
Güney Kore halkı, son yılların en büyük siyasi bunalımına sandıkta yanıt verdi. Muhalefetteki Demokratik Parti’nin adayı Lee Jae-myung, yüzde 49,3 oy alarak ülkenin yeni devlet başkanı seçildi. Katılımın rekor düzeyde — %79,4 — gerçekleştiği seçimde, halk iradesi sıkıyönetim artığı politikalara tokat gibi yanıt verdi.
Seçim, kısa süre önce görevden alınan muhafazakâr Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol’un hukuksuz biçimde sıkıyönetim ilan etmesiyle başlayan siyasal krizin ardından geldi. Krizin mimarları demokratik siyasetin dışına itilirken, Lee’nin zaferi “sivil anayasal direnişin” sandıktaki izdüşümü oldu.
“Bu bir isyanın reddidir”
Lee Jae-myung, zafer konuşmasında doğrudan önceki yönetime yüklendi: “Bu halk isyanı geride bırakmak istiyor. Devletin yetkisini bir daha kimsenin halka karşı kullanmasına izin vermeyeceğiz.”
Yoksulluk içinde geçen bir çocukluktan gelen ve “sıfırdan zirveye” çıkışıyla tanınan Lee, uzun süredir yolsuzlukla mücadeleyi ve ekonomik adaleti kampanyasının merkezine koydu. Seul’deki coşkulu kutlamalarda en çok genç kadınların ve ilk kez oy kullanan genç erkeklerin katılım göstermesi, Güney Kore demokrasisinin toplumsal dinamiğinde belirleyici bir değişimi de işaret ediyor.
Yeni Başkan, Yeni Dış Politika mı?
Lee’nin seçilmesinin ardından gözler dış politikaya çevrildi. Uzmanlar, Lee’nin geçmişte Çin ve Kuzey Kore’ye yakın, ABD ve Japonya’ya mesafeli duruşunu hatırlatsa da Lee, zaferinin ardından yaptığı açıklamada: “ABD ile ittifak, dış politikamızın temeli olmaya devam edecek. Aynı zamanda Kore Yarımadası’nda barışı sağlamak için yeni iletişim yolları açacağız.”dedi. Bu da, Washington–Seul ilişkilerinde bir kopuş değil; temkinli bir dengeleme politikası izleneceğinin göstergesi olarak yorumlandı.
Kore’de Değişim, Asya’da Yeni Denge
Güney Kore’nin iç siyaseti, yalnızca Uzak Doğu’yu değil; küresel jeopolitik dengeleri de etkiliyor. Lee’nin, hem ABD ve Japonya ile ilişkileri geliştirme sözü vermesi hem de Çin ve Rusya ile yeni sayfa açma mesajı vermesi, Ukrayna savaşı sonrası şekillenen bloklar arasında yeni bir köprü siyasetinin habercisi olabilir.
Bu değişimin Avrupa için risk değil fırsat barındırdığını yazdı: “Trump’ın Beyaz Saray’a dönüş olasılığı, Asya’daki müttefikleri daha otonom hareket etmeye itiyor. Lee’nin dış politikasında riskten çok fırsat var.”
Türkiye’ye ve Tuzla’ya Düşen Dersler
Güney Kore’deki bu değişim, Türkiye kamuoyu açısından da dikkatle izlenmeli. Siyasi kriz döneminde hukuksuz uygulamalarla ayakta kalmaya çalışan bir iktidarın, gençlerin ve sivil toplumun sandık iradesiyle nasıl tasfiye edildiği örneği, benzer sorunlarla boğuşan coğrafyalar için umut verici.
Demokrasiye ve hukuk devletine sahip çıkmak, yalnızca “oy vermek” değil, onu ısrarlı ve örgütlü bir toplumsal mücadeleyle yeniden kurmak anlamına geliyor.
Bugün Güney Kore’de sandıktan çıkan mesaj, “sıkıyönetime, sansüre, keyfiliğe hayır; halka, adalete ve eşitliğe evet” mesajıdır.


