriyet’in sesini yükseltenlerin partisidir. Laiklik mücadelesini hep birlikte büyütenlerin partisidir. Kurulan bütün tuzakları aşan; AKP ve onun CHP içindeki kayyımlarının heveslerini kursaklarında bırakacak olanların partisidir.


